Haldun Dormen ile Sanat Üzerine Keyifli Bir Söyleşi

2[Penbe Koç’un  Haldun Dormen ile yaptığı ve İHA sitesinde yayınlanan söyleşisini paylaşıyoruz.]

Tiyatronun ülkemizdeki duayeni Haldun Dormen ile hem tiyatro üzerine hem de tiyatrodaki kadar ön plana çıkmamış olan diğer eserlerine dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Tiyatrodan sinemaya, televizyondan radyo programlarına, gazetelerdeki köşe yazılarına ve hatta ortaya çıkardığı edebi eserlerine kadar adeta zamanda yolculuk yaparak onun sanat hayatına yeniden dönüp birlikte baktık. Dormen kendisine yöneltilen soruları kendine has o eğlenceli üslubuyla ve açık yüreklilikle cevapladı. Dormen’in sanat hayatında özel bir öneme sahip olan büyük usta Muhsin Ertuğrul’dan bahsettiğimiz gibi, günümüzü de ihmal etmeyip yakın zaman önce Şahan Gökbakar ile kendisisnin ‘tatsız bir olay’ diye nitelendirdiği dialoğu da konuştuk. İşte sorduğumuz sorular ve en samimi cevaplarıyla Haldun Dormen.

Siz tiyatro eğitiminizi Amerika’da almış biri olarak yurt dışında eğitim alma konusuna nasıl bakıyorsunuz?

Ben yurt dışında alınan tiyatro eğitimi ve Türkiye’de verilen eğitim arasında çok büyük bir fark görmüyorum. Ben Amerika’ya eğitim almaya gittiğimde Yale Üniversitesi’ndeki tiyatro bölümü dünyada zaten tekti. Günümüzde baktığımızda Türkiye’de de üniversitelerimizde tiyatro bölümü var ve bu sanatın eğitimi veriliyor. Zamanında ülkemizde bu alanda bir takım şeyler eksikti, ben bu nedenle gidip yurt dışında eğitim aldım. Ayrıca her üniversitenin her bölümü çok iyi ya da her hocası çok iyi diye de bir şey yok. Mesela ben yönetmen olmak için gittim Yale Üniversitesi’ne ama yönetmenlik hocamdan bir şey öğrenmedim, orada ne öğrendiysem aktörlük hocamdan öğrendim.

ÇOK İYİ EĞİTİM VEREBİLECEK TİYATRO USTALARIMIZ VAR

Tiyatrodaki ilk adımlarımı hep Yale Üniversitesi’ndeki aktörlük hocam sayesinde attım. Ona minnettarım. Ama sonuç olarak illa yurt dışına gidilecek diye bir gereklilik yok. Bu tercihe bağlıdır. Ülkemizde de çok iyi eğitim veren üniversitelerimiz var. Ya da çok iyi eğitim verebilecek tiyatro ustalarımız var, Yıldız Kenter de bu hocalardan birisi. Ama herkesin yurt dışına da gitmesi gerekiyor bence. Çünkü o zaman mukayese edebilirsiniz. Yurt dışındaki her şey bize çok iyi ve çok güzelmiş gibi geliyor, ama durum böyle değil. Gidip geldikten sonra ‘biz de aslında bir çok konuda oldukça iyiymişiz’ diyebilmeniz için bir kerede olsa yurt dışına gidip görmeniz gerekli. Oraları gözümüzde çok büyütüyoruz.

Eğitimden konu açılmışken, siz de İstanbul Üniversitesi Devlet Konsevatuarı’nda dersler verdiniz, hala devam ediyor musunuz?

Emekli olmuştum aslında ama devam etmem konusunda çok istek aldım, Müzikal Bölümü’nde ders vermeye devam ediyorum.

OKUL AÇILSIN, BEN GİDER ÇOCUKLARA ÖĞRETİRİM

Peki Dormen imzasıyla, kendinize ait bir sahne sanatları okulu açmayı düşünüyor musunuz?

Bugünlerde aramızda sıkça lafı geçen ve benim de yapmayı düşündüğüm bir konu bu aslında. Ancak okulu açma, kurma aşamalarıyla ilgilenebileceğimi sanmıyorum. Birisi ya da birileri okulu açarsa ben dersler veririm. Okul açılsın, ben gider çocuklara öğretirim. Ve öyle bir okul açılırsa çok başarılı tiyatrocular yetişeceğine inanıyorum.

‘Eskişehir’de oyun yönetmediğim bir yıl geçirdiğim zaman o yıl tiyatrosuz geçmiş gibi hissediyorum’ demişsiniz bir söyleşinizde. Eskişehir neden sizin için bu kadar önemli?

Evet böyle bir şey söyledim. Eskişehir benim hayran olduğum şehir. Belirgin bir sebebi olmamakla birlikte son iki yıldır gitmedim Eskişehir’e, ama yine gitmek istiyorum. Çünkü Eskişehir, seyircisiyle oyuncusuyla muhteşem bir şehir. Eski Eskişehir neredeyse bir kasabaydı ancak şimdi orası Anadolu’da bir Avrupa şehri. Operasıyla, orkestralarıyla, tiyatro salonlarıyla, sanatseverleriyle, hatta parklarıyla bile Disneyland gibi bir şehir.

MUHSİN BEY, ÇOK KÖTÜ BİR YÖNETMEN ANCAK MÜTHİŞ BİR TİYATROCUDUR

Türk tiyatrosunun duayeni Muhsin Ertuğrul ile uzun zaman çalıştınız, bize biraz Muhsin Ertuğruldan da bahseder misiniz?

Muhsin beyle Amerika’dan gelir gelmez tanıştım ve kendisine bayılmıştım. O kadarşeker ve samimi bir insandı ki, ‘Ooo paşam’ diye karşılamıştı beni. Tanıştıktan sonra da onunla gece gündüz çalışmaya başladım. Bu süre zarfında Muhsin Bey’den çok şey öğrendim. Ama çok enteresandır ki sadece tiyatrocu olarak çok şey öğrendim, yönetmen olarak hiçbir şey öğrenmedim. Çünkü Muhsin bey, çok kötü bir yönetmen ancak müthiş bir tiyatrocudur. Bugün bir Türk Tiyatrosu’ndan bahsedebiliyorsak Muhsin Ertuğrul sayesindedir. Tiyatronun ne kadar ciddi ve disiplinli bir iş olduğunu bize o öğretti. Tiyatroda Muhsin Ertuğrul dahiydi.

Muhsin Ertuğrul ile geçirdiğiniz o zaman dilimi içerisinde kendisiyle unutamadığınız bir anınız oldu mu hiç?

Aslında olmadı. Çünkü o benden çok ilerideydi. Muhsin Ertuğrul hep anlatırdı ben de hep dinlerdim.

TÜRK TİYATROSU ON SENE SONRA DÜNYANIN EN İYİ TİYATROSU OLUR

Halkımızda tiyatroya olan ilgiyi nasıl buluyorsunuz? Gerçekten de tiyatroya ‘Zengin eğlencesi’, ya da ‘üst kültür tabakasının sanatı’ gibi bir anlayış var mı sizce?

Hayır bence böyle bir anlayış olmamalı, olduğuna da inanmıyorum. Bugün baktığımızda tiyatro, sinemadan daha ucuz. Kimse farkında değil ama tiyatronun da oldukça çok seyircisi var. İstanbul’da şu anda üç yüzü aşkın tiyatro var. Büyüklü küçüklü alternatif tiyatrolar da var ama fark etmez, sonuç olarak varlar. Tiyatrolar hatta bazen seyirciyle fazla bile dolu oluyor. Broadway’de oynayabilecek kadar iyi olan tiyatrolarımız da var. Çok iyi oyunlar çok iyi tiyatrocular ve çok iyi tiyatrolarımız var. Bence durum böyle giderse Türk Tiyatrosu on sene sonra dünyanın en iyi tiyatrosu olur.

KENDİMLE DALGA GEÇMEYİ SEVİYORUM

Sizin için Türkiye’de ‘Vodvil tarzı’ nın en iyi uygulayıcısı deniyor. Siz de böyle olduğunu düşünüyor musunuz?

Öncelikle ben Vodvil kelimesini sevmiyorum. Vodvil başka bir anlama geliyor. Vodvil enteresan bir şekilde, ben Amerikadan geldiğimde küçümsediğim bir tarzdı. Ben Vodvili değiştirmeye çalıştım. Ve son olarak ortaya çıkan bu türe ben Fars diyorum. Fars tarzını Türkiye’de en çok uygulayan sanatçıyım ben, inşallah en başarılısı da benimdir. Bu tarzı çok seviyorum çünkü başta kendimle olmak üzere insanlarla da dalga geçmeyi seviyorum. Ama şu anda bu tarzın tiyatroda en zor tarz olduğu anlaşıldı ve şimdilerde hemen hemen tüm büyük aktörler bu tarzı kullanıyor. ‘Bir gün Fars tarzı bir çalışma yap da oynayalım’ diye bana gelen çok aktör var. Ben abartısız Fars tarzını seviyorum ki bu tarzın iyisi de abartısız olanıdır. Abartılı yapılmasına da karşıyım. Hatta son günlerde bir komedyenle bu yüzden tatsız bir olay yaşadık.

NİYETİM ŞAHAN GÖKBAKAR’I KÜÇÜMSEMEK DEĞİLDİ

Şahan Gökbakar ile yaşadığınız tatsızlıktan da bahsedelim o zaman.

Benim niyetim ne Şahan Gökbakar’ı küçümsemekti ne de bir başkasını. Sadece bu tarz bir çalışma benim tarzım değildi ve onu ifade etmek istedim. Şahan Gökbakar muhakkak ki iyi bir sanatçıdır, milyonlarca insana da yaptığı işi beğendirmiştir. Ama ben o tarzı beğenmediğim için sevmedim. Çünkü o tarz abartılı ve küfürlere de başvuruluyor.

Sıkça tartışılan ‘Küfürle güldürmek’ mümkün müdür?

Küfür bir oyunun içinde gerektiğinde elbette olabilir. Oynanan karakterin içinde bulunduğu durum itibariyle küfür etmesi çok gerekliyse edebilir, bunu anlarım. Ancak durduk yere küfür çok yanlış. Ama sahnelenen bir çalışmada küfür kullanmak, hınkırmak, sümkürmek gibi şeyleri doğru bulmuyorum. Daha önce de söylediğim gibi gerçek Fars tarzı komedi harika bir türdür, abartıdan uzaktır ve çok zordur.

Bu türün dozundan bahsederken Kemal Sunal’ı işaret ediyorsunuz, neden Kemal Sunal?

Kemal Sunal iyi bir komedyen ve iyi bir oyuncuydu. Ama güldürürken dozu hiç kaçırmadı, hiç abarmadı bence. Hatta son yazdığım müzikal ‘Bir Kış Öyküsü’nü Kemal Sunal için yazmıştım. Bu müzikal üzerine de çok toplantı yapıp konuşmuştuk ve o da oynamak üzereydi. Ama ömrü vefa etmedi. Bu müzikal bir aktör için yazılmıştı, o yüzden Kemal sunal olmayınca, yine bir aktör olan Selçuk Yöntem oynadı.

GÜN BENİM İÇİN MÜZİKLE BAŞLAR

Çok uzun yıllar boyunca sahnede kaldınız ve bir çok türden esere imza attınız. Bu türler arasından en çok sevdiğiniz ve sizi heyecanlandıran tür hangisi?

Müzikaller en sevdiklerim. Çünkü müziği çok seviyorum. Günlük hayatımda bile gün benim için müzikle başlar. Sabah kalkıp müziği açar çalışmaya öyle başlarım. Klasik müziği çok sevmekle birlikte, pop da dinliyorum, ama arabesk pek sevmem, marş sevmem, ama genel olarak her türlü müziği dinlerim.

Televizyon dizilerinde de izledik sizi, teklif gelirse yeniden bir dizide oynamayı düşünür müsünüz?

Tabiî ki vaktim olursa ve rolü beğenirsem neden olmasın, kabul eder, yeni bir dizide daha oynarım.

BEĞENDİĞİM OYUNCULAR VAR

Son dönemde genç oyunculardan kimleri beğeniyorsunuz?

Söz konusu tiyatro oyuncularıysa o kadar çok var ki. Ama dizilerden ve sinema alanından beğendiğim oyuncular arasında Kıvanç Tatlıtuğ, Ayça Bingöl, Beren Saat var. Aslında daha çok isim var ama ön plana çıkanlar bunlar.

TİYATRO BENİM HAYATIM

Sizin tiyatro dışında, radyo, televizyon, edebiyat ve hatta gazetecilik alanında da çalışmalarınız var, ama tiyatro hep ön planda oldu, bu konuda neler söylemek istersiniz?

Evet sinemacılık yaptım ve ödüller kazanmış filmlerim var. Ama bundan sonra bir sinema filminin rejisini üstlenmem, teklif gelirse sadece oynarım.

Gazetecilik açısından bakacak olursak, bir gazetede bir sütunumun olması önemli çünkü söyleyecek sözlerim oluyor. Bunları okurla paylaşmayı seviyorum. Şu anda herhangi bir yerde yazmıyorum ancak teklif gelirse neden olmasın, yazarım. Yıllarca televizyon programları da yaptım, radyo programlarım da oldu, hatta kitap da yazdım. Ancak son durağım yine tiyatro. Çünkü tiyatro benim hayatım. Aslında Amerika’da eğitim almaya giderken de sinemacılık eğitimi almaya gitmiştim, hayalim buydu ama tiyatroda takılıp kaldım ve çok mutluyum.

İHA



  tarafından yazılan diğer yazılar.