13. Kıbrıs Tiyatro Festivali’nin En Sivri Oyunu: “Halktan Biri”

Üstün Akmen

13. Kıbrıs Tiyatro Festivali’nden geçen hafta bugün döndüm, yani bir anlamda 2015-2016 tiyatro sezonunu bu yıl Kıbrıs’ta açtım.

Kıbrıslıların, Oscar Grup Otelleri ana sponsorluğunda düzenlenen festival nedeniyle Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı’ya, Festival Komitesi Başkanı Kıymet Karabiber’e, Aliye Ummanel, Ceren Aktunç, Sevinç Tozduman, Erdoğan Kavaz, Ülgen Çakır başta olmak üzere Festival Komitesi’nin tüm üyelerine teşekkür borçlarını salonu her oyunda tıklım tıklım doldurarak ödediklerine de tanıklık yaptım.
Festivalde Amerikalı Tiyatro ve Televizyon Oyunları yazarı Sam Bobrick’in (1932) “Halktan Biri-Travis Pine /A Man of the People” başlıklı oyununu Kıbrıs Türk tiyatro hareketinde, daha doğrusu genel anlamıyla Kıbrıs’ın sanat dünyasında çok özel ve önemli bir konuma sahip olan Yaşar Ersoy’un yorumuyla izledim.

Uyarlama Ve Dekor

Yaşar Ersoy, Sam Bobrick’in 2005 yılında George Bush’un ABD başkanlığı zamanında yazdığı, seyirciyi bir yandan güldürürken, diğer yandan etinden et kopartan; eleştirisi “söz”e ve “devinim”e yaslanmış politik güldürüsünü, enerjisi daha yüksek ve fevkalade dinamik bir yapıya uyarlayarak pek iyi etmiş. Böylece, (kendi deyimiyle) özdeşleştirme yerine yabancılaştırma, duygu yerine akıl, büyüleyen yerine yüzleştiren bir anlatım yolu yakalamış. Dışa vurumcu anlayışla groteskin ve farsın politik güldürüyle harmanlanması sahnede ciddi anlamda fırtına yaratmış.

Oyunculuklarda da dikkat çeken bu anlatım biçemine Özlem Deniz Yetkili de dekoruyla katkıda bulunmuş, ritmi ve dinamizmi daha da kışkışlayan konstrüktivist bir dekor tasarlamış, kapitalist/emperyalist sistemin düzeneğini ve işleyen çarkını sahnede simgeselleştirmiş. Konstrüktivist ana dekorun yanı sıra hareketli dekor parçaları da oyunun ve oyuncuların grotesk devinimini/dinamiğini yükseltmiş. Hareketli dekor parçalarının insanlığın belası sistemin koruyucuları olan FBI ajanları tarafından bozulup kurulmaları ve istenilen mekanın oluşturulmasıyla da her olayın halkın iradesi dışında egemen güç tarafından biçimlendirildiğini fevkalade somut biçimde vurgulamış.

Klonlanan Ajanlar  

Amerikan Başkanı nezdinde tüm kendisini kral/sultan sanan megalomanlara çimdik atan; esasen Amerikan halkı için yazılmış, ancak bu halk tarafından hiçbir zaman izlenememiş, sansüre uğramış oyunun dünyada ilk kez Türkiye’de, sonra da Kıbrıs’ta seyircisine kavuşmuş olmasıyla düşündürücülüğü daha da yoğunlaşan eser, bireyin sistemi ne kadar değiştirebileceğini sorguluyor. Yaşar Ersoy, oyunu yerel unsurlarla besleyerek, ülkemizde yaşanan olaylara göndermeler yaparak uyarlamış. Uyarlarken özgün metinde erkek olan Travis Pine’ı kadın olarak ele almış. Ersoy’un bu çalışması, kadının kapitalist sistemde işten çıkarılması, sömürülmesi, ezilmesi ve bunlara karşı kadınca karşı duruşu temanın etkisini artırmış. Yine özgün metinde tek olan FBI Ajanı Tom Walker, sanki klonlanmış ve 4’e çıkartılarak daha dinamik bir ensemble yakalanmış.

Yaşar Ersoy Kızar Mı Bilmem, Ama…

Yaşar Ersoy’un grup simetrisini hiç mi hiç savsaklamadan uyguladığı rejisini pek sevdim, ama ne yalan söyleyeyim, oyunu yarım saat kırpmasını yeğlerdim. “Sana ne?” derse yanıt veremem, elbette “Bana ne” de, oyun sarkıyor, Özgür Oktay’ın başarılı oyunculuğu tekdüzeleşiyor.

Bu arada, Fırat Eseri’nin ışık tasarımını görüntünün ardında gizlenen derin niteliği verebilmesi açısından başarılı bulduğumu söylemeliyim.

Tiyatro oyun metninin, diyaloglara dayanan bir yazın türü olduğu dikkate alınır ve de çeviri, dilin günlük konuşma diline, yani yaşanan dile uygunluğuyla değerlendirilirse, Ekin Tuncay Turan’ın çevirisini kutlamalı, ama gene de: “Sen beni senin gibi (kendin gibi olması gerekiyor) salak mı sandın?” ve benzeri dil kullanış hataları için (samimiyetine güvenerek) kulağını çekmeliyim.

Özlem Deniz Yetkili oyun için gayet zevkli giysiler de tasarlamış, Ersen Sururi’nin müzik seçkisi “matluba” uygun. Osman Ateş’in koreografisini bedensel eğretilemeyi simgelemesi açısından başarılı bulduğumu da itiraf etmeliyim.

Oyunculuklar

Oyunculardan Osman Ateş, 1. ajanın tutkularını değil, onun bileşimini oluşturan duygularını öne pek güzel çıkartıyor.

  1. ajana can veren Döndü Özata’nın oyunculuğunda jestüellik, ses, konuşma ve yer değiştirmelerin ritmi gibi oyunculuğun bütün bileşenleri var.

  2. ajanda Melihat Melis Beşe için, oyuncunun tutum ve davranışı arasındaki diyalektik ilişkiyi iyi biliyor, diyorum.  Dile getirebilme ve bedensel anlatım gücüyle sivriliyor.

Umut Ersoy, 4. ajan karakterinin dokusunun nahif maddesini iyi kavrayarak başarıya ulaşıyor.
Özgür Oktay, Travis Pine’ın fiziksel yaşamına ilişkin somut bir çizgi sağladığı için boşlukta salınmıyor, sallanmıyor, iyice belirginleştirdiği patika yol boyunca kendinden emin, ilerliyor; kutlanası bir oyun veriyor.
Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, tüm cefakar çalışanlarıyla tiyatronun tanrılarından bu kere de kocaman bir aferini hak ediyor.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: