Biz Buraya Kaçıp Geldik Ya Ne Değişti

parkYer; Gezi Parkı, zaman; sabaha karşı, Tarih; 30 Mayıs 2013.  Deniz, Can ve Tuğçe. Tuğçe Londra’dan araştırma için gelmiş, onunla yarım saat önce tanıştılar. Deniz’le Can ise arkadaş, liseden. Aralarındaki arkadaş bağının ilk temeli polisin parka müdahale için girdiği zaman atılıyor. Daha sonra yollar Londra’da tekrar birleşiyor. Başka bir zaman, başka bir tarih ve başka bir ülke.

Sami Berat Marçalı’nın yazdığı ve yönettiği İkincikat’ta sahnelenen P*rk oyunu bu üç gençin Gezi Parkı’ndan Londra’ya uzanan deneyimlerini ele alıyor. Gezi Parkı’nda yapılan ilk çadır, polis müdahalesi, hastane odası, Londra’ya geliş, çalışılan bar karakterlerin yaşadıkları maceraların geçtikleri yerler oluyor. Oyunun ana iletisi, gitmek ve kalmak arasında sıkıştırılan insanların başka seçenekleri görmemesiyken direnmek, özgür hissetmek ya da hissedememek. Devlet ve birey, ölüm gibi temalar da oyunun içinde işleniyor. Deniz karakterini Uğur Uzunel, Can karakterini Barış Gönenen, Tuğçe karakterini ise Heves Duygu Tüzün oynuyor.

Deniz ve Can “Nasıl bir ülke oldu burası?” diye düşünerek, nefes alamadıkları, her an ölebilecekleri ülkelerinden kaçıp Londra’ya gidiyorlar. Uzaktan hayalini kurdukları, problemsiz ülkede ise kendilerini bambaşka sorunlarla boğuşurken buluyorlar, İngilizce bilmemek, vize sorunu, kaçak çalışmak, en önemlisi orada yabancı olmak. “Biz buraya kaçıp geldik ya, ne değişti” diye düşünüyorlar sonra.

“Kalmak Belki Daha Huzurludur”

Bir barda kaçak olarak garsonluk yapıyorlar. Girdikleri bunalımın içinde sürekli lisede intihar eden öğretmenleri geliyor akıllarına. “Ondan kaçıyoruz onsuz yapamıyoruz” diye düşünüyorlar sonra da. Gittikleri yerde, kimse kucak açıp onları selamlamıyor, var oldukları, uğrunda canlarını kaybetmek pahasına çatıştıkları ülkeleri burası değil çünkü. Ara ara naif bir şekilde Tuğçe onlara “Kalmak belki daha huzurludur” diye sesleniyor. Çünkü o biliyor, başka ülkede yaşamanın dezavantajlarını.

Sahneleme de ise Sami Berat, sade dekorlarla metni yorumlamış. Küp şeklindeki tahtalar bazen bar masası, bazen parktaki bank olarak kullanılıyor. Sahne geçişlerinde ise oyuncular bir sonraki sahneye seyircinin önünde hazırlanıyorlar. Her karakter kendi duygusu ve sahnenin duygusuyla geçişte kostümünü değiştiriyor. Bu buluş sahnelemeye yeni bir boyut kazandırıyor. Oyun, üzerinde durduğu temaları diyaloglarla bazen tekrara düşerek seyirciye aktarmaya çalışıyor. Gitmek, kalmak, direnmek üzerine yapılan tartışma diyaloglar düzeyinde kalıyor.

Sahnelemede oyun içinde karakterlerin hayatlarına bu kavramların nerede ve nasıl oturduğuna çok fazla şahit olamıyoruz.  Seyirci Can’ın İngilizce bilmediğinin gösterildiği sahnede, onun yaşadığı yerdeki problemini gösteren sahnelere oyun içinde daha fazla ihtiyaç duyuyor. Diğer türlü temalar felsefi bir düzlemde tartışılan kavramlara dönüşüyorlar. Gitmenin, kalmanın, direnmenin her zaman büyük önem taşıdığı Türkiye’de P*rk oyununu İkincikat’ta izleyebilirsiniz.

Evrensel

Yorum


işlemi tamamlayınız: