Ibsen ve Retrospektif Dram

Eylem Ejder*

“Şimdi geçmişe dönüp baktığımda, gerçekten hoş ve sürükleyici bir şey olduğunu görüyorum.”

                                                                                      Hedda Gabler

“Başımdan geçen, inandığım, fakat bana adeta unutmuşum gibi görünen bir şeyi hatırlamak, yeniden ele geçirmek için çırpınarak azap vermişim ben.”

Yapı Ustası Solness

“Peşimi bir türlü bırakmayan hortlaklar var, ruhumu kemirip duruyorlar.”

Hortlaklar

I.

Ibsen araştırmacıları tarafından oyunları ilk, orta ve son dönem olmak üzere üç ana bölümde incelenir. Tarihsel-ulusal dramlar olarak bilinen ilk dönem oyunları, manzum biçimde yazılmış daha didaktik oyunlardır. Catiline, Lady Inger, İmparator ve Galile, The Vikings at Helgeland gibi pek çoğu henüz Türkçe’ye çevirilmeyen bu oyunlarda Ibsen 1850’lerde çağın talebi olan ulusal bilinç oluşumuna hizmet eder. Henüz genç olan Ibsen, Norveç’in ulusal bağımsızlığını kazanmaya çalıştığı dönemde romantizmin etkisi, Norveç halk kültürü, mitolojisi, kahramanlık öyküleri, tarihi olaylardan esinlerle Norveç’te ulusal bir dram inşa etme görevini üstlenir. [1]Bu dönemin sonlarında 1866 tarihli Brand ve 1867’de yazdığı Peer Günt ile Avrupa’da büyük bir ün kazanır. 1873’te yazdığı İmparator ve Galile oyunu ile Ibsen tarihsel dramla yolunu ayırmaya başlar ve bu tarihten sonra yazacağı ilk düz yazı oyun denemeleriyle bugün Ibsen döngüsü diye de bilinen Toplumun Direkleri ile başlayıp Biz Ölüler Uyanınca ile biten on iki oyun gelecektir.

Henrik_Ibsen

Manzum biçimde yazılmış, kahramansı, destansı öykülere yer veren oyunlarından sonra Ibsen, eski melodram ve Fransız iyi kurulu oyun geleneklerinin hem etkisiyle hem de onlardan farklılaşarakdüz yazı oyunlarını biçimlendirir. Bu on iki düz yazı oyunu da kendi içinde üç gruba ayrılır: İlk grup oyunları Toplumun Direkleri ( 1877), Nora Bir Bebek Evi (1879), Hortlaklar (1881), Bir Halk Düşmanı ( 1882). İkinci grup oyunları ise Yaban Ördeği (1884), Roshmersholm (1886), Denizden Gelen Kadın ( 1888), Hedda Gabler’dir ( 1889). Son dönem oyunları ise Yapı Ustası Solness (1892), Küçük Eyolf ( 1894), John Gabriel Borkman (1896) ve Biz Ölüler Uyanınca ( 1899). Adı geçen oyunlar Ibsen’in “modern dramın babası”, “modern dramın mucidi” ya da “kurucusu” sıfatıyla taçlandırılmasını sağlar. Örneğin; Joan Templeton’a göre “Ibsen, modern dramın kurucusu statüsünü aynı anda iki şeyi başararak kazanmıştır: Gerçekçi düz yazı oyunlarını icat ederek ve tiyatroyu bir tartışma forumuna dönüştürerek.”[2]Çünkü, gerçekçi düz yazı oyunlarında Ibsen,Nora’da evlilik kurumunu sorgulamak, Bir Halk Düşmanı’nda bir takım çıkar gruplarının toplum ve birey üzerindeki baskısı, Rosmersholm’de liberal düşünce ile muhafazakar baskının çatışması gibi temalarla tam da Templeton’un sözünü ettiği gerçekçi diyaloglar aracılığıyla tiyatroda bir tartışma alanı yaratır. Templeton’un saptadığı haliyle Ibsen’i modern dramın kurucusu yapan iki özelliğin ardına bir yeniliği daha eklemek gerekecektir: Ibsen’in retrospektif dram keşfi ya da bu konuya ilk kez değinmiş olan William Archer’in tanımıyla “bu tekniğin modern dramda Ibsen aracılığıyla yeniden keşfi.”[3]Bu yazıda ağırlıklı olarak Ibsen’in düz yazı oyunları döngüsü olarak tanınan on iki oyunundan örneklerle onun dramatik tekniğinin retrospektif ( geçmişe ilişkin) doğasına, oyunlarda geçmişin rolüne değinilmeye çalışılacaktır.

Toplumun Direkleri ve Bir Halk Düşmanı oyunları hariç bu on iki oyun döngüsünde Ibsen’in dramatik yönelimi bireyin geçmişiyle olan karmaşık ilişkisi üzerine temellenir. İki ya da üç günlük bir olaylar örgüsü zamanında geçen oyunların aksiyonunu etkileyen tüm olaylar neredeyse oyun başlamadan önce olmuş bitmiş, geçmişte kalmıştır. Oyunların şimdisinde ise karakterlerin konuşmaları aracılığıyla geçmişte olanlar serimlenmektedir. Nora’nın kocasından gizli yaptığı imza sahteciliği, küçük Hedvig’in Hjalmar’ın öz kızı olmaması, Ellida’nın  söz verdiği denizci yerine başkasıyla evlenmesi, Yüzbaşı Alving’in evin hizmetçisiyle olan ilişkisi, Solness’in  malikanede yangın çıkmasına göz yumması, John Gabriel’in aşık olduğu Ella ile değil yükselme hırsları için onun ikiz kardeşiyle evlenmesi gibi geçmiş hikayeler üzerine kurulur oyunların şimdisi. Olaylar örgüsü ilerledikçe oyunun şimdi’sinden önceki geçmiş de kat kat açılmaya başlar. Aslında geçmişin şimdiyi etkilediği böylesi bir dramatik aksiyonda Yunan tragedyalarından, özellikle Sofokles’in Kral Oidipus’undan beri bilinen, Schiller, Goethe gibi yazarları cezbeden bir teknikten, analitik dramın imkanlarından yararlanma eğilimi vardır. Ibsen de benzer şekilde hikayenin geçmişe doğru açıldığı, geçmişte olanların bugünü etkilediği analitik dramlar yazacaktır. 1912 tarihli çalışmasıyla dramatik olaylar örgüsünde kullanılan retrospektif tekniği açıklamaya çalışan William Archer’a göre “teknik ilk kez Yunan tragedyalarında kullanılmıştır ve geçmişin dramı ile şimdinin dramını sıkı biçimde birbirine dokuyan Ibsen’le birlikte yeniden keşfedilmiştir. Bu keşif, Ibsen’in en büyük başarısıdır.”[4] Ibsen araştırmacılarına göre bu tekniği en iyi biçimde uyguladığı Hortlaklar oyununa geçmeden önce retrospektif tekniğe kısaca değinmek aydınlatıcı olacaktır.

II.

 “Bütün gerçeğin açığa çıkması gerekli.”

 “Doğuşumun gizini aramaktan vazgeçemem.”

Kral Oidipus

“Ben yalnızca bir düğümü çözmek istiyordum ama onu çözer çözmez arkası çorap söküğü gibi geldi.”

Hortlaklar

Yunan tragedyalarında geçmişin ağırlığının söz konusu olduğu iki oyun örnek verilebilir. İlki Aiskylos’un Oresteia üçlemesi, diğeri Sofokles’in Kral Oidipus’u. İlkinde, Agamemnon’un sefere gidişi, ailesinin işlediği suçlar, seferde kızı Iphegenya’yı  kurban etmesi gibi geçmiş olaylar koro aracılığıyla aktarılır. Oyunun şimdisinde gerçekleşen tüm aksiyonda geçmişin rolü büyüktür. Agememnon’un karısı Klytemnestra oyun başlamadan önce olmuş bir olay için, kocasının kızını kurban etmesi yüzünden üçlemenin ilk oyununda kocasını öldürür. İşbirliği yaptığı aşığı ise Agamemnon’un kuzenidir ve geçmişte babalarının işlediği hatalar yüzünden oyunun şimdisinde düşmandırlar. Ardından babası Agamemnon’u öldürdüğü için Orestes öz annesini öldürür. Görüleceği gibi şimdideki aksiyonlar zincirleme biçimde geçmişte olanlara bir tepki, “adalet” arayışı olarak doğar. Diğer örnek Kral Oidipus’ta ise durum daha farklıdır. Eski kralın katilini aramak için adeta bir dedektif gibi geçmişe yönelik soruşturma yürüten Oidipus aslında kendi geçmişinin sır perdesini aralar. İki oyunu retrospektif açıdan kıyaslayan Archer, ikisinde de geçmişin etkisinin önemli olduğunu, ancak Oresteia tragedyasının geçmişten hareketle ileri doğru açılırken, Kral Oidipus’un seriminin geçmişe, geçmişte kalmış sırlara doğru ilerlediğini belirtir.

Oresteia’da koro geçmiş hakkında konuşur ama Kral Oidipus’ta insanlar geçmiş hakkında konuşmaktan imtina ederler ve Oidipus geçmişinin şimdiki olaylarla nasıl bir ilişkisi olduğunu anlayamaz. Böylece olaylar dizilimi (plot) aksiyonu [Oresteia’da olduğu gibi] ileriye doğru değil, şimdide yaşanan duruma cevaben geçmişe doğru açar. Şimdide olan durum geçmişteki gizli nedenleri içerir.[5]

Dolayısıyla olaylar örgüsünün geçmişe doğru serimlendiğiretrospektif ya da analitik dram Kral Oidipus örneğiyle uyumludur ve Ibsen’i cezbeden de Sofokles’in kullandığı tekniktir. Birinci grup oyunlarından Nora’da bu teknik kısmen görülür. Oyunda Nora’nın geçmişte yaptığı kocasından habersiz birinden borç alma ve babasının imzasını taklit etme eylemi oyunun şimdisinde kendisine karşı bir tehdit unsuru olarak kullanılır, böyleceNora’nın evlilik yaşamı tehlikeye girer. Ancak bu oyunda Nora’nın -sonraki oyunlarında görüleceği gibi- geçmişiyle takıntılı bir ilişkisi pek yoktur. Ibsen bu tekniği ilk kez ve yetkin bir biçimde tam da Nora’yı kapıyı çarpıp çıktığı eve Bayan Alving olarak geri döndürdüğü Hortlaklar oyununda uygular.

Hortlaklar’da oyunun şimdisine oyunun adı gibi “hortlaklar”, bir başka ifadeyle geçmiş musallat olur. On yıl önce ölen kocasının günahları ve ona ait herşeyden kurtulmak için kocasının servetiyle bir yetimhane açan Bayan Alving’in bütün dramatik yönelimi geçmişini silmek, geçmişten kaçmak, onu yeni baştan kurmaktır. Geçmişte kocasının evin hizmetçisinden çocuk yapması, başka kadınlarla ilişkisi, içkiye düşkünlüğü gibi olumsuz özelliklerinden oğlu Oswald’ı uzak tutmak için onu yurtdışına göndermiştir. Ancak bütün oyun boyunca Bayan Alving’in geçmişi feshetmek uğraşları boşa çıkacak, daha birinci perdede Bayan Alving bir zamanlar kocası ile evin hizmetçisini yakaladığı limonlukta bu kez oğlu Oswald ile evin genç hizmetçisi Regina’yı birlikte yakalayacaktır. Durum geçmişe göre daha trajik bir hal almıştır. Çünkü genç “aşıklar” aslında kardeştir. Bu oyun boyunca Oswald, babasının bir kopyası gibi sahneye çıkar ve babasından geçen frengi hastalığı yüzünden oyun sonunda ölür. Ayrıca geçmişin günahlarını temize çekecek yetimhane daha açılmadan çıkan yangın sonucu kül olur. Geçmişin sürekli şimdinin içine sızdığı Hortlaklar’da Ibsen tam olarak bu sızma, ele geçirme durumunu Bayan Alving’in ağzından hortlaklar diye tanımlamaktadır.

Bayan Alving: (…) Peşimi bir türlü bırakmayan hortlaklar var, ruhumu kemirip duruyorlar.(..) Hortlaklar. Odadan Regina ile Oswald’ın sesini duyunca hemen önümde bir çift hortlak olduğunu düşünüyorum, Bay Manders. Anne babalarımızın ruhları bizim içimizde yaşamakla kalmıyor, bunun yanı sıra öldü sayılan her türlü inanç ve düşünce de yeniden ortaya çıkıyor. Bunlar içimizde uykuya yatmış gibi; varlıklarından haberdar bile değiliz; ama yine de onlardan kurtulamıyoruz. Ne vakit bir gazete alıp okusam satır aralarından kayıp giden hortlaklar görüyorum sanki. Hortlaklar bütün dünyayı sarmış… her yerde… kum gibi kaynıyorlar. Bizse aydınlıktan öylesine korkuyoruz ki, hepimiz.[6]

Bayan Alving’in yukarıda aktarılan sözlerinde hortlaklar’ın ne olduğu ya da neyin sürekli hortlayıp Ibsen karakterlerine musallat olduğu anlaşılabilir. “Ruhumu kemirip duruyorlar” ile Bayan Alving boğuştuğu korkularını dile getirir, geçmişte kocasının sorumsuz yaşamının getirdiği korkulardır bunlar. İkincisi “anne, babalarımızın ruhları içimizde yaşamakla kalmıyor” sözleriyle ise aileden geçen geleneksel değerler, kalıplar, eski fikirler kastedilir. “Gazetenin satırları arasında kayıp gidenler” ise dışarıdaki toplumsal ön kabuller, değerlere vurgu yapar. Böylelikle hortlaklar büyük ölçüde kişinin geçmiş yaşantısı, atalarının söylemi olduğu kadar toplumsal baskılara da işaret etmektedir. Yani, bu hortlaklar ölmüş birinin ruhu olmaktan çok, sürekli bastırılan, üstü kapatılan geçmişin, tedavülden kalkmış eski fikirlerin, değer yargılarının hortlaması, bu niteliğe sahip bir geçmişin kendini sahne üzerinde de yeniden canlandırmasıdır.[7]Belki de bu yüzden Marvin Carlson, “Ibsen’in öğrencileri arasındaki popüler bir söylemin onun bütün oyunlarının adının Hortlaklar olabileceğini”[8]  hatırlatarak “ölümün, yaşam üzerinde sürekli güç kurması, geçmişin sürekli şimdinin tam ortasında tekinsiz ve beklenmedik biçimde yeniden ortaya çıkması gibi konuların modern Avrupa tiyatrosunun en etkili oyun yazarı İbsen’in şiirsel imgelemine derinden nüfuz eden   endişeler”[9] olduğunu söyler. Benzer biçimde Archer da hatırlama, bastırma yoluyla geri gelen geçmişin bu hortlaksı özelliğinden ötürü Ibsen’in bütün oyunlarının “Geçmişteki Şeylerin Hatırlanışı ve Bastırılışı” başlığı altında toplanabileceğini iddia eder.[10] Ibsen’de dramatik aksiyonun asal çatışmasını oluşturan işte bu hatırlayış ve bastırılışın sonuçlarıdır. Geçmişte bir yerlerde, bir zamanlar bir şeyler olmuş, üzeri kapatılmıştır. Şimdi ise hatırlama yoluyla ya da bastırılanın geri dönüşüyle geçmiş intikam alıcı, istilacı, düşmansı bir güç olarak Ibsen oyunlarında kol gezmeye başlamış, adeta kendi başına bir karaktere dönüşmüştür. Bu sayede birileri geçmişte olanların acısını yaşamaktadır. Dolayısıyla pek çok Ibsen araştırmacısının söylediği gibi iki ya da üç günlük bir zaman diliminde geçen bu düz yazı gerçekçi oyunların şimdideki aksiyonunda çok az şey olur. Hatta onun analitik dramlarını Sofokles’in Oidipus’u ile karşılaştıran Peter Szondi’ye göre Ibsen oyunlarında geçmişin ağırlığı o denli büyüktür ki, oyunların şimdisini neredeyse tamamen geçmiş istila etmiştir.Szondi için Sofokles’in Oidipus’unda olaylar örgüsü geçmişe doğru açılarak ilerlerken bu teknikle gizi çözülen, açığa çıkan hakikat geçmiş değil oyunun, Oidipus’un şimdisidir.Tragedyanın şimdi’si Oidipus’un babasının katili, annesinin kocası, çocuklarının kardeşi olduğu gerçeğiyle işgal edilmiştir. Ancak benzer tekniği kullanan Ibsen’de açığa çıkan şimdi değil geçmiştir. Sürekli geçmiş hakkında konuşan karakterler aracılığıyla dramın temel ilkesi olan mutlak şimdi sarsılmakta, bu sayede Ibsen ile dram krize girmektedir.[11]Archer’ın yorumu da Szondi ile yöndeş görünmektedir. O da geçmişin sürekli Ibsen karakterlerini bir gölge gibi takip etmesinden ötürü “Ibsen oyunlarının bir eylemin taklidi olmaktan çok, daha önce gerçekleşmiş, olmuş  bitmiş olayların sonuçlarının temsili olarak bir eylemin taklidi” olduğunu söyler. Bu demektir ki, karakterler şimdide eylemezler, şimdide geçmişteki eylemleri eylerler.

Özellikle Hortlaklar oyunundan sonra Ibsen bütün oyunlarını geçmişin sırları etrafında kurmaya devam eder. Hortlaklar gibi yine Oidipus ile kıyaslanan bir başka oyunu, oniki oyun döngüsünün ikinci grubunda yer alan ve psikolojik oyunlarından diye de bilinen Rosmersholm[12] ile incelemeye devam edilebilir.

III.

 “Zalim hayaletler dadandı bana! Bunlardan hiç kurtulamayacağım.”

“Ben  … sırtımda bir ölüyle yaşamaya devam edemeyeceğim.”

“Şimdi hayatın tüm mutluluğu bana sunulmuşken, tek hissettiğim geçmişim yüzünden bundan mahrum kaldığım.”

Rosmersholm

Bulunduğu bölgenin en güçlü din adamı olan, rahipler ailesi soyundan gelen rahip Rosmer, üç yıl önce malikanesine kahya olarak gelen genç, özgürlükçü düşüncelere sahip Rebecca sayesinde değişmekte, kiliseyle bağını koparmaktadır. Fakat oyun boyunca Rosmer’in yakasını ne iki yıl önce ölen karısının anıları, ne de rahip atalarının ruhları rahat bırakır. Oyundaki konuşmalardan şunu öğreniriz: Rosmer’in karısı Beata, Rebecca’nın malikaneye gelişinden sonra ikisinin arasında bir ilişki olduğu fikrine kapılmış, kocasına bir çocuk veremediği için kendisini suçlamış, eşinin kiliseden soğumaya başladığını anlayınca ruh hali iyice bozulmuş ve intihar etmiştir. Yaklaşık on sekiz ay önce bir Perşembe günü akşam üzeri Beata bu korkularını ağabeyine açmış, iki gün sonra cumartesi akşamı evin yakınındaki değirmenden kendini bırakarak intihar etmiştir.Oyunun şimdisinde ise Beata’nın intiharından önce gördüğü söylenen,birinin ölümü, hayaleti olduğu kadar, kişinin hatalı geçmişini, günahlarını, işlevini yitirmiş geleneksel fikirleri, geçmişi simgeleyen beyaz atların yeniden malikanenin etrafında görüldüğü söylenmektedir.  Sürekli Rosmerler’in geçmişinden kopamayacağı, geçmişin Rosmerler’in yakasını bir türlü bırakmayacağının vurgulandığı oyunda yavaş yavaş Beata’nın ölümüne dair ayrıntılar ortaya çıkar.Bu sayede Rosmer’i özgür fikirli bir adama dönüştürmek için uğraşan Rebecca’nın geçmişi de aydınlanır. Rebecca sadece Beata’nın bir takım kuruntulara kapılarak intihar etmesine sebep olmamıştır aynı zamanda geçmişte örtük bir aşk yaşadığı Doktor West’le ensest bir ilişkisi olduğunu öğrenir. Çünkü gerçekte Doktor West öz babasıdır. Bu olayların ardından ne ailesinin muhazakar düşüncelerinden vazgeçip liberalleşmeye çalışan Rosmer ne de Rebecca için yaşanacak bir yer kalmayacak, ikisi de çözümü Beata’nın intihar ettiği değirmenden kendilerini suya bırakmakta bulacak, Beata’nın “gittiği yoldan gidecekler”, oyunun son cümlesinde olduğu gibi “ölü kadın onları alıp gidecektir.” Bir başka ifadeyle sürekli şimdiye sızan geçmiş, şimdi üzerinde galibiyetini ilan edecektir. Örnekleri çoğaltarak ilerlersek Ibsen’in bu tekniği kullanmaya devam ederken nelerin değiştiğini de görebiliriz. Örneğin son dönem oyunlarından Yapı Ustası Solness.

Yapı Ustası Solness[13] oyununda bir zamanlar kilise, kilise kuleleri gibi yüksek mimariler inşa eden, o yapıların en tepelerine kendi elleriyle çelenkler asan mimar Solness’in hikayesi anlatılır. Solness, geçmişteki uğursuz olaylar (Solness’in malikanede bilerek çıkardığı yangın, sütten kesilen ikiz bebeklerinin ölümü) ve şiddetli baş dönmeleri yüzünden artık yüksek kuleler, kiliseler inşa etmekten vazgeçmiş sadece insanlar için mutlu evler, ocaklar yapmaya kendini adamıştır. Ancak on yıl öncesinden -pek çok Ibsen oyununda olduğu gibi- geçmişten gelen bir davetsiz misafir yüzünden Solness geçmiş günleri, günahlarını su yüzüne çıkarmaya başlar. On yıl önce gittiği bir kasabada bir kilise kulesi inşa etmiş, kulenin en tepesine kendi elleriyle büyük bir çelenk takmıştır. Orada tanıştığı kendisine hayran olan çocuk yaştaki Hilde on yıl sonra oyunun şimdisinde Solness’in evine gelmiş, on yıl önce kendisine verdiği sözleri tutmasını istemektedir. Solness vaad ettiği gibi ona bir krallık kuracaktır. Solness’in bilinçdışı gibi konuşan Hilde oyun sonunda ünlü Yapı Ustası’nı kendisi için bir kule inşa etmeye, onun en tepesine çelenk asmaya ikna eder. Ancak baş dönmesi yüzünden Solness çelengi astıktan sonra kulenin en tepesinden aşağı düşer, ölür. Bu oyunda daha önce örnek verilen Hortlaklar ve Rosmersholm oyunlarındaki geçmişin rolü açısından farklı bir özellik vardır. Solness, geçmişte olan biten herşeyi büyük çoğunlukla kendisi anlatır. Karısı ile evlenmesi, karısının ailesinden kalan malikanede baca çatlağının yangına sebep olacağını bilmesine rağmen önlem almaması ve çıkan yangından istifade ederek araziye yeni evler yapıp satması v.b bütün olaylar bizzat Solness’in geçmişten gelen misafiri Hilda Wangel ile konuşmalarından öğrenilir. Yalnızca Hilde, Solness’e hatırlamakta güçlük çektiği anıları hatırlatır. Yıllar önce kendisine göklerde bir krallık kuracağına dair verdiği söz gibi. Örneğin Hortlaklar’da geçmişte olanları Bayan Alving’ten öğreniriz. Yine de Bayan Alving’in trajik durumunu güçlendiren oğlu Oswald’ın babasıyla aynı yazgıyı paylaştığını, bütün uğraşlarının nafile olduğunu görmesi olur. Bayan Alving ne kadar uğraşsa da Oswald’ın babasının hayatını yeniden yaşamasını engelleyememiştir. Çünkü babanın frengi hastalığı cinsel yolla Oswald henüz doğmadan kendisine geçmiştir. Yine Rosmersholm’da Rosmer, yaptıklarıyla karısı Beata’nın ölümüne sebep olduklarını göremez. Ancak Halvard Solness her şeyin farkındadır. Oyunun şimdisinde bunca yıl bastırdığı herşeyi birer birer hatırlamak, anlatmak ister gibidir. Oyunda herşey Solness’in belleğinin bir yansıması gibidir. Aslında olaylar örgüsü içinde bir krizi tetikleyeceği düşünülen hiçbir olay olmaz.  Yapı Ustası Solness’ten önceki Ibsen oyunlarından farklı olarak bu oyunda geçmişi hatırlayan ve hatırlatan ağırlıklı olarak Solness’tir. Hilde’nin anlattığı bir anının dışında geçmişten konuşan ve hatırlamak, günahlarını teker teker ortaya dökmek isteyen kişi Solness’tir.  Son dönem oyunlarından John Gabriel Borkman’da da durum pek farklı değildir. Herşey çoktan olmuş bitmiş ve şimdi hatırlayıp azap çekmakten, pişmanlık duymaktan başka yapacak bir şey yoktur. Tam bu noktada Ibsen’in retrospektif tekniğinin bir başka yüzünden söz etmek gerekecektir. Retrospektif teknikle, yani geçmişe doğru açılarak olaylar örgüsünün kurulduğu Ibsen oyunları aynı zamanda kahramanın kendisine dair içgözlem yapmasını sağlar, bu açıdan introspektiftir (içe dönük). Şayet geçmiş sürekli karakterler aracılığıyla, hatırlama ile şimdiye geliyorsa burada içsel bir durum söz konusudur. Çünkü hatırlama her zaman için geçmişi olduğu gibi değil, bir parça da olsa olduğundan farklı şimdiye getirmek, geçmişi kurmak demektir. Benjamin K. Bennett de Ibsen oyunlarının bu özelliğini vurgulayarak gerek Ibsen’de gerek Avrupa dramının başka örneklerinde hikayenin ardında bir geçmiş yaratmayı dramın başarması gereken bir yanılsama olarak görür. Seyirci iki saatlik bir olayda iki günde geçen ev içi bir hikayeyi izlemektedir. Oysa bu hikaye de daha uzun bir geçmişe dayanır. Dolayısıyla nasıl ki Rönesans’tan beri süre giden  resim anlayışında iki boyutlu kanvasta üç boyutlu bir uzam, derinlik yaratma  problemi varsa, dramda da bu yanılsama problemi zamanı kurmakla çözülebilir. Bunu başarmanın en iyi yolu retrospektif tekniktir. Böylece Bennett,  Ibsen’in oyunlarında geçmişin rolü ile resimdeki merkezi perspektif yasaları arasında bir ilişki kurar.[14] Bir adım daha ileri giderek Ibsen’de hatırlamanın etkisiyle, merkezi perspektifin akışkan bir hal aldığını ve onun oyunlarında geçmişin tıpkı izlenimci ressamların elinden çıkmış resimler gibi örgütlenmeye başladığını iddia eder. Ibsen’in tıpkı izlenimci ressamlar gibi geçmişi ele aldığını, geçmişin sadece kaderimizin belirleyicisi değil, şimdinin içinde, bizim sosyal, ruhsal yaşamımızda mevcut olarak etkinlik kazandığını belirtir. Dolayısıyla sorun geçmişte ya da geçmişin ne olduğundan çok geçmişi nasıl gördüğümüz, hatırladığımız, algıladığımızdır.[15]Ibsen’de geçmişi tartışmak,  kişinin geçmişiyle kurduğu o tuhaf, tam ele geçmez, bütünüyle bilinemez bir durumu tartışmaktır ve bu tuhaf alan sürekli Ibsen karakterlerine musallat olmaktadır.Dolayısıyla Ibsen’in karakterleri geçmişleriyle kurdukları bu hatalı, telafi edilemez ilişkiyi aslında sürekli hatırlayarak geçmişi bugüne getirmekte ve bu geçmişi temize çekecek eylemlerde bulunmaya çalışmaktadırlar. Brand’ın buzdan kilisesi, Solness’in insanlar için yuva olacak evler inşa etmesi, Bayan Alving’in yetimhanesi, Rubek’in diriliş gününü temsil eden yeni eseri, Hedda Gabler’in Lövborg’un başında Dionisos’un asma yapraklarını hayal etmesi, Rosmer ve Rebeka’nın özgür bir yaşam biçimi hayalleri  aslında bir masumiyet, özgürlük kaynağı olarak kahramanın geçmişle, Ibsen’in deyimiyle “hortlaklar”la olan mücadelesidir. Yine de kahramanın geçmişin yıkıcı güçlerinden kaçmak, geçmişin hatalarını temize çekmek için giriştiği eylemler tatminkar kalmayıpHortlaklar’da yetimhanenin yanması, Hedda’nın, Rosmer ve Rebecca’nın intiharı, Solness’in vertigo yüzünden kilise kulesinin tepesinden yuvarlanıp ölmesi gibi daha yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır.

Böylece Avrupa dramının en önemli figürü olan Henrik Ibsen, Yunan tragedyasında ilk örnekleri görülen retrospektif tekniği yeniden keşfetmiş olur. Onun “yeniden keşfettiği”, şimdinin ardında mekanik bir biçimde dizilen bir geçmiş değil, geçmiş ve şimdinin sürekli etkileşimidir. Ibsen, bu teknikle sadece daha önce olmuş olanı dramatize etmez, artık tartışma konusu edilen bireyin,  geçmiş, şimdi, gelecekle ilişkisini canlandırır.

Bitirmeden önce zamanını bekleyen birkaç soru ortaya atılabilir. Hortlaklar ve son oyunu Biz Ölüler Uyanınca’nın başlıklarıyla bile Ibsen’in insanları uyanması, dirilmesi gereken ölüler olarak gördüğü açıktır.Ibsen, geçmişine tutulu kalmış karakterleri yaratarak, geçmişin hem dramın şimdisinde hem de karakterlerin zihninde yeniden zuhur etmesi fikriyle bize ne söylemektedir? Ne yaparsak yapalım geçmişimizden kaçamayacağımızı mı,  geçmişiyle yüzleşemeyenin onu tekrar yaşamak zorunda kalacağını mı yoksa sağlıklı bir toplumun hortlaklarıyla yüzleşmek ve onları defetmeye çalışmak zorunda olduğunu mu?

Kaynaklar

Bennett, Benjamin K. “Strindberg and Ibsen: Toward A Cubism of Time”, Modern Drama, University of Toronto Press, Volume 26, Number 3, Fall 1983, pp. 262-281.

Carlson, Marvin Haunted Stage: The Theatre As Memory Machine, U.S.A, The  University of Michigan Press, 2003.

Ejder, Eylem, “ Dar Alanda Geniş Zamanlar: Ibsen Oyunlarında Yeniden Canlandırılan Geçmiş”, İstanbul Üniversitesi 3. Uluslararası Disiplinlerarası Tiyatro Buluşması: Zaman-Mekan Sempozyumu, Sunum Metni, İstanbul, 5-6 Mayıs 2006.

Hemmer, Bjørn. “ Ibsen and the Historical Drama”, The Cambridge Companion to Ibsen. Edited James McFarlane. Cambridge, New York: Cambridge University Press, 1994.

Güçbilmez, Beliz, Zaman/Zemin/Zuhur: Gerçekçi Türk Tiyatrosunda Minyatür Kurgusu, Ankara, Dost Kitabevi Yayınları, 2016.

Ibsen, Henrik Rosmersholm, İbsen Oyunları/İki içinde, Çev: Bilge Rovesti, Beliz Güçbilmez, Ankara, Deniz Kitabevi, 2007.

Ibsen, Henrik.Yapı Ustası Solness, İstanbul, Milli Eğitim Basımevi, 1948.

Ibsen, Henrik. Hortlaklar, Çev: İbrahim Yıldız, Ankara, İmge Kitabevi, 2001.

Postlewait,Thomas Elwood. The Design of The Past: Uses of Memory in Drama of Henrik  Ibsen, Samuel Beckett and Harold Pinter, Faculty of The Graduate School of The University of Minnesota, 1976.

Szondi, Peter.Theory of The Modern Drama, Translated by: Michael Hays, Minneapolis, University of Minnesota Press, 1987.

Templeton, Joan. “Genre, Represantation, and the Politics of Dramatic Form: Ibsen’s Realism”, in Ibsen’s Selected Plays. Edited by: Brian Johnston. New York: W.W. Norton & Company, 2004, ss. 587-602.

Bu yazı TEB Oyun Dergisi Güz 2016, Sayı 31, ss. 71-79’da yayınlanmıştır.

 

*Ankara Üniversitesi, Tiyatro Bölümü, Doktora  Öğrencisi.

Bu çalışmanın ortaya çıkmasında desteğini aldığım Yurtiçi Doktora Burs Programı’ndan ötürü Tübitak’a teşekkür ederim.

[1] Ibsen’in tarihsel-ulusal dramları konusunda detaylı bir inceleme içinbakınız; Bjørn Hemmer, “ Ibsen and the Historical Drama”, The Cambridge Companion to Ibsen. Edited James McFarlane. Cambridge, New York: Cambridge University Press, 1994.

[2] Joan Templeton, “Genre, Represantation, and the Politics of Dramatic Form: Ibsen’s Realism”, in Ibsen’s Selected Plays. Edited by: Brian Johnston. New York: W.W. Norton & Company, 2004, ss. 587-602, s. 595-596.

[3] Willİam Archer, Playmaking, A Manuel of Craftsmanship. Boston:Small, Maynard and Co, 1912, s. 107, aktaran Thomas Elwood Postlewait,  The Design of The Past: Uses of Memory in Drama of Henrik  Ibsen, Samuel Beckett and Harold Pinter, Faculty of The Graduate School of The University of Minnesota, 1976, s. 40.

[4] A.e..

[5] A.e. Parantez içi vurgular bana ait.

[6] Henrik İbsen,Hortlaklar, Çev: İbrahim Yıldız, Ankara, İmge Kitabevi, 2001.s. 54.

[7] Ibsen oyunlarında geçmişin yeniden canlandırıldığı sahneler üzerine bir çalışma için bakınız; Eylem Ejder, “ Dar Alanda Geniş Zamanlar: Ibsen Oyunlarında Yeniden Canlandırılan Geçmiş”, İstanbul Üniversitesi 3. Uluslararası Disiplinlerarası Tiyatro Buluşması: Zaman-Mekan Sempozyumu, Sunum Metni, İstanbul, 5-6 Mayıs 2006.

[8] Marvin Carlson, Haunted Stage: The Theatre As Memory Machine, U.S.A, The  University of Michigan Press, 2003, s. 1.

[9]A.e.

[10] Aktaran Postlewait, a.g.e., s. 40.

[11]Szondi’nin iddiasını güçlendiren dayanak elbette Ibsen’den verdiği John Gabriel Borkman oyunudur. Bu oyunda gerçekten daha önce yazılan oyunlardan farklı olarak “uzun yıllar”, “boşa geçen yıllar” gibi sayıklamalarla geçmiş sürekli yad edilir, pişmanlıklar, üzüntüler, hüzünler dışa vurulur.Peter Szondi, Theory of The Modern Drama, Translated by: Michael Hays, Minneapolis, University of Minnesota Press, 1987, s. 12-17.

[12]Henrik İbsen, Rosmersholm, Ibsen Oyunları/İki içinde, Çev: Bilge Rovesti, Beliz Güçbilmez, Ankara, Deniz Kitabevi, 2007.

[13] Henrik Ibsen, Yapı Ustası Solness, İstanbul, Milli Eğitim Basımevi, 1948.

[14] Ibsen oyunları ile merkezi perspektif yasaları arasında başka bir analoji kuran detaylı bir inceleme için bakınız Beliz Güçbilmez, “Ibsen Tiyatrosunda Geçmişin Ağırlığı” Zaman/Zemin Zuhur: Gerçekçi Türk Tiyatrosunda Minyatür Kurgusu içinde, Ankara:Dost Kitabevi Yayınları, 2016.

[15] Benjamin K. Bennett, “Strindberg and Ibsen: Toward A Cubism of Time”, Modern Drama, University of Toronto Press, Volume 26, Number 3, Fall 1983, pp. 262-281, s. 263.

Yorum


işlemi tamamlayınız:


5 + bir =