Karanlıktaki Shakespeare I: Veronalı İki Centilmen

Özgenur Korlu

Başlamadan okuyucuya küçük bir not: Bir süre önce, bir zihin ve yazma egzersizi olarak Shakespeare’in eserlerini farklı açılardan yeniden okumaya karar verdim. Niyetim, eserleri kronolojik sırayla okuyup araştırmak ve yazılar yazmak. Bu yazılar ki bazen siyasete gönderme yapıyor, bazen felsefeye. Bazen yanına başka edebi, felsefi metinleri yardakçı eyliyor, bazen bir sinema filmini. İşte bu yazıların ilki “Veronalı İki Centilmen”. Karanlıktaki Shakespeare, bu yazıların genel ismi. “Karanlıktaki”, hem düz bir okuma ile anlaşılanların ötesine geçme çabasının göstergesi, hem de minik blogum Karanlıktaki Zenci’ye bir gönderme. Hazırsanız, başlayalım.

Shakespeare dostluğun, romantik aşktan üstün tutulduğu ilk ve son eseri Veronalı İki Centilmen’de kaderi erkekler tarafından çizilen iki kadının hikayesini anlatır. Oyunun şüphesiz ki en çarpıcı sahnesi, Veronalı iki centilmenden biri olan Proteus’un, iki bahtsız kadından biri olan ki kendisi aynı zamanda centilmenlerin ikincisi Valentine’in sevdiceğidir, Silvia’ya tecavüze yeltenmesidir. Oyun bu çarpıcı sahneden sonra, acayip bir U dönüşü yapar. Centilmenler dostluklarına kaldıkları yerden devam eder. Kadınlar, centilmenleri terk etmez, onlarla sonsuza kadar mutlu yaşayacakları temennisi ile evlenirler. Oyun biter.

Peki her fırsatta yazdıklarının evrenselliği ve yıllar öncesinden günümüze seslenmesiyle övdüğümüz Shakespeare’in bu oyunu böyle kolayca bitirilebilir mi? Bu kadınların iki centilmen karşısında suskun kalmaları sorgulanmamalı, mutlu mutlu yaşamalarına mı odaklanılmalıdır? Tüm bu kabul ediş, boyun eğiş bir öğreti değil midir?

Öğretileri üzerimize biçilen bir kıyafet, bir üniforma gibi düşünmeyi seviyorum. Öyle bir üniforma ki bu, onu tamamen çıkarmak asla mümkün değil. Düşünün ki, kişiliğim deyip övündüğümüz o tatlı mavi gömlek de bile başkalarının dikişleri, makas izleri var. Benliğimiz bile bize başkalarının öğrettikleridir.

Öğretiler reddedilebilir mi? Hepsi değil. Çıplak kalmak gibidir öğretilenlerin tümden reddi ve korkutur insanı. Tarzan bile, ki insanlığın mahzar olduğu medeniyet öğretilmemişti ona, bir yaprak ile duruyordu ormanın ortasında. Bilgi meyvesini ısırıp, kovulduktan sonra, Adem ile Havva’nın utanıp örtünme ihtiyacı duydukları anlatılır. Öğrenen öğrendiğinin kıyafetine bürünür.

Bazı kıyafetler güzeldir ve bu analoji ile bazı öğretiler de güzeldir, özgürleştirir insanı. Bazıları kaşındırır, canımızı yakar. Ama çıplak kalacağımız endişesi ile çıkartamayız onları. Ve nedense moda denilen nane kadınlara canlarını en çok acıtan ayakkabıları giymesini öğütler durur. Güya en güzelleri onlardır.

İşte Veronalı İki Centilmen de Julia ve Silvia’nın onlara öğretilenler yüzünden üzerlerinden atamadıkları iki adamdır. Çıkarıp atamazlar bu centilmenleri üzerlerinden. Çünkü sanki bu adamları çıkarırlarsa tümden çıplak kalacaklarmış gibi gelir onlara.

Halbuki çıplak kalmak gerekmez öğretilenlerin kötülüğü karşısında. Çünkü gerçek reddediş öğretilenleri, öğrenmekle olur. Daha iyisini giyebileceğini gördükçe çıkarırsın seni sıkan kıyafetleri. Eline makası, iğneyi alırsın, kendi kıyafetini kendin biçer, kendin dikersin.

Kendimize itiraf etmeliyiz ki kadınlar öğrenmedikçe, adamların diktiği kıyafetleri giymeye devam edecekler. Adamlar öğrenmedikçe zorlayacak kadınları kendi diktikleri kıyafetleri giymeye. Anneler öğrenmedikçe başka kadınlara kıyafetler diksin diye yetiştirecekler oğullarını. Hakimler, savcılar öğrenmedikçe kravatın sadece bir kıyafet olduğunu “İyi hal, saygın tutum” demeyi sürdürecekler. Aslında o kravatların temsil ettiği tek şeyin o adamların hayatlarındaki kadınları boğduklarının göstergesi olduğunu görmeyecekler.

Cahillik kötü. Cahillik kadar kötü öğretilenlerle yaşamak. Hazır giyim kötü, sana öğretilenleri kendi makasından geçirmeden üzerine giymek…

Başladığımız yere geri dönerek bitirelim Karanlıktaki Shakespeare’in bu ilk yazısını: Shakespeare dostluğu romantik aşktan üstün tuttuğu ilk eseri Veronalı İki Centilmen’de, toplumun centilmen diyerek şahlandırdığı iki dostun, iki kadının hayatlarını nasıl mahvettiklerini anlatır. Bu onun aynı zamanda dostluğu romantik aşktan üstün tuttuğu son eseridir. Belki bir şekilde bu göstergesidir, kadına yapılan bu zulmün “aşktan” olmadığının.

Karanlıktaki Zenci

Yorum


işlemi tamamlayınız: