Tiyatronun Riskli Bir İş Olmasının Nedenleri

Lyn Gardner

Mimesis Çeviri/ Eğer tiyatrolar katılımı artırmak istiyorsa, var olan seyircilerini yabancılaştırmaktan korkmamalılar.

Guardian, 5 Aralık 2014, Çeviri: Elif Karaman

 Pomona orange treeGel ve dene Alistair McDowall’ın Pomonası Orange Tree Tiyatrosunda seyirciye meydan okuyor. Fotoğraf: Guardiandan Tristram Kenton

Tiyatrolar sadece riske girmediklerinde mi halkın parasını almaya devam etmeliler? Fonlama sıkılaştıkça, sadece risk alan ve maceracı işler geliştiren mekanların Sanat Konseyi [Arts Council] fonunu alması gerektiğini sunan bir argüman ortaya çıkıyor. Tiyatroların düzenli olarak büyük başarılar kazanmasını ve kendi yaptıklarına hayran olmasını görmek kolay, fakat eğer bir tiyatro bazı başarısızlıklar yaşamıyorsa, belki de yeterince risk almıyordur.

Başarısızlık, risk almanın kaçınılmaz bir parçasıdır ve bu yol boyunca bazışeyleri keşfedersiniz. Thomas Edison ile ilgili ünlü bir hikaye vardır; icadını bulmadan hemen önce kendisine girişiminde başarısızlığa uğramasının nasıl bir his olduğu sorulur. “Başarısızlığa uğramadım, sadece işe yaramayan 10,000 yolu buldum.” diye cevaplar. Belki de bu 10,000 denemenin bazılarının başka yerlerde, bir oyunun araştırma sürecinde işe yaramayan şeyler gibi, ya da prova odasında ve hatta sahnede, başka bir gösteri ya da içerikte doğru yol olduğu ortaya çıkabilir.

Fakat elbette başarı, başarısızlık ve risk almak farklı yerlerde ve farklı bağlamlarda, bambaşka anlamlara gelirler. Salisbury Playhouse için riskli olan the Royal Court ya da the Bush gibi yerler için güvenli görünebilir. Tek bir program içinde bile farklı seviyelerde riskler olması olasıdır: benzer bir kitleyi etkileserler de, başrolünde American Psycho’yu Matt Smith’in oynadığı Almeida açık bir şekilde Mr. Burns’den daha az gişe riski taşır.

Mekan işletmecilerini endişelendiren şeylerden biri de seyircinin ne kadar risk almaya hazır olduğudur. Tam tersi gerektiğinde, bu çekingenliğe yol açar: seyirci kitlesini büyütmenin yolu daha fazla risk almaktır. Asıl tehlike de budur; eski seyirciyi yabancılaştırma korkusu yüzünden yeni seyirciyi oluşturamazsınız. Eğer bulmaya ve ikna etmeye hazırsanız, her zaman dışarıda başka bir seyirci vardır.

2008’de, Arts Council England (ACE) “yanlış tür seyirciye” sahip olduğu gerekçesiyle Exeter’deki Northcott’dan fonunu geri çektiğini açıkladı. Ben yanlış bir tür seyirci olduğunu düşünmüyorum; sadece hali hazırda sahip olduğunuz ve sevmeniz gereken bir seyirci türü ve henüz hizmet vermediğiniz seyirci türü vardır. İkinci seyirci türüne ulaşmak, ilkinden vazgeçmek anlamına gelmez; daha ziyade programlama, sosyal yardım, fiyat politikası ve diğer inisiyatifler yolu ile, mümkün olan en geniş ve en çeşitli seyirci kitlesine sahip olduğunuzdan emin olmaktır. Davet edilmeye ve şaşırmaya aday olan bir seyirci, durum buna indirgendiğinde, muhtemelen gördüğü her şeyi beğenmeyecektir.

Bunu, Alistair McDowall’ın the Orange Tree’deki muhteşem Pomona’sı ile ilişkili olarak düşünüyorum. Bu prodüksiyon sadece saçma sapan eleştiriler almadı; aynı zamanda the Richmond tiyatrosunun seyircisine istinaden pek çok online yorum da aldı. Bazı yorumlar yanlış seyirci kitlesi olduğu fikrini desteklemeye oldukça yakındı.

Gerçekten de, geçtiğimiz yıllarda, geleneksel Orange Tree seyircisi keskin, çağdaş yeni yazınlardansa George Eliot adaptasyonlarını izlemeye daha alışıktı; bu elbette seyircilerin bazıları gördüklerinden rahatsız olurken diğerlerinin denedikleri takdirde beğenecekleri anlamına gelmez. Elbette bazı seyircilerin uzaklaşma riski vardır; fakat diğerleri gördükleri ile canlanacaktır. Aslında, “bir seyirci” diye bir şey yoktur; seyirci ortak bir mekanda oturan bireylerin toplamıdır.

Paul Miller’in Orange Tree’deki ilk sezonunda kurnazlık olan şeylerden biri programında farklı seyirler olmasıydı: bazıları için McDowall ve Alice Birch; diğerleri için George Bernard Shaw ve DH Lawrence. Ve tam ortada, ikisini birden isteyen, ya da beğeneceklerini tahmin etmedikleri bir şeyi keşfeden, ve yahut istedikleri şey programda yoksa hiçbir şey denemeyen insanlar olacaktır. Risk almayan tiyatro hiçbir zaman herkesi memnun edemeyecektir.

Dolayısıyla, bazı seyircilerin diğerlerinden daha değerli olduğu, Orange Tree’nin var olan seyircisinin, bu tiyatronun cazip pazarlama yöntemleri ile -30 yaş altında olanlara biletlerin 10 pound olmasını da içinde bulunduran- etkilemeye çalıştığı genç kesim kadar değerli olmadığı fikri ileri sürüldüğünde, bu beni telaşlandırıyor. Pomona’yı izlemeye gittiğim gece seyirci çeşitliliğini ve yaşlı emeklilerin gençlerle yan yana oturduğunu görmek çok heyecanlandırıcıydı. Olması gereken de bu, çünkü dünya farklı farklı insanlarla dolu; ve sadece belli bir kesime –yaşlı ve varlıklı kişiler ya da gençve havalı olanlar- hizmet eden bir tiyatro gerçekten risk almayan ve tüm topluma hizmet etmeyen bir tiyatrodur.

Yorum


işlemi tamamlayınız: