“Resmi Olmayan Solculuk”

dario fo17.10[Oyun yazarı Ebru Nihan Celkan’ın Dario Fo’nun ardından yazdığı ve Evrensel’de yayımlanan yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

“Böylece görülüyor ki günümüzün krizini aşmak için de tek umut bizlere karşı büyük bir dışlama kampanyasının düzenlenmesidir. O seferberlik tiyatro sanatını öğrenmek isteyen genç insanlara yönelik olmalıdır özellikle. Sonuçta kovulan tiyatro icracılarından doğacak çağdaş Commedianti diasporasının böyle bir baskıdan akla hayale gelmedik yararlar sağlayarak yepyeni temsiller yaratacakları kuşkusuzdur.”
Dario Fo
2013 Dünya Tiyatrolar Günü
Bildirisi*

Oyun yazarı. Halkın soytarısı. Oyuncu. Bir anarşistin kaza sonucu ölümü. Franca Rame’nin eşi. Asker kaçağı. Hiciv ustası. Sosyalist. Kadın oyunları. Yaptığı tiyatronun köklerini İtalyan halk tiyatrosu Commedia dell’Arte’ye dayandıran ve bunu “resmi olmayan solculuk” ile harmanlayan, işçiler tarafından işgal edilmiş fabrikaları, park alanlarını, üniversiteleri, cezaevlerini, meydanları tiyatroya dönüştürmüş bir tiyatro insanı.

Dario Fo dendiğinde akıllara ilk gelenler aşağı yukarı bu çerçeveye denk düşer. Bunlara ek olarak Dario Fo yazdığı oyunlarla baskıcı muhafazakarlığın, erkek egemen sol siyasetin, yalancı politikacının, hırsız bürokratın kabusu olmayı başardı. Politik ilkelerinden ödün vermeden kendi içinde bulunduğu siyaset çevrelerini eleştirmekten, hicvetmekten imtina etmedi. Yukarıda bir kısmını alıntıladığım bildirisinde tiyatroculara yapılan sansürden, kısıtlamalardan, yasaklamalardan sinizmle değil, her biri yeni bir tiyatro alanını yaratır coşkusuyla bahsetmesi Dario Fo’nun mücadele kültürüne dair örneklerden sadece biri.

NASIL BİR DÜNYADAYIZ?

Uzunca bir süredir belirsizlik, baskı ve korku ortamı içerisinde var olmaya çalışıyoruz. Hangi meslek grubundan olursak olalım geleceğe dair hayal kurmakta zorlanıyoruz. Bu kadar derinden kararmamızın sebebi sadece içinde bulunduğumuz coğrafyanın durumu değil, dünyanın hali de bizi güçlü bir şekilde sarsıyor. En basit tarifiyle incelikten yoksun, türlü köktenciliklerin “moda” olduğu bir dünyadayız. İnançlarımızı, hayallerimizi hatta kısa bir süre önce severek yaptığımız işleri neden yapmaya devam ettiğimizi sorgularken buluyoruz kendimizi. Dünya bugün her birimizden daha fazla ilgi bekliyor. Peki bu ilgiyi verebilecek gücümüz var mı? Bir oyun yazarı olarak yaşadığım döneme gereken hassasiyeti gösteriyor muyum? İleriyi  görme mesafesinin saatlerle ölçüldüğü sisli ve puslu bir ortamda ne yapmalıyım? Devam etmenin ne anlamı var? Bir kısmımız bu ve benzeri soruları kafamızda döndürmeyi sürdürüyoruz, bazılarımız belki cevap veya cevaplar buldu. Yine de çoğunluğun yakın geleceğe ve uzak zamanlara dair zihninin berrak, içinin rahat olmadığını düşünüyorum. En azından benimki değil.

DARIO FO’DAN BİZE KALAN

Dario Fo’nun vefat haberi bu ve benzeri soruları tekrar sordurdu. İtalyan oyun yazarının geçmişini okurken puslu zamanların tekerrür ettiğini, korku ortamlarının dönemsel olarak tekrarladığını, her dönemin zalimleri ve kendine has insani kaygıları olduğunu bir kere daha fark ettim. Fakat beni asıl cezbeden Dario Fo ile Franca Rame’nin beraber yaşadıkları tecrübeleri tiyatroya taşımakta hiç tereddüt etmemeleri ve bundan hiç vazgeçmemeleri oldu. Yaşadıkları dönemde birbirinden farklı zorlukları ve acıları tecrübe ettiler fakat onlar bu şartlara biat etmek yerine onlarla daha da alakadar oldular. “Tecavüz” oyunu bu yaklaşımın en çarpıcı örneği olarak duruyor. Belki de “resmi olmayan solculuk” dedikleri kısım tam da burasıdır, kişisel olanın politik olduğu “Kadın Hikayeleri”dir. Bunu bilemiyoruz fakat bildiğimiz yaşananları, yaşadıklarını tiyatro sahnesine taşımanın, güldürüye çevirmenin ve kelimelerle zalimleri buz gibi meydana çıkarmanın yolunu bulmuş oldukları. İdeallerini ve umutlarını dillendirmenin ötesine taşımış, onların görünür sureti haline dönüşmüş bu iki tiyatro insanından ilham almamak mümkün mü?

Geleceğe Dario Fo ve Franca Rame’nin oyunlarını taşıyacağız. Oyunlarıyla beraber angaje olmadan ilkeli olabilmeyi, yenilmişlik duygusuna teslim olmadan tiyatro için daima yeni imkanlar yaratabilmeyi, gerektiğinde kendi çevremizi eleştirebilmeyi ve mücadeleyi asla bırakmamayı taşıyabilmemiz de mümkün. Bunu yapabiliriz. Bizler de bu dünyanın kendi zamanımızın şahitleri, hikaye anlatıcıları, resmi olmayan not tutucularıyız. Bundan bizi alıkoyabilecek tek güç ne ayağımızın altından çekilen hakikat ne de ısrarla itildiğimiz gelecek korkusu. Umut tek başına bir kelime olarak kaldığında herhangi bir anlamın içini doldurmaya takati yetmez. Onu sonu gelemez bir arzu ve üretimle beslediğimizde anlamını bulur. Sadece ve sadece vazgeçersek, anlatmayı bırakırsak, yazmaktan sakınırsak yarına kalmayacak hikayelerimiz.

Vazgeçmeyin, vazgeçmeyelim.

Not: 1983 yılından beri Dario Fo oyunlarını orjinal İtalyanca dilinden Türkçe’ye kazandıran Füsun Demirel’in Dario Fo ile ilgili sözlerini aktarmadan yazı tamamlanmazdı. Dario Fo ve Franca Rame hayranlığından oyunlarını çevirmeye giden bir dostluk ve dayanışma hikayesi anlatıyor Füsun Demirel. Yaşadığı linç olayı ertesinde kendisiyle dayanışmayı sürdüren, yıllara dayalı güçlü dostluk ilişkisini “O benim uzaktaki koruyucumdu, varlığı iyi hissetmeme yetiyordu” diye tanımlayan Füsun Demirel dostunun artık bu dünyada olmamasıyla ilgili duygularını “Kanatları koparılmış kuş gibiyim” diyerek tarif ediyor.

*Çeviri: Refik Erduran

Evrensel