Semaver Kumpanya ve “Cimri”

cimri[Murat Akdağ’ın Semaver Kumpanya ve oyunu “Cimri” hakkında yazdığı yazıyı okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

14 yıl önce kurulduğunda İstanbul’da çok az özel tiyatro vardı. Şimdiki gibi değildi hiçbir şey. Bu kadar çok mekan da yoktu. Kadim Kent Oyuncuları, Dostlar Tiyatrosu, Orta Oyuncular, kurulalı on yıl bile olmamış olan Tiyatro İstanbul, Tiyatro Kare, Yeditepe Oyuncuları, Tiyatro Oyun Evi vardı. Bir de tutunamayan ve gerek içerik, gerek estetik açıdan seçkin işler yapmaya çalışan küçük gruplar, denemeler vardı.

Tüm bu hareketliliğin yanında üç ayrı tiyatro benim dikkatimi çekiyordu. Işıl Kasapoğlu’nun yönetimindeki AK SANAT PRODÜKSİYON TİYATROSU, Işıl Kasapoğlu’nun her oyununu yönettiği OYUN ATÖLYESİ, Işıl Kasapoğlu’nun bazı oyunlarını yönettiği, ışık tasarımlarını yaptığı, kuruluş çalışmalarında bulunduğu TİYATRO STÜDYOSU.

O dönem seyrettiğim en güzel işler bu tiyatrolarda idi. 2002 yılının Temmuz ayında, bu üç tiyatronun ortak unsuru olarak gördüğüm Işıl Kasapoğlu’nun gazeteye verdiği röportajda, yeni bir tiyatro kurduğunu öğrendim. Tiyatronun adı SEMAVER KUMPANYA imiş. Katılımcılar bekleniyormuş. Bu bilgiyi alır almaz koştum aradım buldum Semaver Kumpanya’yı, Kocamustafa Paşa’da. Başvuru yaptım ve benim gibi 70 kişi ile daha “semaver’de” olmaya başladım. O zaman semaverde olanların arasında, şimdinin kıymetli aktörleri, aktristleri var. Hepsi ile tanıştığım günleri dün gibi hatırlarım.

Semaver Kumpanya’nın ilk oyunu Shakespeare’in “12. Gece“si 10 Ekim’de prömiyer yaptı. Ben oyunun takip ışıkçısıydım. Bir konservatuvar bitirmediğim için o dönemde Semaver’de oyunculuk etmem mümkün olmadı. Oyunculuk dışında pek çok işle uğraştım ve bu uğraşlar sırasında, konservatuvar eğitimine alternatif bir süreç yaşadım. Başta Işıl Kasapoğlu olmak üzere, Semaver’de bulunan arkadaşlarımdan çok şey öğrendim. Bunu o zamanlar fark edememiştim tabii, şimdi geri dönüp baktığımda anlayabiliyorum, o sürecin benim için ne kadar verimli olduğunu. Kurulduktan 2 yıl sonra, “Murtaza” oyunu oynanırken ben Semaver’den ayrıldım ama hep takipte oldum. Semaver’in her oyununu görmeye çalıştım. En son, 27 mart 2016’da, Dünya Tiyatro Günü’nü eski çalıştığım tiyatroda kutlayayım, hazır kutlamışken bir de oyun izleyeyim diyerek Semaver Kumpanya’ya gittim.

O gün Semaver’de Moliere’in “Cimri“si oynanıyordu. Oyun 20:30’da başlıyordu ama ben eski arkadaşları da göreyim diye biraz erken gittim ve kulise uğradım. Semaver’in anılarla, hikayelerle yüklü bir oyuncu fuayesi vardır. Semaver’in oyuncu fuayesinde birkaç saat geçirdim. 14 yıldır Semaver’e emek veren arkadaşlarımla sohbet ettim. Tabii o 70 kişilik ekipten pek çok insan başka başka yerlerde şimdi. Tiyatro’yu bırakanlar olduğunu bile biliyorum ama hala, her sezon, Semaver’in her üretiminde olmaya devam edenler de var. Benim fark edebildiklerim arasında, Semaver’in mütemim cüz’leri olarak tanımladığım Serkan Keskin, Siibel Altan, Sarp Aydınoğlu, Volkan Sarıöz var. Bunun dışında Tansu Biçer, Ahmet Kaynak, Özlem Durmaz gibi zaman zaman gidip başka yerlerde başka işler yapan ama ne olursa olsun Semaver Kumpanya’da var olmaya devam edenler var. Semaver’in kurulduğu dönemde değil ama daha sonrasında katılmış ve Semaver Kumpanya’ya değer katan Sezin Bozacı, Mustafa Kırantepe gibi arkadaşlar var. Ayrıca çıraklar, gençler, yeni mezunlar, bir oyunluk misafir olan deneyimli oyuncular Semaver’i kaynatmaya devam ediyorlar. Üstelik Semaver Kumpanya, 2002 yılında kurulduğunda, 300 kişilik salonda 12. Gece’nin 8 kişiye, Kuşlar Meclisi’nin 3 kişiye oynadığı günlerden, bugün kapalı gişe oyunların oynandığı günlere gelmiş. Bu durumu görmek çok güzel. Umut verici.

Gelelim Semaver’in Cimri’sine

Efendim, Semaver’in Cimri’si tam bir “Semaver Cimri’si”! Yani coşkulu, arzulu, genç, vaatkar, sıcak, insani bir sahneleme olmuş. Evet, oyunun yönetmeni Tansu Biçer‘in yaptığı çalışmaya sahneleme demek mümkün bence ama bir reji çalışması demek zor.

Tansu Biçer’i yıllarca, İstanbul sahnelerinde ne oynadıysa izledim. Her performansı benim için araştırma konusudur! Tansu Biçer’in, sahip olduğu yetenekler ve duygu yoğunluğu ile uluslararası pek çok sahnede kendisine yer bulabileceğini düşünmüşümdür hep. Bu özellikli aktörün, oyun yönetişine tanıklık etmek tabii ki bir takım farklılıklar arz edebilirdi.

Bu gibi ön koşullamalarla başladım oyunu izlemeye. Oyun ilerledikçe, Biçer’in sahnelemesinin, benim Moliere’in metnine ulaşmam ve oyuncularının bu ulaşımı sağlamaktaki çabasını kolaylaştırmak, motive etmek, yol açmak üzerine oluşturulduğunu gördüm. Bu sahneleme, Moliere’in oyun metnindeki güç dengeleri, mülkiyet kavramı, aşk pazarlaması, kapitalin merkez unsur olarak alınıp, alt yapı üst yapı incelemesi ile hırsızlığın güncelliği üzerinden içinde bulunduğumuz topluma, sonrasında dünyaya bir söz söyleme tercihine evrilse idi belki pek çok estetik risk almış olacaktı ama biz o zaman bir sahneleme değil reji görmüş olacaktık. Dediğim gibi, bir reji yerine sahneleme tercih edilmiş ve bu büyük oranda başarılmış.

Oyun, Semaver Kumpanya’nın neredeyse tüm oyunlarında gördüğümüz, hatta bizde, Semaver Kumpanya’da tekrar tekrar oyun görme arzusu uyandıran bir üslupla oynanıyor. Söz konusu üslubun Işıl Kasapoğlu üzerinden, Mehmet Ulusoy’a, Mehmet Ulusoy üzerinden, Giorgio Strehler’e uzandığını fark edilirse, Strehler’in, 2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’daki büyük depresyona ilaç gibi gelen Diyonizyak Tiyatrosu‘nun, oyunculuk üslubunun günümüz Türkiye’si için de hayli işlevsel olduğu görülür. Yalanın, şiddetin, hainliğin, hırsızlığın, caniliğin doruğa çıktığı dönemlerde etrafımızda samimi, sıcak ve güvenilir insanlar ararız. Şüphesiz bu arayış en çok sanat eserleri ile kurduğumuz ilişkide karşımıza çıkar. Strehler’in başarısı, ürünü olduğu Akdeniz kültürü’nün Diyonizyak yapısını tüm Avrupa’ya, dolaylı olarak da dünyaya aktarabilmesindedir.

Semaver Kumpanya da, kurulduğu günden beri bu bağlamda işler üretti. Zaman zaman yetersiz işler çıktığı da görüldü ama oluşturulmaya çalışılan üslup hep sabitti. Söz konusu üsluba uygun oyuncu bulmak, yetiştirmek, muhafaza etmek pek kolay olmasa gerek. Işıl Kasapoğlu’nun 1987 yılında İBBŞT için sahnelediği “İki Efendi’nin Uşağı“‘dan (Goldoni) başlayarak, Türkiye tiyatrosu içinde yaptığı çalışmalar gösteriyor ki ya Kasapoğlu bu üsluba uygun oyuncu buluyor ya da bu üsluba uygun oyuncular Kasapoğlu’nu buluyor. Ben bu buluşmaların sayısız örneğine tanıklık ettim. Serkan Keskin, bu buluşmaların, en uzun soluklu örneklerinden biri. Herhalde, araştırılsa ortaya çıkacaktır ki, Serkan Keskin, Kasapoğlu ile en çok çalışan 3 oyuncudan biridir. Diğer iki isim şüphesiz Tilbe Saran ve Bülent Emin Yarar‘dır. Bir dördüncü aransa Sarp Aydınoğlu bulunur herhalde.

Serkan Keskin’in diğer oyunculardan farkı, tiyatro okulu öncesi, sırası, sonrası olmak üzere bir mimari oluşturma çalışması ile geçmiş 20 yıl! Bu 20 yılı ve sonrasını uzun uzun kendisinden dinlemek isterim bir ara. Serkan Keskin’i sahnede izlerken, bu 20 yılın sonunda ulaşılan Harpagon’u hediyenizmiş gibi görüyorsunuz. Kıymetinin bilinip, sürekliliğinin sağlanmasını diliyorsunuz. Sonra, salondaki seyircinin buna, fena halde teşne olduğunu fark ediyorsunuz ve çok mutlu oluyorsunuz. İkinci mutluluğunuz, Serkan Keskin gibi bir aktörün sahnede yalnız bırakılmayıp, Sezin Bozacı gibi bir başka fenomen ile desteklenişine tanık oluyorsunuz. Sezin Bozacı’yı ilk olarak 2009 yılında “Hizmetçiler“de izlemiş ve takipçisi olmuştum. Sonraki yıllarda ne oynadıysa izledim. Sezin Bozacı, izlediğim her işte, çıtayı hep daha yükseğe koydu. Son olarak, “Frozen”a getirdiği yorumu görünce Sezin Bozacı’nın artık oyuncudan fazla, kendine has bir yorumcu olduğunu görüyorum. Hele Serkan Keskin’le oynadıkları bir sahne var ki, oyun sırf bu sahnedeki işçilik için bile görülür.

Keşke bu özenli oyunculuk çabası diğer oyuncular tarafından da desteklense idi ama pek mümkün olmamış ya da Serkan Keskin ve Sezin Bozacı’ya eşlik edebilecek oyuncular seçilmemiş. Özellikle oyundaki genç kadro oyunun yükü gibi duruyor. Neden tercih edildiler bilemiyorum ama bu tercihler ile daha uzun ve daha incelikli bir prova dönemi geçirilmeliydi bence.

Oyun dekoru ile, ışığı ile, kostümü ile tercih edilen sahnelemeye son derece uygun olmuş ve Semaver Kumpanya’nın Cimri’si 2 usta oyuncu ile sırtlanılan, hoş bir iş olmuş. Tebrikler.

Yeşil Gazete