Dario Fo’nun Ardından…

1-ayse_emel_mesci-001[Ayşe Emel Mesçi’nin Cumhuriyet’te yayınlanan yazısının bir kısmını paylaşıyoruz.] Bazı dostlar vardır, çok sık görüşmeseniz de hep orada olduğunu, başınız sıkışsa bir omuz mesafesinde durduğunu bilirsiniz. O dostlarımdan birini daha yitirdim, Dario Fo’suz kaldık.

Franca Rame ile 1981’de tanıştım. 12 Eylül darbesinden sonra yurtdışına çıkmış, sürgünde yaşayan sanatçılardık. Franca ününün doruğunda bir oyuncuydu, Londra’da turnedeydi. Kulise gidip kendimi tanıttığımda önce boynuma sarıldı, ardından Türkiye’deki durumu sormaya başladı. Bir anda kendimi sürgündeyken “evimde” hissettim, derdimiz dertleriydi çünkü, Dario Fo ve Franca Rame ile her karşılaşmamda yaşadım bu duyguyu.

Halkın soytarısı

Dario’nun dünyasında hiyerarşiye, protokole, hamasete, “ışık saçan rehber” imajlarına yer yoktur, çünkü o “kralın” değil, “halkın soytarısı”dır ve soytarıların dünyasında hepimizi ezen, öğüten, un ufak eden bu yere batasıca sistem alt üst edilmiştir. Onlarla birlikteyken anlarsınız zaten, her şeyin aslında ne kadar farklı, ne kadar güzel ve ne kadar kolay olabileceğini…
Oynadığınız festival çadırında seyirciler ayakta mı kalmış, Dario Fo size iskemle taşır. Finlandiya’da sahneye çıkar, sizinle daha 15 dakika önce tanışmıştır, oyuna beş dakika kala sizi protokole oturtmak için uğraşmıştır, salon görevlileri yapamayız derler, o da oyun başladığında bin kişilik salonda sizi arar bulur ve Türkiye’deki faşizme de, en ön sıradaki Finlandiya Kültür Bakanı’na da lafını çakıp size selamını yollar.

Siyah paltolu, siyah şapkalı, gri suratlı resmi sosyalizme, onların içi boş laf salatalarına da yer yoktu bu dünyada. Hem Dario hem de Franca sahnede de, yaşamda da eylem insanlarıydı, sözcüğün gerçek anlamında aktivisttiler, devrimciydiler. Oğlu Jacopo Fo ve sevenleri Dario’yu son yolculuğuna boşuna sağ yumrukları havada, ellerinde Che posteriyle, “Bella Ciao” söyleyerek uğurlamadılar. Dario’nun da Franca’nın da hayatında bunların yaşanmış karşılıkları, ödenmiş, hem de ağır ödenmiş bedelleri vardı. O yüzden gerçekten bedel ödeyenleri iyi bilir, iyi tanır, bu arada da yüzlerinden gülümsemeyi, hayatlarından kahkahayı eksik etmezlerdi.

Dario’nun Nobel almak için herhangi bir uğraş verdiğini düşünemiyorum, kimbilir ne kadar gülmüştür haberi duyduğunda. Gerçi o kalem her türlü ödüle layıktır, eşsiz bir oyuncu ve inanılmaz bir yazardır, sahnede izledim, oyunlarını okudum, sahneye koydum, biliyorum bunu. Ama bence Dario’ya Nobel vermelerinde bir etken daha var: Bu dünyayı aslında yok ettiklerinin yeni yeni bilincine varanlar zamanında yükselmiş muhalif seslerin kıymetini sonradan anlamaya başladılar, bir tür günah çıkarma seansı… Bakınız Harold Pinter, bakınız Dario Fo, bakınız Bob Dylan…

Devamı için tıklayınız.

Cumhuriyet