Bir Delilik Hali

bir delilik hali[Gülay Afşar’ın Tatbikat Sahnesi’nin “Bir Delinin Hatıra Defteri” oyunu hakkındaki yazısının bir bölümünü paylaşıyoruz.]

Bu hafta yine Tatbikat Sahnesi’ne gittim. Ankara’dan sonra İstanbul’a taşıdığı Tatbikat Sahnesi’nde Erdal Beşikçioğlu’nun yorumuyla ‘Bir Deli’nin Hatıra Defteri’ni sonunda seyrettim. Gogol’un artık klasik olmuş eserinde memur ‘Popriçin’in hikayesinin en çağdaş, en çılgın, en gözükara yorumuyla karşılaştım.

Tüm oyunu kendi kullandığı bir vincin üzerinde sürdürdü, binbir cambazlıkla vincin bir ucundan diğer ucuna koşturdu. Vinci bir indirdi, bir yükseltti. Nefes nefese kalarak, aşama aşama deliliği anlatan hayli zor bir metni, hiçbir repliği atlamadan oynadı. Eminim, yüreği ağzına gelerek Beşikçioğlu’nu seyrederken tüm seyircilerin aklından geçen soru aynıydı: “Acaba oyunun kahramanı Popriçin mi, o mu?”

Peki sanatçı neden böyle vinç üzerinde oynuyor? Vinç bir metafor; sanayileşmenin simgesi, bir yandan da sistemi temsil ediyor. Sanayileşme insanı egemenliği altına alıyor. O sistemin insanı ezme hali en çarpıcı böyle anlatılıyor. Yani, seyirci olarak bizim de seyrederken zorlanmamız gerekiyor.

Beşikçioğlu’nun sitemi

Aslında Tatbikat Sahnesi her anlamda seyirciye ‘birlikte elimizi taşın altına koyalım’ diyor, bilet fiyatlarından çokça şikayet edildiğinin farkındalar. Ama Erdal Beşikçioğlu Türkiye’de özel tiyatroların bilet fiyatlarının Avrupa’ya göre ucuz olduğunu söylüyor, “Keşke devlet özel tiyatroların her bir koltuğunun yarı fiyatını karşılasa” diye sitem ediyor. “Yoksa hiçbir özel tiyatro bu maliyeti daha düşük bilet fiyatlarıyla karşılayamaz” durumu diye savunuyor.

Seyirci farkı!

Gerçekler acı olsa da, onlar İstanbul’da yeni bir sahne açma cesaretini gösteriyor. Ancak Ankaralı seyirciyle İstanbullu seyircinin sahneyi algılama farkını da gözardı edemiyorlar. Beşikçioğlu’nun anlatımıyla; Ankaralı tiyatro seyircisi metni biliyor, nasıl yorumlandığını izlemeye geliyor. İstanbullu seyirci ise metin ve yazarla ilgilenmiyor, oyuncuyu görmeye geliyor. Özellikle sanatçıyı ‘Behzat Ç. olarak hatırlayan İstanbullu seyircinin, performansını izlerken yaşadığı şaşkınlık ve sonrasındaki mutluluğu görülmeye değer…

Bu arada hem Ankara’da hem İstanbul’da sahne temposu devam ederken, Beşikçioğlu televizyondan da vazgeçmiyor.

“Tiyatro yapmak için televizyon şart elbette ama diziler daha kısa olmalı” diye ısrarından vazgeçmiyor, “Yoksa sektörde oynayacak oyuncu bulunamayacak ya da dördüncü bölümden sonra boş bakan, gözlerinin altı çökmüş oyunculara razı olacaklar” şeklinde devam ediyor.

Devamı için tıklayınız.

Milliyet