Paralı Konservatuvarlar İşin Suyunu Çıkardı

ibb-sehir-tiyatrolari1[Halis Akyıldız’ın Haberler’de yayınlanan haberinin bir kısmını paylaşıyoruz.]

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu, “Benim çocuğum dizilerde oynar, ünlü olur, çok da güzel bir kızım var deyip konservatuvara zorla verirsen, İBB Şehir Tiyatroları olarak açtığımız sınavlara 400 kişi müracaat ediyor, 8 kişiyi zor alıyoruz. Hepsi mezun ama bu paralı konservatuvarlar işin suyunu çıkardılar. Parayla önüne geleni mezun ediyorlar ve bizim önümüze getiriyorlar” dedi.

Oyunculukta yaklaşık 50 yılını dolduran Yazıcıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, oyunculuğun çok cazip ve çok renkli bir meslek olduğunu, şöhretle de kavrulduğu zaman gençlerin çok hoşuna gittiğini söyledi.

“Kimisi para kazanmanın, kimisi şöhret olmanın, kimisi de gerçekten iyi tiyatro oyuncusu olmanın peşinde. Bir oyuncu bu üç kategoriyi bünyesinde ölçülü bir biçimde taşıyorsa tadından yenmez” diyen Yazıcıoğlu, oyuncunun şöhreti taşıması, parayı benimsemesi ve oyunculuğu da durdurmaması gerektiğini ifade etti.

“İngiltere ve Amerika’da eğitimsiz bir tiyatrocuyu sınava bile almazlar”

Oyunculuğun sonunun olmadığını ve oyuncunun bu üçünü bünyesinde taşıdığında kalıcı olduğunu dile getiren Yazıcıoğlu, sadece şöhret ve para peşinde koşanların sabun köpüğü gibi silinip gideceklerini belirterek, şöyle devam etti:

“Televizyon bir tüketim yeridir. İnsanları çok çabuk tüketir. Eğer bir oyuncunun temeli sağlamsa televizyonda da uzun yıllar var olur. Sabun köpüğü gibi geçip gidenlerin kökeninde tiyatro yoktur. Sokaktan geçen herkes bu işi yapabiliyor. Bu sinemada var ama tiyatroda yok. İngiltere ve Amerika’da eğitimsiz bir tiyatrocuyu sınava bile almazlar. Sokaktan geçen bir insan sınava giremez. Mutlaka geçmişine bakarlar. Eğer çocuğu keşfedeceksen, çocukluğundan keşfet. Yürüyüşü baleye müsaitse 5 yaşında baleye ver. Ortaokul ve lisede tiyatro faaliyetlerine girmiş ve sivrilmişse onu konservatuvara ver ama benim çocuğum dizilerde oynar, ünlü olur çok da güzel bir kızım var deyip konservatuvara zorla verirsen, İBB Şehir Tiyatroları olarak açtığımız sınavlara 400 kişi müracaat ediyor, 8 kişiyi zor alıyoruz. Hepsi mezun ama bu paralı konservatuvarlar işin suyunu çıkardılar. Parayla önüne geleni mezun ediyorlar ve bizim önümüze getiriyorlar. Biz burada o insanları yeniden eğitmeye çalışıyoruz. Onlar ‘oldum’ diye geliyor, diplomam var hocam diyor ama olmamış. Biz bunları almayı çok istiyoruz ama aralarından sivrilen 400 kişide 8 kişi. Bu sınavı bu yıl da açacağız.”

Yazıcıoğlu, önceden devlet ve belediye konservatuvarı olmak üzere iki konservatuvar olduğunu kaydederek, “Çok titizlenerek mezun ederlerdi. Çünkü hocalar Müşfik Kenter, Yıldız Kenter, Çetin İpekkaya ve Şükran Güngör gibi isimlerdi. Şimdi bunlar artık özel okullarda ne yazık ki. Kapasitesi çok yüksek değil eğitmenlerin. Böyle olunca da bu kadar çok mezun vermenin anlamı yok. Biraz daha titizlenilmesi lazım. O gençleri mezun ederek havaya sokmak, Türk tiyatrosuna zarar veriyor. Oyunculuk sanatına zarar veriyor. Olmadan, ‘oldum’ diye ortaya çıkmamaları lazım. Bizim tiyatrodaki eğitim, konservatuvarlara beş basar. Bu Muhsin Ertuğrul döneminden beri böyledir” diye konuştu.

Önceden bu kadar özel konservatuvar ile özel tiyatro okullarının olmadığına değinen Yazıcıoğlu, insanların bir şekilde yeteneklerini ortaya döktüklerini ve yıllarca şehir tiyatrosunda figüranlik yapıp keşfedilmeyi beklediklerini ve keşfedilenlerin hepsinin şu an ayakta olduğunu aktardı.

Konservatuvarların kalifiye mezunlar vermesi gerektiğine işaret eden Yazıcıoğlu, bu şekilde yetişenleri devlet ve şehir tiyatrolarının alabileceğini kaydederek, “Bugün öyle bir ortam yok. O kadar çok mezun var ki ‘olmadan’ geliyorlar” ifadelerini kullandı.

“Tiyatro sanat, oyunculuk meslektir”

Yazıcıoğlu, oyunculuğun sanat değil meslek, sanatın yaratıcılık isteyen bir konu olduğunun altını çizerek, oyunculuğun tüm dünyada meslek olarak kabul edildiğini, bir kişiye sanatçı demek için az çok yaratılarının olması gerektiğini ve tiyatronun sanat, oyunculuğun ise meslek olduğunu belirtti.

Televizyon dizilerinin, bilgilendirme ve eğitim aracı olmadığını, bir sosyallik olarak kabul edilebileceğini söyleyen Yazıcıoğlu, dizilerin hayattan alınma birkaç konu taşıdığını, çok fazla bir getirisinin de bulunmadığını ve bir uyuşturma mekanizması şeklinde kullanıldığını ifade etti.

Oyunculuğun gözlem işi olduğunu belirten Yazıcıoğlu, şunları söyledi:

“Oyunculuk hayatın içinde olmaktır. Televizyon bu kadar önem kazandığından beri herkeste bir oyunculuk havası arttı. Kim ne kadar samimi, kim oynuyor, kim oynamıyor? Artık o kadar kuşku uyandıran bir konu oldu ki, bu televizyondaki bir tipi mi oynuyor, samimi mi, değil mi? Bunlar hep bir kaygı uyandırdı. Siyasilerin ağzında ‘bana oyun oynama, bana oyunculuk yapma, tiyatro mu burası, sahne mi burası?’ gibi oyunculuğu ve tiyatroyu aşağılayan söylemler oldu. Bu neyi gösteriyor? Herkes bir yerde bir şekilde oynuyor.”

“Yeşilçam şehir tiyatrosu tarafından beslenmiştir”

Yazıcıoğlu, “Yesilçam, Şehir Tiyatrosu tarafından beslenmiştir. ‘Yoldan geçen yakışıklıyı ya da güzel bir kızı alıp allayıp pullayıp nasıl olsa bir tiyatrocu bunun seslendirmesini yapar, sesiyle duyguyu verir, biz de bunu halka yuttururuz’ kaydıyla yola çıkılıyordu. Öyle bir bakış açısı vardı” görüşünü dile getirdi.

Oyunculuğun ne olduğunu halkın fark etmeye başladığını ve ardından bir televizyon furyasının ortaya çıktığını kaydeden Yazıcıoğlu, televizyonda yakışıklı erkek, güzel kız etkisi ön plana çıkarken, tiyatrodan bir anda transferlerin başladığını, televizyonlarda artık sesli çekimlere geçildiğini ve Yesilçam’ın yetişmiş şöhretlerinin ses, tonlama, vurgu ve duygusunun yetersiz gelmesiyle televizyonların tiyatroculara muhtaç kaldığını anlattı.

Devamı için tıklayınız.

Haberler