Tomris İncer, Hasta Karakterine Can Verirken…

Üstün Akmen

Ses tonu, konuşma biçemi olağanüstü karakter yorumlamalarıyla insanı büyüleyen Tiyatro, Sinema ve Dizi oyuncusu Tomris İncer hasta.

Geçen hafta bugün Seçkin (Selvi) sabah sabah telefon etti, “Tomris hastaymış, Yiğit (Sertdemir), Gülhan (Sertdemir), Eraslan (Sağlam) falan biz İzmir’e gidiyoruz” dedi. “Tomi”nin Karşıyaka’da bir hastanede yatmakta olduğunu söyleyip, Çeşme’deysem gelmemi istedi.

İstanbul’daydım!

Sorunlarımla göbek bağımı kesemeyecek durumdaydım.

Kalakaldım!

Mükemmel Oyunculuk Yeteneği

Mükemmel oyunculuk yeteneğiyle, oyun sırasında bizleri izleyici olarak içine daldırdığı boğum boğum, büklüm büklüm psikolojiden kendini şıpınişi sıyıran usta bir oyuncu; böylece Tomris İncer hayranlığını, giderek tiryakiliğini yaratan bir fenomen o!

 Seçkin’in (Selvi) ve dostlarının uçağa bindikleri saatte Tomris İncer’i sahnede her izlediğimde onu hep damlayan bir suya benzetmiş olduğumu anımsadım.

Damlayan su, taşı deler ya, o hesap işte!

Tomris İncer’in, hep gülümseyen yüzü, pırıl pırıl gözleri ve muhteşem oyunculuğuyla taşı delenin suyun gücü olmadığını, damlaların sürekliliğinin taşı deldiğini bana her daim kanıtlamış biri olduğunu düşündüm. Rusların ünlü: “Balyoz camı paramparça eder, ancak çeliği en sağlam hale getirir” atasözünü bana sürekli anımsatan bir oyuncu piri olduğu yolundaki görüşümün bir kez daha izini sürdüm.

Onurlu Bir Oyuncuya Onur Ödülü Vermek

Merak edip bir gün Yönetmen Ergun Işıldar’a sormuştum, meğer bir oyun tekstini eline aldığında irdeler, didik didik edermiş.

İncelemek, irdelemek, didiklemek, düşünmek, denemek ve düşündüğünü söylemekten çekinmemek…

Hiç unutmuyorum, Ergun’a: “İşte Tomris İncer’in özeti bu” demiştim.

Bu yılın 21 Nisanı’nda Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB) Yönetim Kurulu, “Yılın Onur Ödülü”nü Tomris İncer’e sunma onurunu bana verdiğinde, dünyaya daima tiyatronun penceresinden bakan, her gününü sahne üstündeymiş gibi yaşayan, güzelim gözleriyle gördüğü, kulaklarıyla duyduğu her şeyi tiyatroyla ilişkilendiren bu büyük oyuncuya ödülünü takdim etmek görevine kendimi layık görmemiştim.

Ödülü verirken ve de yanaklarından öperek TEB adına tebriklerimizi iletirken çok heyecan çekmiş, fazlaca gönenmiş, tüyümün tüsümün havaya dikildiğini sezmiştim.

Seçkin Selvi ve Tomris İncer dostlarının uçağı İzmir yakınlarındayken o anı sanki yeniden yaşadım, yeniden ürperti hissettim.

‘Tomi’nin Fotoğrafları

Devrisi gün Facebook’ta gördüm, hastaneye ziyarete gelen dostlarıyla odasında, hasta yatağında fotoğraflar çektirmiş, Yalçın Boratap da onu fotoğraflarıyla özel olarak sabitlemiş.

İçimden, Tomris İncer’in sabırsızlanmamasını diledim.

Çok sabırsız varlıklarız, sabırsızlanıyoruz, sonuca ulaşamadığımız her anı kendimize zehrediyoruz; oysa istersek her an “iyi” sonuca biraz daha yaklaştığımızı sezer, anı yaşayarak mutlu olmaya çalışabiliriz.

Önemli olan, hangi süreci yeğlersek yeğleyelim, yaşamda hep uyanık olmamız, öyle değil mi ama?

Uyanık ve farkında olmanın anahtarı, yüreğimizde pamuklara sararak beslediğimiz sonsuz mutluluğa olan umudumuz değil mi?

Aynı özden yaratılan canlı ve cansız her şeye karşı, yüreğimizdeki sevgiyi bu amaçla büyütmüyor muyuz?

İncer, Sevgi Tohumlarını Sürekli Besler

Fotoğraflarda gördüm ki Tomris İncer sevgiyi/sevgileri büyüteceği ortamı çoktaaan seçmiş; küpelerini, boncuklarını, yüzüklerini takmış takıştırmış, objektife gülücüklerini yerleştirmiş.

İçindeki ortamı o ortam eylemiş.

Sevgi tohumlarını sürekli besleyengillerden olduğunu bildiğimden olsa gerek, giderek filizlenmeleri elde edeceğini de tahmin etmiştim.

Filizlenmeyi öyle ya da böyle sağlarken, insanların neden acıya bu denli yakın olduklarının nedeninin umut olduğunu saptadığına tanıklık ettim.

Umut değil mi,  “neden ya da ne uğruna” gibi, aslında somut bir yanıtı olmayan, yanıtı zor soruların katlanılabilir ve kabul edilebilir tek yanıtı?

Umut fakirin ekmeği, hastanın ilacı, tutsağın özgürlüğü, yanıt alamadığımız soruların cevabı, sevdalının aşkı, ezilmişin hırsı değil mi?

Umudu Başıboş Bırakmamalı

“Tomi” şimdi Foça’da anasının evinde…

Bu yanıtlar kimi zaman kendisini umutsuzluğa sürüklese bile, tanımının umut olduğunu bilerek oradan bakıyor sevenlerine.

Tomris İncer’in bunca yıldır okuduğu şarkılar, oynadığı oyunlar, söylediği türküler, ezberlediği şiirler, içinde erittiği öyküler umudun “panzehir” yerine “kaim” olduğunu anlatmakta.

Masallar, söylenceler umudun acının karşısında nasıl dimdik durulduğunu, durulabileceğini hatırlatmakta. Çünkü umutsuzluk başıboş bırakılırsa, insanın içini dışını karamsarlık kaplıyor.

Umut, sadece bu nedenle bile olsa, “Tomi”nin içinde olmalı ve zaten olmakta.

Tomris İncer’in Dalgakıranı

Bakmayın siz dünyadaki bunca acıya, yanılgıya, yenilgiye…

Acı da, yanılgı da, yenilgi de her zaman var olmuştur ve olacaktır.

Acıları, üzüntüleri, yenilgileri katlanılabilir kılan tek etkendir umut.

Bir dalgakırandır.

Büyük dalgalarda, yani büyük düş kırıklıklarında, daralmalarda dalgakıran görevi yapandır.

Baktım, gördüm ve anladım ki, Tomris İncer şimdi kendi kurduğu dalgakıranda “Hasta” karakterine can vermekte.

Bu rolünü sevmiyorum, sevmediğimi kendisi de biliyor, ama inanıyorum, o: “İleride ya böyle bir rol verirlerse” diye düşünüp, içinde bulunduğu durumdan tiyatro çıkarıyor.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: