Dünyada Kültür Politikaları III: Asya’dan Örnekler

Sacit Hadi Akdede

Giriş

Geçen ayların en önemli olayı kuşkusuz Gezi Parkı protestolarıdır. Bu protestoların ülkenin kültür ve sanat gündemini ve hayatını nasıl etkileyebileceği oldukça verimli bir araştırma konusu olacaktır. Bununla beraber, bu konuda yazabilmek için biraz daha beklemekte ve biraz daha fazla data toplamakta fayda vardır.  Bundan dolayı, her ne kadar Türkiye’nin sıcak gündemi Gezi Parkı protestoları ve sonrası olsa da, biz geçen sayılarda başladığımız Dünyada Kültür Politikaları serimize devam edeceğiz ve bu yazıda Asya’dan örneklere değineceğiz.

Doğu Asya’nın ekonomik olarak en önemli ülkeleri Çin, Japonya, Güney Kore, Tayvan gibi ülkelerdir.  Hindistan da Asya ülkesi sayılsa da Doğu Asya bölgesine girmemektedir. Asya Kaplanları olarak adlandırılan ülkeler, Güney Kore, Tayvan, Singapur ve Hong Kong’dan oluşmaktadır. Bu ülkelerin son ikisi şehir devlet kategorisindedir. Hong Kong şimdi Çin’e bağlı bir şehirdir.

Asya Kaplanları iktisadi olarak çok hızlı bir kalkınma ve büyüme süreci yaşadılar.  Singapur ve Hong Kong’u dışarda tutarsak ( bunlar nüfus ve toprak alanı olarak bir şehir büyüklüğündedirler), Güney Kore ve Tayvan oldukça yoğun devlet müdahalesi altında endüstrileştiler ve dünya çapında firmalar yarattılar ve marka ürünler ürettiler. Bu devlet müdahalesinde elbette ki, Amerika’nın desteği de vardı çünkü Amerika, hem Güney Kore’yi hem de Tayvan’ı, ana akım söylemle dile getirirsek, komünizme karşı koruma misyonu da yüklenmişti.  Hem Güney Kore hem de Tayvan Amerika’yla yakın ekonomik ilişki içindeydiler. Her iki ülke de uzun bir dönem demokrasiden uzak yönetildiler çünkü iki ülkede de askeri yönetimler vardı.

Bugün özellikle Güney Kore dünya çapında önemli firmalar ortaya çıkardı Hyundai,  Samsung gibi. Tayvan katma değeri yüksek elektronik ürünler ihracatında çok başarılı rakamlara ulaştı. Tekrar vurgulamakta yarar vardır ki,  Amerika’ya ideolojik yakınlık bu iki ülkenin ekonomisine çok yardımcı oldu.  Konumuz Asya ülkelerinin iktisadi kalkınma tarihi olmadığından, burada iktisadi konularda daha fazla ayrıntı verilmeyecektir. İktisadi büyüme alanında önemli atılımlar yapan Asya ülkelerinde acaba kültür politikaları alanında nasıl gelişmeler vardır? Bu soruyu yanıtlamaya geçmeden önce, kişisel olarak yaşadığım iki anekdotu burada belirtmekte yarar görüyorum.

Asya Ülkelerinde Kültür ve Sanat Politikası

Polonya’da katıldığım bir bölgesel ekonomi konferansında Güney Kore’den gelen bir akademisyenin söyledikleri dikkatimi çekmişti. Bu akademisyen dünyaya artık sadece elektronik cihazlar ve otomobil satmak istemediklerini, kültür ürünleri ihracatlarını arttırmak istediklerini vurguladı. Kültür ürünlerinden hangi ürünleri kastettiğini tam anlayamamakla beraber, özellikle kültür vurgusu ilgimi çekmişti. Kendisini ilgili konferansa da Güney Kore Kültür Bakanlığı’nın gönderdiğini ve aynı zamanda kültür konularında Polonya’da konferans süreci boyunca alan araştırması yaptığını vurguladı. Ülkesine döndüğünde Polonya’daki kültür ürünlerine ilişkin bir rapor yazıp Kültür Bakanlığı’na vereceğini belirtti. Bu olay iki noktada ilgimi çekti. Birincisi, bir Bakanlığın bilimsel bir konferansa, olması gerektiği gibi, bir akademisyeni göndermesidir.  Bizim ülkemizde Bakanlıkların akademisyenden çok kendi bürokratlarını göndermeyi tercih ettiği bilinen bir gerçektir. İkinci nokta, bu konferans 2005 yılında gerçekleşmişti ve Güney Kore’de kültür ihraç etmenin önemi o yıllardan önce vurgulanmaya başlamıştı. Kültür ihraç etmek, kültür ürünleri satmaktan farklı bir anlamda da kullanılabilen bir kavramdır. Örneğin,  Kore yapımı bir filmin Amerika’da sinemalarda gösterilmesi kültür ürünü ihracı veya kültürel ürünü satışı olarak algılanır. Bununla birlikte,  belli bir ülkenin yaşam tarzının çeşitli iletişim araçlarıyla (TV, sinema, film, vb.) diğer ülkelere de yerleştirilmeye çalışılmasına kültür ihracı ya da kültür emperyalizmi de denmektedir. Bu yazının konusu kültür emperyalizmi değildir. Bununla birlikte kişisel olarak yaşadığım ikinci anekdot Asya ülkelerinin kültürel hayatına ilişkin bazı ipuçları verecektir diye düşünüyorum.

2007 yılında Güney Kore Kültürel Ekonomistler Birliği’nin davetlisi olarak Güney Kore’de on gün kaldım.  Amerika’dan Michael Rushton, Hollanda’dan Arjo Klamer ve Almanya’dan da başka bir kültürel ekonomist davetliydi.  Seul’da ve Daejong’da  iki seminer verdim ve çalıştaylara katıldım.  Kore oldukça geleneksel bir yapıya sahip olmasına karşın, bir o kadar da Batı’ya öykünen/özenen bir toplum izlenimi verdi bana.  Amerika’dan doktoradan Koreli sınıf arkadaşım olan Jinyoung’ı ziyaret ettim ve ona bu izlenimimi söyledim.  Arkadaşım gözlemime katıldı. Hemen hemen toplumsal yaşamın her alanında çok sıkı bir ast üst ilişkisinin varlığı (akademisyenler arasında bir yemek ortamında bile) ve geleneksel değerlerin katılığı veri iken,  Batılı gibi görünmek için estetik ameliyat olup çekik gözlerini düzelten Koreli sayısının fazlalığı beni şaşırttı. Arkadaşım Kore’nin estetik ameliyatlarda oldukça ilerlediğini söyledi. Batı’ya özenen bu toplum, nedense kamusal alandaki sosyal ortamlarında bile kendi geleneksel kodlarını uygulamaktan vazgeçmemektedir. Ayrıca, konferans boyunca bize verilen mihmandarın söyledikleri de daha dün gibi aklımda: “The best thing to be in Korea is being a foreigner”, “Kore’de olunabilecek en iyi şey bir yabancı olmaktır”. Buradaki “yabancıdan” kastedilen Batılı olmaktır aslında. Bir Ortadoğulu olmak Avrupalı ya da Amerikalı olmak kadar çok muteber olmasa gerek diye düşünüyorum.  Bu gözlemler Kore’de ve başka Asya ülkelerinde Batı’ya öykünmenin veya özenmenin/taklidin çok önemli boyutlarda olabileceğini anlamamız açısından önemlidir.  Bununla beraber, Asya ülkelerindeki Batılılaşma hareketi Türkiye’deki Batılılaşma hareketinden daha farklı sonuçlar doğurmuştur. Türkiye’de Batılılaşma hareketi toplumsal ve politik kutuplaşmalara neden olurken,  Asya ülkelerindeki Batılılaşma hareketi salt Batılılaşma hareketinden dolayı politik ve toplumsal kutuplaşmalara neden olmamıştır. Burada Asya ülkelerinde Batılılaşma hareketi ekseninde oluşabilecek politik kutuplaşmalara rastlanmamasının nedeni, belki de “Asya Değerleri” denen değerlerdir. Bu değerler neo klasik ekonomi literatüründe vurgulandığı kadarıyla, çatışmanın yerine uzlaşmayı, bireysel haklar yerine toplumsal değerleri ve otoriteye saygıyı vurgulamaktadır (Lim, 2012).  Böyle olunca da, örneğin, Asya ülkelerinden dünya çapında klasik müzik, opera ve bale sanatçıları çıkarken, Türkiye’den dünya çapında opera-bale, klasik müzik sanatçısı, bir iki örnek dışında, çıkmamıştır. Türkiye’de Batıcı ve geleneksel kesim arasında oluşabilecek kültürel rekabet daha çok dünya çapında sanatçı çıkarabilmek için gerekli ortamı yaratamamıştır. Asya ülkeleri rekabetten çok “otorite altında uyumu” ortaya çıkararak, daha başarılı olmuş gibi görünmektedirler.

Burada Asya ülkelerindeki kültür politikalarını kültür ve sanatın desteklemesi ekseninde araştıracağız. Diğer bir deyişle Batılılaşmanın Asya’da ve Türkiye’de etkileri gibi çok verimli olabilecek bir araştırma alanı ne yazık ki bu yazının konusu değildir. Bununla beraber, Batılılaşma elbette ki kültür ve sanatın ürünlerinin içeriğini ve ekonomik olarak da destekleme biçimlerini de kapsayacağından, bir önceki paragrafta o konuda çok kısa olsa bilgi verilmiştir.

Şimdi iki önemli Asya ülkesindeki kültür ve sanat politikalarını genel çerçevesiyle incelemeye geçebiliriz.

Japonya

Japonya uzun zamandır Batı’yı “taklit etme ve onları geçme” geleneğine sahiptir.  Bürokrasi, teknoloji, kültürel gelenekler, hukuk, devlet idaresi gibi alanlarda birçok kurum başka ülkelerden ithal edilmiştir. Yedinci ve dokuzuncu yüzyıllar arasında Çin’den ve on dokuzuncu yüzyılda Batı’dan.  Anayasa, parlamenter demokrasi, deniz kuvvetleri, posta ve iletişim sistemleri gibi burada birkaçını saydığımız kurumlar İngiltere, Fransa, Almanya ve Amerika’dan ithal edilmiştir (Kawashima, 2012). İkinci dünya savaşından sonra ise, demokrasi ve eğitim sistemi modeli olarak Amerikan modeli örnek alınmıştır.  Amerikan yaşam tarzı ve tüketim kültürü Japonya’da da kendini göstermiştir (Kawashima, 2012).  Japonya’nın sanat politikası Amerikan modeliyle Avrupa modelinin bir karışımı biçimindedir. Devlet kültür sektörünün altyapısını yaparken özel sektör de destekleyeceği sanatçıları seçmektedir. Örneğin kültür merkezlerinin inşasını devlete ve özel sektör beraber yaparken, desteklenecek sanatçıların seçimi özel sektöre bırakılmaktadır.

1980’lere kadar Japon devletinin kamu politikaları açısından önceliği kültür politikalarında değildir (Kawashima, 2012).  Japonya 1980’lere kadar devlet müdahalesi altında kalkınma ve ekonomik büyüme politikalarına öncelik vermiştir. Önce iktisadi zenginliğe ulaşmak için politikalar oluşturmuşlar, kültür ve sanatın gerekliliği konusunda çok ikna olmamışlardır.  Japon modernleşmesiyle Türkiye modernleşmesi arasındaki en önemli farklardan biri belki de burasıdır.  Türk modernleşmesi kültür ve sanat alanına özel önem vererek başlamıştır. Bu iki modelin farklılığının daha sonraki yıllarda nasıl sonuçlar doğurduğu başka bir yazının araştırma konusu olacak önem ve boyuttadır.

Japonya uniter bir devlettir ve oldukça merkeziyetçi bir idari yapıya sahiptir. Kültür politikaları konusunda 1980’lere kadar çok ciddi düşünülmemiştir. Japonya’nın sadece bir ekonomik başarı öyküsü olarak anılması hem Japon devletini hem de Japon iş çevrelerini rahatsız etmeye başlamıştır. 1980’lerden sonra, bir soft power ( hafif/yumuşak güç) politikası geliştirmek içine girmişlerdir. Bu oluşumda Japon özel sektörü Batı’dakinden farklı bir yapı meydana çıkarmıştır. Sanata şirket desteği méséna denen özel bir yapının oluşmasına neden olmuştur. Japonlar Fransızca mécénat sözcüğünü Japoncaya uyarlayıp méséna demişler ve bu terim şirketlerin sanata yaptığı katkıyı vurgulamak için kullanılmıştır. Daha sonra büyük firmalar sanatı desteklemek için aralarında bir birlik kurmuşlar ve bu birliğin adı Kigyo Méséna Kyogikai olmuştur. İngilizcesi the Association for  Corporate Support for the Arts,(ACSA). Bu kurumun adı Şirkelerin Sanatı Destekleme Birliği olarak Türkçeye çevrilebilir. Bu birlik Japonya’da kültür politikalarının oluşumunda oldukça önemli bir rol oynamıştır. Böyle bir birlik ne Amerika ne de Avrupa’daki özel şirketlerin sanatı destekleme biçiminin kurumlarıyla tam olarak örtüşmektedir (Kawashima, 2009).  Bu birlik Amerika’nın şirket filantropisine dayanan sanatı finansal olarak destekleme yapısıyla,  Avrupa’da gözlenen şirketlerin sponsorluk yapısından farklıdır. Hem Avrupa’da hem de Amerika’da kültür politikalarını merkezi devletler ve öncelikle merkezi kamu kurumları oluşturur (Amerika’da National Endownment fort he Arts gibi). Japonya’da gözlenen bu özel şirket birliği ise kültür politikasının oluşmasına katkıda bulunmuştur.  Bu birlik kendini neredeyse devletin yerine koyup devletin geliştirmesi gereken kültür politikalarını devletin yerine geliştirmektedir. Böyle bir yapının politik ekonomi açısından incelenmesi ise çok ilginç sonuçlar verir. Japonya merkezi idaresinin kültür ve sanatı desteklemek için oluşturduğu kurum merkezi devlet adına harcama yapmaktadır. Bu kurumun harcamalarının yüzde ellisi kültürel mirasın korunması için yapılan harcamalardır (Kawashima, 2009). Diğer bir deyişle, merkezi devlet daha çok kültürel mirasın korunması alanında harcama yaparken, Méséna, sahne sanatları,  resim, heykel gibi diğer sanatlara oransal olarak daha fazla kaynak ayırmıştır. Aslında devlet ile özel sektör birliğinin desteklenecek sanat alanlarını kendi aralarında belirlemeleri iktisadi etkinliği arttırabilecek bir uygulamadır. Bunun yanında, böyle bir uygulamanın, sanatın politik ekonomisi açısından oldukça önemli sonuçları olacaktır. Hemen şunu belirtmekte yarar vardır ki, özel şirketlerin desteklediği sanatın da, sisteme muhalif eserler üretebilmesi çok zordur.

Kigyo Méséna Kyogikai

Kısaca Japonya’da hem merkezi devletin hem de yerel yönetimlerin sanatı destekleme kurumları mevcuttur. Bununla beraber bu kurumlar uzunca bir süre bir kültür politikası geliştirememişlerdir. Kültür politikasını 1990 yılında kurulan Méséna geliştirmiştir. Bu birlik kamu ve devlet kurumlarına da öncülük etmiştir. Bu kurum kültür ve sanat alanında yeni keşiflerin, araştırma ve anketlerin yapıldığı bir kurum olmuştur. Kültür ve sanat alanında şirketlerin nasıl bir politika oluşturabileceğine ilişkin en iyi örnek Japonya olmuştur. Her ne kadar kamu kurumları ve merkezi devletin kültür alanındaki harcamaları şirketlerin harcamalarından çok yüksek olsa da, özel şirket birliği bir politika oluşturmada kamuya ve devlete öncülük etmiştir. Tekrar vurgulamakta yarar vardır ki, böyle bir yapının politik ekonomi açıdan incelenmesi çok ilginç sonuçlar verecektir. Örneğin sanatçıların kontrat biçimleri, sanatçı gelirlerinin belirlenmesi, hangi sanat türlerine öncelik verildiği ve bu önceliğin sonuçları gibi konular derinlemesine çalışılmamıştır.

Güney Kore

Kültür ve sanatın finansmanı, devlet-sanat ilişkileri ve kültür ve sanat politikasının oluşturulması konularında Güney Kore’de 2005 yılında bir Sanat Kurumu (Art Council of Korea, ARKO) oluşturulmuştur. Bilindiği gibi sanat kurumu (Art Councils) türünden örgütlenmeler, ilk olarak İngiltere’de ortaya çıkmıştır. Bu kurumlar idari bir yapıyı ve mekanizmayı ifade ettiği gibi, sanatın nasıl üretilmesi gerektiği konusunda görüş birliğini de temsil etmektedir. Devlete ideolojik ve politik uzaklık (arm’s length) bu kurumların ana faktörüdür.  Bu kurumlar İngiltere’nin kendi uzun sosyal, ekonomik ve kültürel tarihinden doğmuştur. Devletle halk arasında aracı bir kurum olan bu kurumların idari ve siyasi bağımsızlığı İngiltere’nin kendi tarihsel gelişimi sürecince zamanla oluşmuştur ve bugün artık bu kurum görece daha oturmuş bir biçimde çalışmaktadır. Bunun yanında, Art Council hala İngiltere’de politik tartışmalara konu olmaktadır ve bu kurum İngiltere’de bile sorunsuz işleyen bir kurum değildir.

indir

2005 yılında İngiltere’dekine benzer bir sanat kurumu kurarak, Kore,  kültür politikasını Fransa modelinden İngiltere modeline geçirmeye çalışmıştır (Lee, 2012). Kore de Japonya gibi üniter bir devlettir ve Kore’nin de merkeziyetçi bir idari yapısı vardır. 2005 yılına kadar kültür politikaları Merkezi bürokratların çerçevesini çizdiği ve dikte ettiği bir politikaydı. Sanata finansal destek de merkezi devletten gelmekteydi. Japonya’dakine benzer bir şirketler birliği oluşturulmamıştır.

Kore’de devlet ve sanat ilişkisini ve kültür-sanat politikasının bugünkü yapısını daha iyi anlamak için Kore’nin 20 yüzyıl ekonomik ve sosyal tarihine çok kısa bakmak gerekmektedir.  Kore 1910 ve 1945 yılları arsında Japonya’nın kolonisi olmuştur. Bu olay kültürel süreklilikte bir kırılma ve bir kesilme yaratmıştır. 1950 ile 1953 yılları arasında Kore iç savaşı vardır. 1961-1993 yılları arasında askeri diktatörlük ve 1997 Asya ekonomik krizinden sonra da ekonomik liberalleşme dönemleri vardır. Kore devlet öncülüğünde ekonomik kalkınmasını sağlamıştır. Kore’de hemen hemen her kamu politikası devletin öncülüğünde hayata geçirilmiştir. 1950’den sonra Batı değerleri Kore toplumunda yerleşmeye başlamıştır. Diğer bir ifadeyle Kore Batılılaşması 1950’lerden sonra başlamaktadır. Bütün bu tarihsel olaylar Kore’nin kültür ve sanat politikasında belirleyici olmuştur. Örneğin 1950’lerda başlayan Batılı değerlerin ülkeye girişi, Kore geleneksel sanatların marjinalleşmesine neden olmuştur. Kore’de geleneksel sanatları toplumun sosyal statü bakımından alt kesimlerinden olan insanlar icra ederlerdi (Lee, 2012). Bugünlerde bu geleneksel sanatlar kültürel mirasın korunması programı çerçevesinde yeniden desteklenmeye başlamıştır.

Kore’nin kültür sanat politikaları tarihinde önemli bir dönem olan askeri yönetim dönemi, aynı zamanda sansürün ve sanata devlet müdahalesinin de en ağır hissedildiği dönem olmuştur. Bu dönemde iki önemli sanatçı organizasyonu (grubu) oluşmuştur. Bunlardan ilki ve askeri yönetime yakın olanı Korean Art Organization Federation’dir. Bu grup  muhafazakar grup olarak adlandırılmıştır. Korean People’s Artist Federation ikinci gruptur.  Bu grup da ilerici gruptur. Bu grup askeri yönetime muhalif olmuş ve askeri yönetim tarafından çeşitli biçimlerde cezalandırılmıştır. Askeri yönetim 1993 yılına kadar sürmüştür ve bu yıla kadar kültür ve sanat politikası devletin doğrudan kontrolü altındadır.  Yukarıda isimleri belirtilen iki grup sanatçı ve sanat organizasyonu arasındaki ayrım bugüne kadar sürmüştür ve bugün oluşturulan yeni Sanat Kurumu da bu iki grup arasındaki çatışmanın ortasındadır (Park 2010’dan aktaran Lee, 2012).

1950 ve 1960’larda Kore’de kültür ve sanat politikalarının ana vurgusu ulusal kimliğin oluşturulması yönündedir. Bu bakımdan devlet tarafından öncelikle desteklenen sanat alanları kültürel mirasın korunması ve geleneksel sanatların canlandırılması yönünde olmuştur.  Bu dönemde kültür ve sanat alanında yasayla kurulan kurumlar olmadığından sanata destek düzensiz ve ad hoc olmuştur. 1968 yılında Kore Kültür Bakanlığı kurulmuştur. 1972 yılında Kültür ve Sanatı Destekleme Yasası çıkıyor ve 1973 yılında bugünkü Sanat Kurumu’nun yerini aldığı Kore Kültür ve Sanat Vakfı (Korea Culture and Art Foundation,KCAF) kuruluyor. KCAF 2005 yılında Sanat Kurumu kurulana kadar devlet adına harcama yapma yetkisini elinde tutmuştur. Başkanı Kültür Bakanlığı tarafından atanmıştır. Bütçesi Kültür Bakanlığı tarafından oluşturulmuş ve onaylanmıştır. (Lee vd. 2001 den aktaran Lee 2012). KCAF aynı zamanda Kültür ve Sanatı Destekleme Fonu adı altında oluşturulan fonu da yönetmiştir. Bu fonun kaynağı bilet fiyatlarının içine yerleşmiş olan vergiden oluşmaktaydı. Sonradan bu kaynağa piyango gelirlerinin belli bir yüzdesi de eklendi.

1997 yılından sonra oluşan liberal ortamda iktidara gelen yeni demokratik yönetimler (1997-2003 ve 2003-2008) KCAF’nin yerine bir Sanat Kurumu (Art Council of Korea, ACK) oluşturulmasını gündeme getirdiler. Bu yeni oluşumu eskiden muhalif olan ilerici sanat grubu desteklerken, askeri yönetime yakın olan muhafazakar sanat grubu desteklemedi. Bu iki grup arasındaki çekişmeler bugüne kadar sürmüştür ve sürmektedir.  2005 yılında oluşturulan ACK İngiltere’dekine benzer bir idari örgütlenme yapısı getirse de devletin asıl kaynak sağlayıcı olmasından dolayı, politikanın dışında kalamamıştır. Diğer bir deyişler arm’s length bir işleyiş mekanizmasına sahip değildir. Örneğin 2008 yılında tekrar muhafazakar bir partinin iktidara gelmesi sonucu, bir önceki yönetim tarafından atanan ACK yöneticileri istifaya zorlanmış veya görevden alınmışlardır ( Lee, 2012).

Kısaca Kore’de kültür ve sanat politikaları politik kutuplaşmaların içinde belirlenecektir ve herkes için iyi ve güzel sanat üretilmesi zor olacaktır.

Sonuç Yerine

Bu yazıda iki önemli Doğu Asya ülkesindeki kültür ve sanat politikalarının oluşumuna ve işleyişine çok kısa bir göz attık.  Asya ülkelerinde kamu politikalarının temelini devlet öncülüğü oluşturmaktadır. Kültür ve sanat alanında da böyle olmuştur.  İncelediğimiz iki ülkede 1980’lere kadar ekonomik kalkınmaya daha fazla önem verilmiş ve kültür ve sanat alanına kaynak aktarılması, ekonomik kalkınmadan sonra gelmiştir. Japonya’da özel sektörün Amerika ve Avrupa’daki modelden daha farklı bir model ortaya çıkardığını söylemek sanırım çok yanlış olmayacaktır. Bu modelin devam ettirilebilmesi şirketlerin ekonomik başarısına bağlı olacaktır. Bu modelin ayrıca sanatçı bağımsızlığı,  sanatın politik ekonomisi gibi konularda birçok sonucu olacaktır ve bu konular henüz ilgili literatürde de incelenmemiştir. Güney Kore’de ise devlet sanatın finansmanında en önemli yeri tutmaktadır. İngiltere’dekine benze bir  Sanat Kurumu’nun oluşturulması sanatın finansmanı, sanatçıların bağımsızlığı gibi sorunları çözmemiş, aksine belki de arttırmıştır.

Kısaca, her ülke kültür ve sanat ve devlet arasındaki ilişkilerde kendine özgü bir model bulmaya çalışmaktadır ve bu konu henüz bütün tartışmaları bitirmemiştir. Aksine, bu alandaki tartışmalar daha yeni başlamaktadır.

Kaynakça

Kawashima, N., 2012. Corporate support for the arts in Japan: beyond emulation of the Western Models, International Journal of Cultural Policy, Vol. 18, No. 3, 295–307

Kawashima, N., 2009. The importance of the business sector in cultural policy in Japan – a model of complementary relationship with government. In: J.P. Singh, ed. International cultural policies and power. New York, NY: Palgrave Macmillan, 140–151.

Lorraine Lim, L., 2012, Introduction for Special Issue on Cultural Policy in Asia, , International Journal of Cultural Policy, Vol. 18, No. 3, 261-264.

Lee, H.K., 2012, Progress without consensus:‘instituting’ Arts Council in Korea International Journal of Cultural Policy Vol. 18, No. 3, June 2012, 323–339

Park, G.-M., 2010. Korea cultural policy. Seoul: Kimyoungsa. In Korean.

Lee, M.-K., et al., 2001. Public hearing for finding development direction of culture and arts promotion agency. Seoul: Parliament. In Korean



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: