İTÜ Taşkışla Sahnesi: ‘Yeter Karaca! Başka bir İTÜ mümkün’

itütaskislaimage001Mimesis Söyleşi / Çalışma mekanı sorunu ile boğuşan İTÜ Taşkışla Sahnesi çalışabileceği kendine uygun bir koridor bulmuştu, ancak burayı bile kullanması engellenince “artık yeter!” dediler. Bu konu ile ilgili Taşkışla Sahnesi ile bir söyleşi yaptık.

Biraz Taşkışla Sahnesi’nden bahsedebilir misiniz? Nasıl kuruldunuz, nasıl çalışmalar yaptınız?

Taşkışla Sahnesi, 2006 yılında kurulmuş bir topluluk. İTÜ Mimarlık Fakültesi öğrencileri, tiyatro yapmak amacıyla biraraya geliyorlar ve Atölye Tiyatro Topluluğu’nun da desteğiyle Taşkışla Sahnesi kuruluyor. Ağırlıklı olarak Mimarlık öğrencileri olsa da başka kampüslerden, hatta başka üniversitelerden öğrenciler de katılıyor grubumuza.

Bir üniversite tiyatrosu olarak, Taşkışla Sahnesinde her sene üç aşağı beş yukarı benzer bir program işliyor. İlk dönemin başında yenilerin katılımıyla temel eğitim çalışmaları yapılıyor. İkinci dönem de bir eğitim prodüksiyonu çalışılıyor ve sene sonunda 5-10 gösterim yapılıyor. Turnelere gidiliyor. Hemen her sene bir prodüksiyon hedeflense de, asıl amaç sürecin kendisi olduğundan oyunun çıkmadığı ya da iki sene çalışılan prodüksiyonlar da olabiliyor. Yaz sürecinde ise eğitim-araştırma ağırlıklı çalışmalar ve bir sonraki döneme hazırlık çalışmaları yapılıyor.

Bir üniversite tiyatrosu topluluğu olarak, üniversitelerin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce öğrenci faaliyetleri yeterince destekleniyor mu?

Öğrenci faaliyetleri eğer sanayi ve finansla ilişkiliyse destekleniyor; ama kültür-sanat faaliyetlerinden bahsedeceksek, yanıt olumsuz. Hatta tam aksine köstekleniyor. Bu kösteklenmeye dair somut örnek vermek gerekirse; kulüp faaliyetlerinde giderek ağırlaştırılan bürokratik süreçlerden bahsedebiliriz. İTÜ’de son bir-iki senedir kulüplerin mekân kullanımı veya okuldan bütçe alabilmesi için bin bir türlü bürokratik uygulama getirilmiş durumda. Bürokratik süreçler o kadar karmaşık ki çoğunlukla bu uygulamalar kulüp faaliyetinin engellenmesiyle sonuçlanıyor. Örneğin, okuldan turne için veya herhangi başka bir faaliyet için otobüs ayarlamak isteseniz onlarca belgeyi toparlamanız gerekiyor. Üstelik bu belgelerin içerisinde, “Eğer başıma bir şey gelirse bütün sorumluluk bana aittir” şeklinde bir ifade bulunan, ‘feragatname’ adında bir belge var. Yani okul otobüsü kendi ayarlamak istiyor ama yolda başına gelebilecek herhangi bir şeyden sorumlu olmaktan kaçıyor. Hâlbuki biz okulun bir kulübü olarak, İTÜ’nün bir bileşeni olarak turneye gidiyoruz. Okul ya otobüs ayarlamayacak ve bizim yol masraflarımız için sunduğumuz bütçeyi karşılamalı ya da eğer kendisi ayarlamak istiyorsa sigortamızı da yaptırmalı. Bu feragatnameyi kabul etmiyoruz. Bu konuda okul eğer bu hukuksuz uygulamadan vazgeçmezse biz de diğer kulüplere çağrı yapıp, hakkımızı çeşitli yollardan aramayı düşünüyoruz.

Öte yandan sponsorluk meselesi de büyük bir sorun. Bu sene İTÜ Kültür Sanat Birliği tarafından yapılan açıklamaya göre kulüp bütçelerinde kesintiye gidiliyormuş. Geçtiğimiz yıllarda, bütçe zaten azdı; üstelik bürokratik uygulamalar nedeniyle de zar zor bütçe alabiliyorduk. Şimdi daha da azaltılması gündemde, kim bilir ne gibi engellerle karşılaşacağız. Geçmişte bütçenin azlığından şikayet ettiğimizde, okul bize sponsor bulmamızı salık veriyordu. Bu sene özelinde de bize doğrudan sponsor bulun demiyor da, “Yavaştan aramaya başlasanız iyi olur” diyor aslında…

Sponsorluk demişken, geçtiğimiz günlerde İTÜ’de sponsorların desteğiyle faaliyet gösteren çeşitli kulüpler, Rektör Mehmet Karaca ile bir ‘etik sözleşme’ imzaladı.[1] Rektör bir yandan kulüplerle anlaşma yaparak onlar üzerindeki denetimini artırıyor, diğer yandan da okuldaki etkinliklerde öğrencileri bedava iş gücü olarak çalıştırıyor açık açık. Ek olarak sözleşmeye taraf olan kulüpler rektöre karşı saydamlık, katılımcılık, dürüstlük gibi ilkeler doğrultusunda ‘görevlerini’ yerine getireceklermiş. Rektörden göremediğimiz bu ilkelerin kulüplerden gösterilmesinin istenmesi bizim “Tek taraflı anlaşma nasıl yapılır?” sorusunu sormamıza sebep oluyor ister istemez.

Peki, Taşkışla Sahnesi olarak sizin okul yönetimiyle yaşadığınız sıkıntılar neler?

2006’da kurulduk, 2007’de resmi olarak kulüp olduk.

O zaman bize bir de 4 m2’lik bir “kulüp odası” verildi. Odaya bırakın eşya koymayı, üç kişi aynı anda giremiyor. Hala burayı kullanıyoruz. Bize söylenen okulda boş oda olmadığıydı. Biz de verilenle yetinmek durumunda kaldık. Bu arada geçen sene gördük ki mescit yapılmak istendiğinde okulda yer bulmakta hiç sorun çıkmadı.

Başlarda, kulüpte farklı kampüslerde faaliyet gösteren 3 tiyatro topluluğu olduğu için sıkıntı çıktı. Önce topluluklar bire indirilmeye çalışıldı. Buna izin vermedik. Sonra da yalnızca bir topluluk varmış gibi bütçe ayrıldı. Bu bütçe üçe bölündüğünde komik bir rakam ortaya çıkıyordu. O dönem bunun için de mücadele ettik ve her topluluk için ayrı ayrı bütçe alabildik.

Şu anda ise okul yönetimiyle prova yapma yeri ile ilgili bir sıkıntı yaşıyoruz, en son olarak çalışma mekânımız olan Habitat Holü’ne prefabrik sınıflar yapıldı; çalışma mekânımızdan edildik…

Çalışma mekânıyla ilgili nasıl bir sorun ortaya çıktı? Biraz açabilir misiniz?

Yaklaşık yedi senedir okulda tiyatro için uygun bir mekân olmadığından, habitat holünde çalışıyorduk. İTÜ’lüler bilir; burası geniş, tanımsız, tozlu ve soğuk bir koridor. Konuşunca sesiniz beş saniye boyunca yankılanıyor. Tüm zor koşullara rağmen burada tam yedi senedir provalarımızı yapıyor ve oyunlarımızı sergiliyoruz. Ama bu zamana kadar da okul bizi hep görmezden geldi. Dilekçe verip, çalışma yapmak için her sene izin almamıza rağmen, sanki biz hiç yokmuşuz gibi burayı bizim çalışma saatlerimizde dizi çekimlerine, sergilere, kokteyllere açıyorlardı. Üstelik bize haber vermeye tenezzül bile etmiyorlardı. Hatta geçmişte, okulda dizi ya da reklam çekimi olduğu için okula alınmadığımız zamanlar bile oldu. Öğrencisiniz, okulunuza giremiyorsunuz. Neden? Çünkü bir şirket çekim yapıyor. Hayırlı işler mi dememizi bekliyorlar, bilemiyorduk.

Son olarak, Habitat Holü de elimizden alındı. Okulda sınıf yetersizliği nedeniyle Habitat Holüne prefabrik sınıflar yapılması kararı alınmış. Bunu yine bir gün prova yaptığımız sırada hole inşaat malzemeleri yığılırken öğrendik. Holün bizim prova mekânımız olduğunu söylediğimizde “o halde yarın gelelim” cevabıyla karşılaştık. Ertesi gün hole sınıf yapımı başladı. Dekanla yaptığımız görüşmede kendisine bize prova yapacak yer göstermesini istedik. Kendisinin o anda aklına, yapılacak dersliklerden arta kalan, giriş kapısının önündeki küçük bir boş alan geldi. Buranın tiyatro çalışması için neden uygun olmayacağını anlatma çabamızı bile dinleyecek tahammülü yoktu ve konuşmayı bırakıp, gitti. Biz de şimdi okulda boş bulduğumuz herhangi bir sınıfta veya koridorda çalışmalarımızı sürdürmeye çalışıyoruz.

En son, fakülte yönetimi bir tiyatro sahnesi yapmayı kabul etmişti; o konuda bir gelişme var mı?

Öncelikle belirtelim; sahne sorunu esasen İTÜ’nün genelinde evvelden beri var. İTÜ’nün herhangi bir kampüsünde gösteri sanatları için yapılmış tek bir sahne bulunmuyor. Biz de bu zamana kadar, tiyatro oynamak için en uygun yer olan Kültür ve Sanat Birliği binası içerisindeki oditoryumu kullandık kulüpler olarak. Şimdi buranın yıkılıp yerine öğrenci faaliyetleri binası yapılacağı söyleniyor ama bu projenin içeriğinden tabii ki haberimiz yok. Ne de olsa öğrencilerin ihtiyacını en iyi yöneticiler bilir. Bir de Maçka’da, bizden önce bu okulda Güzel Sanatlar Bölümü’nün bir tiyatro grubu olarak faaliyet gösteren öğrencilerin emeği sonucu ortaya çıkan bodrum katındaki sahne var. Burayı ağırlıklı olarak İTÜ mezunlarından oluşan Seyyar Sahne ve Atölye gibi topluluklar kullanıyordu. Bize tiyatro deneyimlerini aktarmayı sürdüren bu topluluklar da şimdi sahnesiz kalıyor. Zira yeni dekan burayı depo olarak kullanmak istediğini söyleyip, içeriye artık kimseyi sokmama kararı almış.

Gelelim Taşkışla’daki duruma. Kısaca bilmeyenler için sürecin başını hatırlatmakta fayda var. 2007’den, kulüp olduğumuz günden beri, ısrarla dillendiriyoruz sahne talebimizi. 2009’da kamuoyunun dikkatini sahne sorunumuza çekmeye karar verdik ve oynadığımız oyunu sınıflardaki sıraları koridorlara çıkarıp onların üzerinde oyun oynadık. O dönem bazı medya organlarında ve tiyatro kamuoyu nezdinde konuya bir duyarlılık oluştu. Nedim Saban, Melih Anık, Ömer Faruk Kurhan gibi tiyatrocu ve eleştirmenler bu soruna dair yazılar yazdılar. Bu tepkilerin ardından, okul da geri adım attı ve sahne konusunda ilk kez somut girişimler ortaya çıktı. O dönemin dekanıyla ortak toplantılar yapıldı. Topluluğumuzun mimarlık öğrencileriyle birlikte bazı taslak sahne projeleri çizildi. Ama zaman geçtikçe uygulama projelerinin çizilmesi ve bütçelendirilmesi konusunda süreç yine tıkandı. Sürekli okulun “öncelikli işleri” bahane edilerek sahne projesi geri plana itildi. Bize randevu verilmedi. Yaklaşık üç yıl neredeyse bir arpa boyu yol alamadık. Son olarak geçen yıl yapılan dekanlık seçimlerinden sonra yeniden bir hareketlenme oldu. Yeni dekan, önceki süreçlerde de dekan yardımcılığı yapmıştı ve sahne sürecinin belli bazı aşamalarında görev yaptığı için durumdan haberdardı. Seçilirsem ilk işim size sahne yapmak olacak diye bize söz vermişti. Gerçekten de dediği gibi dekan seçildikten sonra, iç mimarlık bölümünü sahne ile ilgili bizimle birlikte çalışma yapması için yetkilendirdi. İç mimarlık bölümündeki hocalarımız ile birlikte yoğun bir emek verdik. 2013 Mayıs ayı itibariyle elimizde ortaya bütün teknik çalışmaları ve bütçe teklifleriyle tamamlanmış bir proje vardı. Artık tek sorun projeye nasıl kaynak sağlanacağıydı. O günden bu yana ise bu konuda yönetim tarafından somut bir adım ne yazık ki atılmadı. Yaptığımız görüşmelerde okulun vakıf ya da dernekleriyle veya sponsor olabilecek şirketlerle görüşme yapılması gerektiği ancak bununla ilgilenecek kimsenin olmadığı söylendi. Kısaca bize parayı da siz bulun deniyordu. Biz de artık son aşamaya geldiğimiz için şansımızı deneyelim dedik ve elimizde dosyalarla şirketlerin kapısını çalmaya başladık ama somut bir sonuç ne yazık ki elde edemedik. Düşünün, okulu, tiyatroyu bırakıp, öğrenciler olarak elimizde dosyalar okulumuza sahne yaptırmak için şirket peşinde koşma noktasına getiriliyoruz. O halde artık şu soruyu sorma zamanı: Okul yönetimi ne işe yarar? Eğer okula herhangi bir proje için bütçeyi bile öğrenci buluyorsa, o koltuklarda kim, nasıl oturur?

Bu açıdan bakınca, eğer projede öngörülen sahne yapılırsa, bu İTÜ için çok önemli bir gelişme olacak. Yalnızca Taşkışla Sahnesi ya da İTÜ değil, aynı zamanda İstanbul çok önemli bir sahne kazanmış olacak. Kara kutu, ama istendiğinde İtalyan ya da Arena sahne olarak da kullanılabilecek teleskopik oturma düzenine sahip oldukça modern bir projeden bahsediyoruz. Ve zannederiz ki, kısıtlı imkânlarla, daire katlarına sıkıştırılarak bin bir özveri ve emekle inşa edilen sahnelerin yanında, İstanbul’da sanatın kalbinin attığı bir bölgede böyle bir sahnenin yapılması önemli bir boşluğu dolduracaktır. Biliyoruz ki, böyle projeler sanatın ihtiyaçlarını bilen ve kamu yararını gözeten insanlara ihtiyaç duyuyor.

Peki bu sorunlarla ilgili olarak neler yapıyorsunuz?

Öncelikle 5 Aralık’ta İTÜ genelinde ‘Yeter Karaca! Başka bir İTÜ mümkün’ sloganıyla bir eylem gerçekleştirildi.[2] Asistanların yaşadığı mağduriyet, idari personellere verilen sürgünler, öğrencilere soruşturmalar, taşeron işçiler üzerindeki emek sömürüsü, kantin sorunu ve daha burada sayamayacağımız birçok sorunla karşı karşıyayız. Bu olumsuzluklara dur demek için İTÜ bileşenleriyle 5 Aralık’ta bir araya geldik. Birbirimize sorunlarımızı anlattık. Zira en temel sorunun İTÜ’deki anti-demokratik işleyiş olduğunu düşünüyoruz. Bizim sorunumuz da bunun bir parçası ve birlikte mücadele etmeden kazanım elde edemeyeceğimizin artık farkındayız. Yönetimden demokratik bir adım beklemenin anlamsız olduğunun da farkındayız. Bu nedenle “artık yeter!” dedik. İTÜ’de demokrasiyi ve akademik özgürlüğü birlikte mücadele vererek yeşerteceğiz. Bunun için artık birbirimizden beklemeden, tüm İTÜ bileşenleri olarak sorumluluk almamız gerekiyor.

Gökhan Gökçen / Mimesis