Herkese Merhaba

sevinOkyay[Sevin Okyay’ın Destar Tiyatro’nun Merheba adlı oyunu üzerine yazdığı yazıyı paylaşıyoruz.]

Destar Tiyatro’nun oyunu “Merheba”ya nihayet gittim. Nihayet, çünkü oyunun üç dramaturgundan biri benim ve Mehmet Atak’ın bütün oyunlarına gittiğim gibi, hemen hemen hepsinde bana dramaturgluk yaptırmıştır. Oyunun kadrosunda da pek çok arkadaşım vardı. Peki, niye bütün bunlara rağmen kalkıp da dördüncü ve son temsile gittim? Sağ bacağım, bir fizik tedavi ‘kaza’sı yüzünden kötü durumdaydı da ondan. Gözüm kesmedi. İyi ki gitmişim.

Bir metni yazarken, düzeltirken, ekler-çıkarırken onu sahnedeki haliyle gözümün önüne getiremiyorum. Mehmet Atak’ın ise hayal gücü ve görüş kabiliyeti geniş olduğu için oyunun sahnede nasıl duracağını önceden kestiriyor herhalde. Çalışmalarımız hemen her projeden söz edişinde itirazımla başlar, sonunda birlikte çalışmaya ikna olurum. Hiçbir zaman da pişmanlık duymamışımdır.

Zaten dramaturji işiyle de, Mehmet Atak’ı tanıdıktan sonra bir ünsiyetim oldu. En zorlayıcı örneğini sahnelenemeyen “Bernarda Alba’nın Evi”nde yaşamıştım. Seyircilik dışında tiyatroyla ilgili ne marifetim varsa, hep onu tanıdığım son çeyrek yüzyıl içindedir. Lafını ilk ettiğinde, “Hadi canım!” dediğim nice projenin gerçekleşmesini, sahnede yeni bir can kazanmasını da bu süre içinde hayretle izledim. Mehmet Atak’ın projelerinden sahneye giden yolda, gerçek bir değişim-gelişim de gerçekleşir.

Bu sefer aslında çalışmaya çok daha önce, başka bir oyunla başlamıştık. Geçen sene gene dramaturjisiyle boğuştuğumuz “Put Yapım Evleri-20. Yüzyıl Yargılanıyor” oyunu üzerinde kalabalık bir kadroyla on aydan fazla çalışmıştık. Sonra projeyi teklif edenler bütçeyi tamamlayamadı, belirsiz bir ara verildi. Derken “Merheba” geldi. Destar Tiyatro kurucularından Mirza Metin ve Berfin Zenderlioğlu, Galisyalı yazar Séchú Sende’nin “Rüyalarımda Bile Dilimi Kaybetmeyeceğim” kitabındaki hikâyelerden 4 genç oyun yazarına “anadil” temalı 4 oyun ısmarlamış. Bunların birini sahneye koymasını da Mehmet Atak’a teklif ettiler. (diğerlerini Aslı Öngören, Ayşenil Şamlıoğlu ve Orhan Alkaya yönetiyor).

“Merheba”, dil üzerinden ötekileştirme, tahakküm kurma, ataerkillik ve bütün bunlara karşı mücadele üzerine. Bir kadının, bütün kadınların mücadelesi. Kadın anadilini konuşabilmek için yılmadan, korkmadan savaşıyor, erkek ise kendine öğretileni inandıramadan okuyor. Ne var ki kadın da, sürecin bir noktasında anadilinin bütün diğer anadiller gibi ataerkil olduğunun farkına varıyor.

Sıfır bütçeyle hayata geçirilen bu projeyi tasarlayan ve yöneten Mehmet Atak, oyunun başında işkence sehpasında gördüğümüz kadını Nagehân Gürkan, kendisine öğretilenleri okuyan delikanlıyı Erdem Kaynarca oynuyor. Hareket oyuncusu ise Burcu Eken. Sende’nin hikâyesinden oyunlaştıran, MSM’den öğrencim Fatma Onat. Monologlar Aslı Erdoğan’dan, belgesel bölümde Fatmagül Berktay var, Çengname ile katkıda bulunan Şirin Pancaroğlu… Makyaj tasarımı Suzan Kardeş, Işık tasarımı Mirza Metin, yardımcı yönetmen Kamer Yıldız Ok. hepsini bir araya toplayan kişi, yani genel koordinatör ise sevgili Nalân Özübek. Bazı gecikmeler olmasaydı, hareket tasarımını da Mehmet Sander üstelenecekti. Dedim ya, pek çok arkadaş vardı. Bu dramaturji işini de hemen açıklığa kavuşturalım. Öteki oyunda olduğu gibi gene Gülsüm Ekinci ile çalıştık ama dramaturjinin asıl yükü, Çetin Ok’un omuzlarındaydı.

Böylece Mehmet Atak ilk alternatif tiyatro tecrübesini yaşadı, dersini aldı mı dersiniz? Hiç sanmam. Birkaç ay sonra bir e-mail ile yeni bir proje göndermesini bekliyorum.

“Baba yahu, olur mu hiç?” diyeceğim ve nice zahmetin ardından yeni bir oyun izleyeceğiz.

Birgün

Yorum


işlemi tamamlayınız: