“Kimseye Bir Şey Söylemeyenler”

kimseye bir şey söylemeyenlerin hikayesi[Hazel Güney’in “Kimseye Bir Şey Söylemeyenlerin Hikayesi” oyunu hakkında yazdığı, Evrensel’de yayımlanan yazısını paylaşıyoruz.]

Kadın olarak var olabilmenin bitmek tükenmek bilmeyen sancılarıyla kavruluyoruz. Özellikle son zamanlarda artan tecavüz vakaları ve her gün bir kadının ölümüyle artık kanıksadığımız kadın cinayetlerinin ruhumuzda tahribat yerine, alışkanlık yaptığı bir toplum modeli içinde yaşıyoruz. Nedir bu sapkınlık, kin ve şehvet? Bunun nedenini bireylerin psikolojik nedenlerinde aramalıyız belki; ama toplumsal olarak da hastalığa sahip oluşumuzu göz ardı etmemeliyiz. Tecavüz ve bunun ölümle sonuçlanması insanın kendini üstün görmesi ve bitmek tükenmek bilmeyen açlığı; üzerine bu açlığını kaba kuvvet kullanarak karşı cinsine kullanması; yaşadığımız dünyayı narsist bir toplumun nefes aldığı sapkın kişilerle doldurmakta. Hatta öyle bir durumdayız ki, artık ses çıkarmaz oldu insanlar, tecavüze uğrayan insanlara “Psikolojisi iyidir” raporları bile veriliyor ve sonucunda intihar eden kadın ölümü haberleriyle karşılaşıyoruz.

Bu kadar kasvetli bir dünyanın gerçekleriyle bizi tekrar yüzleştiren Görme Yeri’nin yeni oyunu Kimseye Bir Şey Söylemeyeceğim de tam bu noktalara değiniyor. Uğur Küçükdağ’ın yönettiği; Ilgım Bakkaloğlu, Ers Arc ve Nihan Akpolat’ın rol aldığı oyun, gerçek bir tecavüz olayından yola çıkarak; insanların bu olaylara ne kadar kayıtsız kaldığının altını çiziyor.

Buna bir de ataerkil düzenin yetiştirdiği birey olarak erkek olma ve olamama durumlarını da ekliyor. Bahar ve Özgür çiftinin çocukları olup olamaması durumu, Özgür’ün tanımadığı 18 yaşındaki bir kıza evliliğiyle ilgili durumları anlatması ve Bahar’ın eve dönüş yolunda 45 dakika içinde tanımadığı bir adam tarafından tecavüze uğrayıp, can vermesi bizi izlerken bayağı bir şişiriyor. Öyle ki bazen bu kasvetli havadan çıkmak için bir tersinleme arıyoruz.

GELECEK VE ŞİMDİ AYNI ANDA SAHNEDE

Oyunda çok katmanlı bir yapı kuran yazar, metnini biçem olarak çok modern bir dille akıtıyor ve biçim olarak geçmiş, gelecek ve şimdiyi sahnede de, metinde de bir arada veriyor. Biz  sahneyi üçe bölüyoruz. Hem Bahar’ın yolda yürürken başına gelenleri, hem Özgür’ün oturma odasını, hem de genç kızın o sevimli odasında yaşadıklarına aynı anda şahit oluyoruz. Bu anlamda çok başarılı bir dekorla karşılaşıyoruz. Çünkü bu üç insan aynı yerde olmamasına rağmen; birbirlerine dokunduklarına, birbirleri içinde olduklarına ve birbirlerine ne kadar çok yabancılaştıklarına sahne üzerinde aynı anda şahit oluyoruz. Fakat sürekli bir “geriye dönüş, şimdi, geriye dönüş” üçlemesi yer yer izlerken biraz yoruyor. Geriye dönüşler biraz daha azaltılarak tecavüz gibi ağır bir konu daha eleştirel bir yerden, biraz da izleyiciye alan yaratılarak ele alınabilirdi. Çiftin çocuğunun olup olmama durumu, onların nasıl tanıştıkları, ne gibi sorunlar yaşadıkları bu tecavüz olayının ağırlığını hafifletmek için konmuş olsa da, bir anda bunların sahnede çok yer alması ister istemez böyle bir ağır konunun daha aşağılarda kalmasına neden oluyor.

KASVETLİ, RAHATSIZ EDİCİ AMA SLOGANVARİ DEĞİL

Özgür’ün de aynı minimal oyunculuğa gitmesi gerekiyor. Çünkü Özgür’ün kendi içinde bir problem olarak yaşadığı erkek olup olamama durumlarını sorguladığı anlarda heyecanla bağırması bizi daha da geriyor. Bahar’ın 45 dakika boyunca acı çektiği anlarda olan olaylar verilirken, Bahar’ı pek çok kez ölümün eşiğinde acı çekerken izlemek bir zaman sonra biraz sıkıyor. Bu durum ajitasyona gitmiyor ve bu anlamda kendini izletiyor; ama bir kere onun bıçaklanışına şahit olduğumuz için ruhen hissettiği tahribatları daha çok görmek istiyoruz. Tabii burada Nihan Aypolat oyunculuğu üst bir seviyede karşımıza çıkıyor. Bir yandan acı çeken bir Bahar, bir anda geçmişe dönüp mutlu günlerini anlatan bir Bahar’a dönüşebiliyor. Oyun içinde duygu durumlarını sürekli değişkenlik göstererek veren Nihan Aypolat oyunculuğunun temposu hiç bitmiyor ve geçişleri izleyende ayrı bir tat bırakıyor. Bu da metnin anlamını biraz daha görünür kılıyor. Uğur Küçükdağ bize farklı bir kapı açıyor, bunu asla göz ardı etmemek lazım. Bir kere tecavüz gibi bir konuyu alıp sahneye taşımak bir risk. Hem toplum açısından, hem de bireysel açıdan. Bir kere haklı- haksız konumuna getirip oyunu sloganlaştırabilirdi. Fakat hiç böyle bir şeyle karşılaşmıyoruz. Biz bir kadının ve o kadın üzerinden tüm kadınların maruz kaldığı umursamazlığa ve çirkinliğe şahit oluyoruz. Fakat biraz daha rahatlatıcı ögeler arıyoruz izlerken. Çünkü çok zor ve kasvetli bir olayı izliyoruz. Aynı zamanda oyunun diyalogları da birbirini takip eden, kısa ve öz bir anlatımla yazılmış. Bu da metni daha çağdaş bir yere koyuyor. Kimseye bir şey söylemeyenler varsa, mutlaka gidin ve izleyin derim.

Görme Yeri’nin yeni oyunu Kimseye Bir Şey Söylemeyeceğim, 10 Mart’ta saat 20:30 da Tiyatro D22’de.

Evrensel