Sabahattin Şenyüz’ün Anlatımları (2)

Zafer Diper

Üniversite yıllarında Hukuk, Tarih derken 1957’de Gazeteciliği bitiriyor Sabahattin Şenyüz. Bu arada da İstanbul Belediyesi’ne giriyor. Derken daha sonra önce Tepebaşı’nda ardından Harbiye’de Şehir Tiyatrolarında muhasebe bölümünde çalışmaya başlıyor. Şenyüz’ün Sokak Tiyatrosu yaptığını duyunca çok sevinen Muhsin Ertuğrul’un yanına çıkartıyor onu Hamit Akınlı. “Buyur çocuğum, otur“ diyor yumuşak o ince sesiyle. “Ah, ben de çok istiyorum bunu” deyince, “Hocam, siz yapamazsınız sokakta” diyor Sabahattin Abi. “Nedenmiş o?”  “Çünkü siz resmi makamdasınız”  “E, sen de öyle…”  “Evet, haklısınız ama ben kaçak çalışıyorum.”  Muhsin Bey’in hoşuna gidiyor bu yanıt, gülüyorlar… Bir zamanlar bastığı yerlere halı serilen, ayakkabısından şampanya içilen sinemamızın ve tiyatromuzun kraliçesi Cahide Sonku ile anılarını dinlerken de insanın yüreği cız ediyor: “Görkemli dönemi bitmiş, alkol bağımlılığı ve yoksulluğun pençesine düştüğü o günlerde ona destek için yeniden Şehir Tiyatrolarının kadrosuna alınmıştı. Yani sahneye çıkmıyordu artık. Cahide Hanım maaşını almaya bana geliyordu… Ancak orada gözükmek istemiyordu. Bundan çok rahatsızlık duyuyordu. ‘Acaba bir daha buraya gelmesem de, adresi versem, bana parayı oraya getirebilir misiniz?’  ‘Tabii!’ dedim… Tarlabaşı’nda, oralarda bir yerlerdeydi bana yazdırdığı adres. Metruk binalar… ‘Burada insan nasıl yaşar’ dedirtecek yerler. Gününde gittim, adresi buldum. Dökülen binalardan biriydi. Kapı baca açıktı. İçeri girdim. Ortalıkta kimseler yoktu. Merdivenleri gördüm. ‘Çıkmalıyım’ diye düşündüm. Bir bastım basamağa, yüreğim hopladı, merdiven öteki tarafa yatıyor. Zar zor çıktığımda yukarıya, şöyle sofa gibi bir yerdeydim. Açık bir kapı gördüm. İçeri girdim.  Baktım bir adam uzanmış yatakta. ‘Cahide Hanım’ı arıyorum’ dedim. ‘Gelir az sonra’ dedi hiç istifini bozmadan, esrar içiyordu. Baygın gözlerle bana bakan adamın karşısında öyle kalakaldım. Çok geçmeden geldi Cahide Hanım. Nasıl çıktı o merdivenleri bilmem. ‘Ah, kusura bakma’ dedi, beni kazık gibi ayakta dikilmiş görünce. ‘Hiç önemli değil!’ dedim. Zaten oturulacak kalınacak yer değildi, her taraf pislik içinde…  Parayı uzattım, imzayı aldım. Tam ayrılırken ‘Ben bir daha gelmeyeyim, üzülüyorum orada. Sen beni bir ararsın önce şuradan…’ diyerek bir telefon numarası tutuşturdu elime. İkinci gittiğimde o arkadaşı gene oradaydı, gene aynı biçimde. ‘Bak Cahide Abla’ dedim onu kolundan tutup odanın köşesine sürükleyerek yavaşça ‘bir şey söylemek istiyorum…’  ‘Söyle…’  ‘Hani parasız pulsuz böyle bir ortamda yaşamaya çalışırken, duydum ki bir gazete seninle röportaj yapmış, yüklü bir ödemede bulunmuşlar…’  E, ne oldu? Buradan kurtulamaz mıydın o zaman, gibi sorgulayan bir ifadeyle sustum, cevabını bekleyerek… ‘Evet, doğru’ dedi ve ne olduğunu anlatmasa da sanki ‘haydan geldi huya gitti’ gibi bir jest yaptı; benim anladığım oydu… ‘Sen bunları boşver şimdi, telefon etmeyi falan da, istediğin zaman gel…’  “Geldiğimde sizi bulabilir miyim ki?’  ‘Ben buradayım, hep buralarda…’”  “Sen de oranın kralıydın değil mi Sabahattin Abi?!” diye girdim araya. “Eh, hem muhasebe bendeydi hem de mutemet bendim. Maaşları ben gider alırdım bankadan. 350-400 kişi vardık Şehir Tiyatrolarında. Maaşlar düşük tabii. Gelir benden avans isterlerdi. Kimseyi geri çevirmezdim.”  “Nerden bulurdun parayı?”  “Şöyle yapardım. Bazıları zamanında maaşını almazdı. Oradan biriken parayı ben ihtiyacı olana avans olarak dağıtırdım…”  “Peki, gecikmeli de olsa gelse, ‘maaşımı rica etsem’ dese biri, ne yapardın?”  “Hadi sık dişini artık, gel ay başına derdim. Ancak hiç sorun çıkmadı, oradan alıp oraya veriyor, dengeyi tutturuyordum. Sanırım bu idareme de herkes hayrandı. ‘Bizi bir tek gün aç bırakmadın’ dediler… Herkesle dosttum. Hâlâ da sürüyor bazıları. Birlikte sana tiyatroya geldiğimiz Şener Şen gibi… Evet, nerede kaldık… Cahide Sonku öldüğünde ben de galiba Belediye Şube Müdürlüğü’ne geçmiştim…”

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.