“Yaşıyoruz bir şekilde iki şekerli, üç şekerli, kaç şekerli?”

903995_346b7cfb89ec298026c7fa63e657b4d8[Habertürk’ten Betül Memiş, Tiyatro Yanetki tarafından sahnelenen Şekersiz adlı oyun ile ilgili bir yorum haber yazısı hazırladı. Bu haberin bir bölümünü paylaşıyoruz]

“Gelenler ve gidemeyenler… Orası, burası, arası, neresi? Ama yaşıyoruz bir şekilde iki şekerli, üç şekerli, kaç şekerli?” Böyle nidalanıyor Yan Etki’nin yeni seyirliği ‘Şekersiz’…

 “Herkes geçer diyor, geçer mi Olric? Herkes ne bilir acımı. Herkes ne bilsin acımızı. Yaşar gibi yapmaktan, özlemez gibi yapmaktan, iyiymiş gibi yapmaktan, nefes alıp onu içimde tutmaktan, o nefeste boğulmaktan sıkıldım.”

1977’nin Aralık 13’ünde, hayata veda eden en üstadım Oğuz Atay böyle söyleniyor Tutunamayanlar romanında. Geçen Cuma bütün Hikmet Benollar, Albay Hüsamettinler, Turgut Özbenler ve Selim Işıklar’ın buluşması vardı, Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı’nda… Ne garip: Yaşam, yerçekimli vaziyetlerde riyaya secde ederken, yerçekim gücünü yitirdiğinde de bütün bilinçaltı köprülerini yıkıyor. Şimdi bu vakitsizlikte ve karartılarda, içime zilyon tane ‘tehlikeli oyunlar’, ‘korkuyu beklerken’, ‘oyunlarla yaşayanlar’ ve  ‘tutunamayanlar’ kaçıyor.

Ötesi berisi, bizler de birer araf hikayesi değil miyiz; biraz Hikmetler’in, biraz da Selim ve Turgutlar’ın yamacında?! Fonumda şükela klibi eşliğinde Derin Uyku Adamı’ndan ‘Tutunamayanlar’ şarkısı; elimde Yeditepe’nin sessiz ayazında, ciğer miss’leyen zubrowka; kafamda ‘önce biraz zor gelecek, ama alışacaksın’ diyen Oğuz Atay duası, rotamda ise tam da araf mevzumuza yaraşır haleti ruhiyede (Yalnız Batı, Cam Yapraklar ve Kurabiye Ev adlı oyunlarıyla hafızaya zuhur ettiğimiz) Yan Etki’nin tadında seyirliği ‘Şekersiz’. Biraz renkli görüntü reca edicem, yaşam belirtimiz ortaya dökülsün niyetine. Hazırsanız başlıyoruz, en ince araf balansında ‘şekersiz’ keşfine!

SAMİMİ BİR HİKAYE: ‘ŞEKERSİZ’

 “Bilememek, bilmemek, anlayamamak, anlamamak, sevememek, olamamak, olmamak, duramamak… herşey yolunda olmak. Zorunda olmak, oldurmaya çalışmak, olduramamak…aramak, beklemek… ya da birazcık pencereyi açmak… Gelenler ve gidemeyenler… Orası, burası, arası, neresi? Ama yaşıyoruz bir şekilde iki şekerli, üç şekerli, kaç şekerli?”

70 dakikalık, tek perdelik ‘Şekersiz’, bu cümlelerle veriyor alt metninin fenerini. Mastar ekine düşen kelimelerinden de anlaşılacağı üzere, mevzumuzun kökleri, öyle çok uzaklarda değil; biraz sen, ben, o ve çokça bizler hikayesi! Gelelim, usumda naif dokunuşlar bırakan Şekersiz’in yaratıcılarına.

Tiyatro mesailerim sebebiyle tanışıp da kelamından mesut olduğum Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp, yönettiği ve aynı zamanda oyuncularından biri olduğu Şekersiz, derin bir çizik değil ama derin bir tebessüm izi bırakıyor; ilk once sol yamaçta, sonrasında algı labirentlerinde. Murat’ın yazıp da sahnelemediği ‘Fü’den sonra ‘Şekersiz’ ikinci oyunuymuş. Bu bağlamdan bakarsak da, ortaya alkışı gani bir iş çıkarmış yazarımız. Metnin, günümüz kadrajında, nostaljik dokusundaki aleminden oluşturulan sinemasal ve tiyatral harmanını çok sevdim. ‘Şerkesiz’, Faruk Barman ve Serkan Üstüner’in kurdukları Yan Etki’nin çemberi altında olduğundan mıdır, yoksa Murat, Faruk ve Serkan’ın bu kotada, kendi dünyalarının merceğini iyi ayarladığından mıdır bilinmez, bu harmanı diğer oyunlarında da seyricisine hissettirmekten öte deneyimlettiklerini söyleyebilirim.

(Haberin tamamına aşağıdaki bağlantı ile ulaşabilirsiniz)