İbsen Snowden’le Buluşuyor: Ostermeier- Bir Halk Düşmanı

Simon McBurney

Mimesis Çeviri/ Büyük Alman tiyatro yapımcısı, Complicite Tiyatrosu’nun sanat yönetmeni Simon McBurney’le Schaubühne Tiyatrosu’nun bu ifşa etme* oyununa yaklaşımı üzerine konuşuyor.

Guardian, 24 Eylül 2014, Çeviri: Ata Berk Akşit

dfdfe7c6-11a7-421f-9e51-4cbc0de8e41a-460x276Ben sadece oyunun hakkını vermeye çalışıyorum Schaubühne tiyatrosu sanat yönetmeni Thomas Ostermeier. Fotoğraf: Paolo Pellegrin/Magnum Photo/Mag

“Almanların bana ne yapacağımı söylemesine alışığım… Peki, Fransa’da böyle sıcak bir şekilde karşılanmak nasıl bir his?”

François Hollande sorusunun cevabını beklerken öne doğru eğildi. Thomas Ostermeier da tabağının üzerine doğru eğildi. Ostermeier kocaman bir adam. 1.93m boyu var. Bir anlığına alışılmadık bir şekilde savunmasız gözüktü.

“Her Alman, Angela Merkel’e benzemez.”

Hollande aniden kahkaha atmaya başladı. Masa rahatladı. Daha seçilişinin üzerinden sadece birkaç hafta geçmişti. İyimser, çok zeki ve bir o kadar da hazırcevaptır. Hollande şehre ilk resmi ziyaretini yaparken Ostermeier ve ben –festivaldeki sadece iki yabancı yönetmen olarak– 2012 Avignon festivalindeki sanat yönetmenleri ve çeşitli Fransız yönetmenleriyle birlikte bir akşam yemeğine çağırıldık.

Birkaç gün önce, Ibsen’in Bir Halk Düşmanı adlı oyununun Ostermeier yorumunun açılış gecesinin doruk noktasında, kaba bir ses: “Bir Alman nasıl oluyor da bize hayatımıza nasıl bakmamız gerektiğini söylüyor? Burada yaptıklarınızı unuttunuz mu yoksa?!” diye bağırmıştı.

Bu normal bir prodüksiyonun ortasında olsa herkes tedirgin olurdu. Ama bu Ostermeier ve ekibi için oldukça sıradan. Oyunun dördüncü perdesinde seyirci ve sahne arasındaki duvarı kırıyorlar ve oyunu sahneyle sınırlandırılmış bir drama olmaktan çıkartıp, günümüzün siyasal ve toplumsal kültürü üzerine bir halk referandumuna çeviriyorlar – ve seyirciler arasında da kaos başlıyor.

Bu hafta, Berlin’i arayıp onunla konuşurken, Hollande’la olan akşam yemeğimize değindim. “Sen de Cameron’u övüyordun sayılmaz” diyerek güldü.

Ostermeier nefes verirken değil, nefesi içine çekerken güler. Bu bulaşıcı bir gülüştür. Çok keyifli bir at gibi. Çok da sık güler.

“Bak sadece yarım saatim var.”

Sesi yankılanıyor.

“Neredesin?” diye sordum.

“Schaubühne’nin koridorundayım. Hamlet’i izlemeye gidiyorum.”

Ostermeier’ın Hamlet’i beş yıldan önce çıkartılmış olmasına rağmen hala hem kendi sahnelerinde hem de uluslararası turnelerde oynuyor. Bu uzun ömrü, oyuncuların bir kumpanya olmayı bırakmamasına borçlular. Modernist bir sinema salonuyken, 70’li yılların sonlarında Peter Stein tarafından esnek bir tiyatro alanına çevrilen Berlin Schaubühne Sahnesi’nin çalışmalarının takdire şayan yönlerinden biri de budur. Ostermeier 15 yıl önce, 31 yaşındayken bu ekibin sanat yönetmeni olarak atandığında, barbarlar tarafından ezilmeye başladıklarını düşünen eleştirmen ve tiyatro severlerin tepkisini çekmişti.

Endişelenmelerine hiç de gerek yoktu. Ostermeier’in çalışmaları, yeni bir nesli seyirci koltuğuna taşıyan bir hayat enerjisi getirmişti. Anarşik Baracke tiyatrosundaki döneminden getirdiği oyuncular, dramaturglar ve teknisyenler, binanın kolektif atmosferini güçlendirmişti. “Kumpanya oluşturmak bir sanattır,” demişti bana. Yine de ekibin durumundan oldukça huzursuzdu ve bu yüzden de birkaç Alman yönetmenle çalışmak gibi eski gelenekleri bozup, dünyanın dört bir yanından hayranlık duyduğu birçok yönetmen çağırdı.

Ancak bu yönetmenler arasından en kötüsü kendisiyse, bu tiyatronun sahip olabileceği en iyi “sanat yönetmeni” olabileceğini açıkladı.

“Yerimde duramıyorum…Öğrenciyken sanırım şimdi Hiperaktivite dedikleri şey vardı bende. Hareket etmeden ve konuşmadan duramıyordum. Ama tiyatro yaptığımızda, aniden enerjimin verimli olabileceğini fark ettim. Edebiyat yada sanat aracılığıyla başlamadım tiyatroya. Yani, ailem tam bir Bavyera’lı işçi sınıfı aileydi. Evde en fazla üç kitap vardı. Babam askerdi, annemse bir dükkanda tezgahtarlık yapıyordu. Ama okul tiyatrosunda, tüm enerjim bir yuva bulmuştu. Konuşabiliyordum, hareket edebiliyordum, oynayabiliyordum.”

“Sonunda Hamlet herkesi satıyor mu sence?” diye sordum.

“Biletlerimizi sattığımız kesin!” Tekrar güldü fakat aniden sesi kesildi.

“Asansördeyim. Az önce III. Richard’ın Bauprobe’sinden [dekor provası] geldim. Ama tabi sen bunun ne olduğunu bilmiyorsun çünkü İngiltere’de Bauprobe yapmıyorsunuz.”

Bauprobe, oyunun dekoruyla nereye vurgu yapılacağına karar vermek için kurulan, önerilen dekorun taslak olarak kurulduğu bir tasarım provasıdır. Geniş bir model kutu gibi ama çok daha aydınlatıcı.

Ve kesinlikle Ostermeier’in çalışmalarının en dikkat çekici öğelerinden biri de görsel berraklıktır. Asla somut değildir. Dekor kurulumu daima hareketli, oynaktır ve gördüğünüz her parça bir anlam ifade eder. Hamlet’i sadece dörtgen bir alandan oluşuyordu. Toprakla doldurulmuş, çürümüşölüler daima sahnede ve yozlaşmışlığın manzarasını oluşturuyorlar, oyuncular bazen bu cesetlere takılıyor veya üzerlerine basıp kayıyorlar, her jest insanlığın durumunun yetersizliğini açığa çıkarıyor.

f58c9bfa-9c34-4e1f-8b0e-33b58555e5ba-620x372Bir Halk Düşmanı Ostermeier, Karakterleri oldukça tek boyutlu buldum, diyor. Fotoğraf: Arno Declair

Bir Halk Düşmanı’nda duvarlar; üzerlerine tebeşirle mobilyalar çizilmiş, ardından üzeri karalanmış, üstüne çarpı çizilmiş, bozulmuş kara tahtalardan oluşuyor. Sonra da, dahiyane bir şekilde, hikayenin ana karakteri Dr. Stockmann’ın büyük anından hemen önce bu tahtalar aklanıyor. Alanın bu basitliği, vurguyu oyunculara ve metne yönlendiriyor.

“Bu oyunu oynamayı hiç istememiştim, karakterleri oldukça tek boyutlu olarak gördüm, fakat uzun zamandır da listemdeydi ve meslektaşlarım ve dramaturglarımla yaptığım haftalık toplantılarda bahsi geçti. Benim aksime çok zekidir hepsi (Güler).”

“’Bu oyunu daha fazla bekletemezsin!’” dediler bana.

“’Evet ama çok iyi olduğu söylenemez…çok basit.’”

“’Ama şimdi tam sırası.’”

“’Evet ama ben pek de hayranı değilim…’. Ama sonra birkaç çözüm buldum. Anne ve kızı tek bir karakterde birleştirdim.”

Onun cesaret ve dürüstlükle ilgili bir psikolojik drama olmanın çok ötesinde olan bu prodüksiyonunda, ‘insanların, ekonomik değerlerin kişisel değerlerden üstün tutulduğu bir toplumda yaşaması’ toplumsal mesajının aciliyetini değerlendirme zorunluluğu hissediyoruz. (Stefan Stern’in, sadece alternatif müzik grubunda müzik yapmak isteyen, hoşnutsuz genç bir politik radikal olarak muhteşem bir şekilde yansıttığı) Dr. Stockmann kasabanın zenginliğinin kaynağı olan kaplıcalarla ilgili büyük bir sağlık sorunu olduğunu fark eder – su zehirlidir. Kasaba yoksullaşmaktan korktuğu için bunu kabul etmez. Ama Stockmann bu bilgiyi uçurur.

“Bir yıl sonra da biz turnedeyken, Snowden** biraz daha büyük bir bilgi uçurdu… Sanırım gerçekten de dramaturglarım zekiymiş.” Sırıttığını duyabiliyordum. “Sadece kahve alıyorum…”

71c4ddf9-d738-459e-9cb0-b6f09f73e98d-620x372Barbican sahnesinde Schaubühnenin Bir Halk Düşmanı adlı prodüksiyonunda Christoph Gawenda, Dr Stockmann’ı oynarken. Fotoğraf: Arno Declair

Yönettiği oyunların siyasal ve toplumsal yaralarını açığa çıkarmak, seyircinin endişelendiği meselelere değinmek ve onlara bu meselelerin aciliyetini aşılamak. İşte Ostermeier bunu yapıyor. Ama kendini küçümseyerek, “Suratına”*** olmaktan ve “klasik repertuvarı sallamaktan” uzak olduğunu ve kendisini oldukça muhafazakar olarak gördüğünü söylüyor, “Ben sadece oyunun hakkını vermeye ve metnin özüne inmeye çalışıyorum.”

Başlarda “Doğu Almanya geleneğinden gelen, ‘yetenekten’ anlayan, psikolojik olanla pek ilgilenmeyen, ama senin yaşadığın topluma dışarıdan bakan” diye tanımladığı Einer Schleef ve yönetmen Manfred Karge gibi öğretmenlerden etkilendiğini kabul ediyor.

Ama dış dünyaya toplumsal bakışın yanı sıra Ostermeier’in çalışmalarında derin bir müzik kullanımı da vardır. Sadece müzik kullanıyor demiyorum, çok komik bir şekilde örneğin Dr. Stockmann ve arkadaşlarının müzik grubunun prova yapmaya kalkışıp David Bowie’nin Changes şarkısını çalarakbunu yapıyor. Bununla beraber yönettiği oyunların duygusal gücüyle derinden ilişkili müzikler kullanıyor.

Bana “İlk anılarımdan biri, her pazar, bize aile ziyaretine gelinmesiydi. Amcam ve dedem kanepede, annem kahve ve kek ikram ediyor. O zamanlar daha yedi sekiz yaşlarımdayken, orkestra şefini oynamayı çok severdim. Radyodan klasik müzik açar, elime de çubuk gibi bir şey alır, sandalyenin üzerine çıkardım ve karşımda bir orkestra olduğunu hayal ederdim. Herkes kahkahalarla gülerdi. Bense tamamen savunmasız kalırdım, ama kendi dünyamda, müzik tutkumun içinde tamamen kaybolurdum.”

Ve çalışmasının güzelliğinin bir parçası da, ki güzelliklerle doludur, insanların savunmasızlığından çıkar. Sahneye getirdiği kuvvetli tutkunun yanı sıra büyük bir incinebilirlik vardır. Bu etki hem dokunaklıdır hem rahatsız edici. Kişisel olanla siyasal olan; ahenksizlik ve müzikalite, zorbalık ve şefkat gibi, birbirinden ayrılamayacak kadar iç içedir. Onun çalışması bizi bir kararsızlık anında bırakır. Son karar bizimdir.

“Bu prodüksiyon benim arkadaşlarımla ilgili, benimle, bizimle, bilirsiniz, vejetaryenlerle, siyaseti takip edenlerle ilgili, internet kullananlarla, daima biraz sinirli olanlarla, siyasal skandallara ve yozlaşmışlığa canı sıkkın olan insanlarla ilgili. Ama gerçekten bir şey yapmamız gerektiğinde ne yapıyoruz? Ne eyleme geçiyoruz? Oyunun bizim versiyonumuzdaki sonunda hepimiz politik bir şekilde duruyoruz. Yani hepimiz kendimizi politik açıdan hayatta sanıyoruz ancak hepimiz dünyanın en zengin sözde demokrasilerinde yaşıyoruz.”

Stockmann ve karısı masadaki hisselere bakarlar… birbirlerine bakarlar… ardından hisselere bakarlar…

* r.n. bilgi uçurma [whistleblowing]: bir kurumdaki etik dışı veya yasa dışı bir işlemi açıklama, ifşa etme.

** r.n. Edward Snowden, Amerikalı bilgisayar uzmanı, eski Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve eski Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) çalışanı. Gizli NSA belgelerini medyaya ifşa ederek NSA tarafından yürütülen küresel izleme detaylarını ortaya çıkarmıştır.

***ç. n. Suratına Tiyatro (In-yer-face theatre) kastediliyor.

Yorum


işlemi tamamlayınız: