‘Baskıya Karşı Hakkını Ara’

3[Ayşegül Özbek’in Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yazısını paylaşıyoruz.]

Bazı örnek vakalara odaklanan Siyah Bant’ın ikinci yayını ‘Sanatta İfade Özgürlüğü, Sansür ve Hukuk’ bir hak arama rehberi. Rapor kitap, sanat emekçileri için bir hak arama rehberi niteliği taşıyor. Dr. Ulaş Karan, sanatsal ifadelere yönelik müdahalelere karşı mücadelenin bir hak mücadelesi olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.

Sanatın her alanında sansürü, hukusuzluğu belgeleyen, görünür kılan ve tartışan Siyah Bant’ın ikinci yayını “Sanatta İfade Özgürlüğü, Sansür ve Hukuk” başlıklı kitap çıktı. Önceki gün Tophane – Tütün Deposu’nda hem kitabın tanıtımı yapıldı hem de bir söyleşi gerçekleşti. Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin desteği ve İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi ortaklığıyla yıl boyu yürütülen çalıştayların sonucunda oluşan kitap, Tütün Deposu’ndan ücretsiz sağlanabiliyor ya da http://www.siyahbant.org/ sitesinden indirilebiliyor.

Kitaba kaynaklık eden çalıştaylarda gündeme gelen konuların bir özeti de söyleşide katılımcılara sunuldu. Söyleşide, hukukçu akademisyenler, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Dr. Ulaş Karan, Eda Çataklar ve Siyah Bant’tan Pelin Başaran, Banu Karaca ve Asena Günal konuşmacı olarak yer aldılar. Güncel sanat ve plastik sanatlar, gösteri sanatları, sinema, müzik ve edebiyat çalıştaylarına sanatçılar, sanat emekçileri, aktivistler, hukukçular katıldı ve kendi deneyimlerini paylaştılar. Rapor kitapta 2007-08 sonrası bazı örnek vakalara odaklanıldı.

Yapılan araştırmalarda sanat emekçilerinin haklarını tam olarak bilmediği, yetersiz kaldıkları ya da sözleşmelerin yapılmadığına vurgu yapan Karaca, kitabın rehber niteliğinde olduğunu söyledi:

“İlk yayından bugüne iki önemli gelişme yaşandı. İlki Barış Süreci. Burada şu soru doğuyor; birçok Kürt sanatçının, Kürtçe sanat yapanların aleyhine davalar sürüyor. Son Diyarbakır mitinginde Şivan Perwer ve İbrahim Tatlıses Kürtçe şarkılar söylüyor, ama şu anda aynı şekilde Kürtçe şarkılar söylemiş olanlara karşı hala davalar yürütülüyor, denetimli serbestlikler var. Gezi süreci de önemli bir faktör oluşturuyor. Daha önce sadece Kürt sanatçılara uygulanan bazı hukuki yöntemler daha geniş bir kitleye uygulanıyor. Mersin’de Praksis grubuna ‘topluluğu dinamik tutmaktan’ dolayı açılan dava gibi.”

Türkiye’nin 82 Anayasasından kaynaklı temel bir çelişkisi olduğunu vurgulayan Tarhanlı şöyle konuştu:

“Anayasada ‘Herkes bilim – sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her tür araştırma hakkına sahiptir’ deniyor. Ancak, ikinci paragrafta ‘yayma hakkı’nı hiçbir şekilde 1.2.3. maddelerinin değiştirilmesi konusunda kullanamazsınız’ diyor. Anayasa 17 kez değişti, ama hiçbir hükümet bu konuyla ilgili bir şey söyleme ihtiyacı duymadı. Bu bence Türkiye sanat çevresi açısından, insan hakları hareketi açısından utanç verici.”

64. maddenin muğlaklığına da değinen Tarhanlı, kitaptaki bulguların bir biçimde takibinin olması gerektiğini vurgulayarak, hukukun hem devlet hem de piyasaya karşı sınanması gerektiğini belirtti.

Karan ise hak ihlalleri ve sansür vakalarının genellikle basına yansımadığını, yansısa bile kültür sayfalarında yer aldığı için bunun bir hak konusu olarak gündeme gelmediğini belirtti:

“Sanatçılar genellikle sanatsal ifadelere yönelik müdahaleleri sanata saygısızlık olarak düşünüyorlar. Bunu bir hak mücadelesi alanı olarak görmüyorlar. Gerek devlet gerek devlet dışı aktörler tarafından hayatın her alanında sanatsal ifade özgürlüklerine yönelik müdahaleler görüyoruz. Polis, kolluk, savcılık, hakim ve daha sonra cezalandırma, yargı organları… Devlet dışı aktörler açısından ise, fiziksel müdahaleden başlayarak tehdit, taciz, sanat eserine eser sahibinin rızası olmaksızın çoğu zaman haber vermeden değişiklik yapılması gibi örnekler var.”

Hukuk veri tabanlarında sanat eserlerine yönelik müdahalelere dair tek bir karara bile ulaşamadığını belirten Karan, “Vakaların hiçbiri eser sahibi tarafından yargıya intikal ettirilmemiş. Dava açmaya başlamak ve davaları takip etmek önemli. Birtakım sanat örgütlerinin de takip etmesi gerek bu süreçleri. Sanatçıların anında örgütlenerek refleks göstermesi ve hukuksal yollara başvurması çok önemli. Adım atılmadığı sürece bu kitap kalınlaşmaya devam edecek.”

Sanatın her alanında sansürü, hukusuzluğu belgeleyen, görünür kılan ve tartışan Siyah Bant’ın ikinci yayını “Sanatta İfade Özgürlüğü, Sansür ve Hukuk” başlıklı kitap çıktı. Önceki gün Tophane – Tütün Deposu’nda hem kitabın tanıtımı yapıldı hem de bir söyleşi gerçekleşti. Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin desteği ve İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi ortaklığıyla yıl boyu yürütülen çalıştayların sonucunda oluşan kitap, Tütün Deposu’ndan ücretsiz sağlanabiliyor ya da http://www.siyahbant.org/ sitesinden indirilebiliyor.

Kitaba kaynaklık eden çalıştaylarda gündeme gelen konuların bir özeti de söyleşide katılımcılara sunuldu. Söyleşide, hukukçu akademisyenler, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Dr. Ulaş Karan, Eda Çataklar ve Siyah Bant’tan Pelin Başaran, Banu Karaca ve Asena Günal konuşmacı olarak yer aldılar. Güncel sanat ve plastik sanatlar, gösteri sanatları, sinema, müzik ve edebiyat çalıştaylarına sanatçılar, sanat emekçileri, aktivistler, hukukçular katıldı ve kendi deneyimlerini paylaştılar. Rapor kitapta 2007-08 sonrası bazı örnek vakalara odaklanıldı.

Yapılan araştırmalarda sanat emekçilerinin haklarını tam olarak bilmediği, yetersiz kaldıkları ya da sözleşmelerin yapılmadığına vurgu yapan Karaca, kitabın rehber niteliğinde olduğunu söyledi:

“İlk yayından bugüne iki önemli gelişme yaşandı. İlki Barış Süreci. Burada şu soru doğuyor; birçok Kürt sanatçının, Kürtçe sanat yapanların aleyhine davalar sürüyor. Son Diyarbakır mitinginde Şivan Perwer ve İbrahim Tatlıses Kürtçe şarkılar söylüyor, ama şu anda aynı şekilde Kürtçe şarkılar söylemiş olanlara karşı hala davalar yürütülüyor, denetimli serbestlikler var. Gezi süreci de önemli bir faktör oluşturuyor. Daha önce sadece Kürt sanatçılara uygulanan bazı hukuki yöntemler daha geniş bir kitleye uygulanıyor. Mersin’de Praksis grubuna ‘topluluğu dinamik tutmaktan’ dolayı açılan dava gibi.”

Türkiye’nin 82 Anayasasından kaynaklı temel bir çelişkisi olduğunu vurgulayan Tarhanlı şöyle konuştu:

“Anayasada ‘Herkes bilim – sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her tür araştırma hakkına sahiptir’ deniyor. Ancak, ikinci paragrafta ‘yayma hakkı’nı hiçbir şekilde 1.2.3. maddelerinin değiştirilmesi konusunda kullanamazsınız’ diyor. Anayasa 17 kez değişti, ama hiçbir hükümet bu konuyla ilgili bir şey söyleme ihtiyacı duymadı. Bu bence Türkiye sanat çevresi açısından, insan hakları hareketi açısından utanç verici.”

64. maddenin muğlaklığına da değinen Tarhanlı, kitaptaki bulguların bir biçimde takibinin olması gerektiğini vurgulayarak, hukukun hem devlet hem de piyasaya karşı sınanması gerektiğini belirtti.

Karan ise hak ihlalleri ve sansür vakalarının genellikle basına yansımadığını, yansısa bile kültür sayfalarında yer aldığı için bunun bir hak konusu olarak gündeme gelmediğini belirtti:

“Sanatçılar genellikle sanatsal ifadelere yönelik müdahaleleri sanata saygısızlık olarak düşünüyorlar. Bunu bir hak mücadelesi alanı olarak görmüyorlar. Gerek devlet gerek devlet dışı aktörler tarafından hayatın her alanında sanatsal ifade özgürlüklerine yönelik müdahaleler görüyoruz. Polis, kolluk, savcılık, hakim ve daha sonra cezalandırma, yargı organları… Devlet dışı aktörler açısından ise, fiziksel müdahaleden başlayarak tehdit, taciz, sanat eserine eser sahibinin rızası olmaksızın çoğu zaman haber vermeden değişiklik yapılması gibi örnekler var.”

Hukuk veri tabanlarında sanat eserlerine yönelik müdahalelere dair tek bir karara bile ulaşamadığını belirten Karan, “Vakaların hiçbiri eser sahibi tarafından yargıya intikal ettirilmemiş. Dava açmaya başlamak ve davaları takip etmek önemli. Birtakım sanat örgütlerinin de takip etmesi gerek bu süreçleri. Sanatçıların anında örgütlenerek refleks göstermesi ve hukuksal yollara başvurması çok önemli. Adım atılmadığı sürece bu kitap kalınlaşmaya devam edecek.”

Cumhuriyet