Dayanağımız Ödenekler Değil, Seyircimizin Alkışlarıdır!


IMG00717-20131130-1215Mimesis Haber
/ Tiyatro sanatçıları dün Ses Tiyatrosu’nda bir araya gelerek hükümetin sanat politikasını protesto ettiler. Aralarında Ferhan Şensoy, Genco Erkal, Rutkay Aziz, Gülriz Sururi, Yücel Erten, Nedim Saban, Levent Üzümcü, Gülsen Tuncer gibi isimlerin bulunduğu on dört tiyatrocu aşağıdaki bildiriyi okudular. Bildiriden sonra “bu daha başlangıç mücadeleye devam” sloganları atıldı. Ana akım medyanın ilgi göstermediği buluşmaya yaklaşık yüz elli civarında sanatçı katılım gösterdi…

Buluşmanın ardından bir grup tiyatrocu ve tiyatro sever bundan sonrasında nasıl bir kampanya ve eylemlilik yürütülebileceğine dair bir toplantı gerçekleştirdi.

İlker Yasin Keskin / Mimesis Haber

 IMG00725-20131130-1220

***

Bildiri metni:

“Biz tiyatrocular diyoruz ki;

Bugün ülkemizde, otoriter polis devleti hevesi ile dinci faşizm iştahı el ele vermiş, temel insan hakları ile insanlık değerlerini hiçe saymaya ve adım adım yok etmeye kararlı görünüyor.

İktidar, bu doğrultuda, kültür ve sanat alanlarına da, kıyıcı, yıkıcı, yok edici, kurutucu bir tutumla saldırmaktan geri durmuyor.

Bale sanatını belden aşağı, resim ve heykel sanatını ucube olarak nitelendiren, Fazıl Say’ı düşünce suçlusu ilan eden, Yunus Emre’den Edip Cansever’e kadar bir yazın ordusunu sansürleyen bu zihniyet; sahne sanatlarının her alanına var gücüyle yükleniyor.

Devlet Tiyatrolarını, Devlet Opera ve Balesi ile orkestralarını, ülkenin sanat hayatından silme girişimleri durmadı, durulmadı.

Biz tiyatrocular, bu gaflet karşısında susmadık, susmayacağız!

Yerel yönetimlere bağlı Şehir Tiyatroları’na boyunduruk vurarak evcilleştirme girişimlerine sessiz kalmadık, kalmayacağız!

İstanbul Atatürk Kültür Merkezi, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Muammer Karaca Tiyatrosu, Emek Sineması, Ankara Akün ve Şinasi Sahneleri gibi sanat yuvalarına yönelik yıkımcılık çabalarına karşı durduk, karşı duracağız!

Şimdi özel tiyatrolara destek konusunun da, ürkünç bir keyfilikle, meşrep bezirganlığına dönüştürüldüğüne tanık oluyoruz.

Somut demokratik ilkelerden ve bilimsel ölçütlerden yoksun, ‘Ben kurdum, oldu!’ anlayışı ile tayin edilmiş, yarıdan çoğu bakanlık memurlarından oluşan bu kurulun, kararlarından ortaya çıkan gerçek şudur:

‘Siyasal ve düşünsel yönelimleri ayrıştırır, sakıncalı bulduklarıma vermem. Yapay haklı-haksız tartışmaları oluşturarak, sonuçta ulufe veya sadakaya indirger, yandaş peyleme mekanizması olarak kullanırım.’

Oysa kültür-sanat alanlarına yapılan bütün yatırımların kaynağı, halkın ödediği vergilerden oluşur.

Kimse sünnet takılarını bozdurarak bu parayı temin etmiş değildir.

Toplumun düşünsel ve duygusal esenliği için harcanacak bu kaynakların dağılımında; uygar, demokratik ve akılcı ölçütler oluşturmak gerekir. Bunu da ancak özerk yapıda kurum ya da kuruluşlar yapabilir. İster ödenekli, ister özel tiyatrolarda olsun; bozmaca yönetmelikler ve düzmece kurullarla yapılan iş, ahmakıslatan gibidir.

Destek için başvuran, başvurmayan, başvurup destek alan, başvurup destek alamayan, destek alıp da reddeden biz tiyatrocular, bir bütün halinde bu kurnazlığın da maskesini düşüreceğiz. Susmuyoruz, susmayacağız!

Uygar dünyanın bu konudaki yöntemi de özgürlük ve özerklik kavramlarında yatar.
Biz tiyatrocular diyoruz ki: Sanat özgürdür, kurumları özerktir!

Özgürlük ve hukuk mücadelemizi kol kola genişletirken; dayanağımız ödenekler değil, bu duruma sessiz kalmayacağına inandığımız seyircimizin destek, dayanışma ve alkışlarıdır.

Susmuyoruz, susmayacağız!”

Yorum


işlemi tamamlayınız: