‘Daha Çok Hikaye, Daha Çok Tiyatro’

27 Mart Tiyatro78215 Günü vesilesiyle, Prof. Dr. Merih Tangün bir bildiri kaleme aldı.

27 Mart Tiyatro Günü vesilesiyle, Prof. Dr. Merih Tangün’ün kaleme aldığı Ulusal Bildiride “Bugün, birbirimize sarılma, destekleme ve özgürlüğü dillendirme günü… Bugün bayramlaşma günü… Hepimize kutlu olsun” dedi. Bildiri, Şehir Tiyatroları’nın bütün sahnelerinde oyun öncesi okunacak. Ayrıca Şehir Tiyatroları’ndaki oyunlar bu yıl da ücretsiz olarak izlenebilecek. Biletler, oyunların oynanacağı sahnelerin gişelerinden temin edilecek.

HİKAYELERİMİZE SAHİP ÇIKMAYA MECBURUZ

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Ana Sanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Merih Tangün’ün hazırladığı bildiri şöyle:

“Bugün, “Dünya Tiyatro Günü”… Bugün, sahnede olma günü… Bugün, birbirimize sarılma, destekleme ve özgürlüğü dillendirme günü… Bugün bayramlaşma günü… Hepimize kutlu olsun! Tiyatro, insanları bir arada tutmanın en içten, en yalın ve en EVRENSEL ARACI…

İnandığımız ve savunduğumuz değerlerin en ETKİLİ KONUŞMACISI… İnsanlık tarihinin yaklaşık 2500 yıllık HİKAYE ANLATICISI… İnsanoğlu tarih boyunca varlığını sürdürürken çok büyük değişimlerden geçmiştir. Neredeyse ışık hızıyla yaşanan değişimlerin içinde değişmeden kalan çok az şeyden birisidir Hikaye Anlatıcılığı… İnsanların bir arada yaşadıkları ortamlarda, ortak yaşama kodlarının belirleyicisidir. Bunların nesilden nesile aktarılmasına yardımcı olur. İşte kolektif bilincin kaynağını aldığı sanatlardan birisi de, gücünü hikayelerden alan Tiyatro’dur.

Bazen acı, bazen tatlı; bazen hüzünlü, bazen sevinçli; bazen eleştiren bazen birleştiren hikayelerdir bunlar. Ama hep insana ait, insanca hikayeler. Zaman içinde tiyatro, yöntemini, biçimini, aracını değiştirdi ama hikayeler hep varoldu. Bizi; öfkemiz, hırslarımız, iki yüzlülüğümüz ve adaletsizliğimizle yüzleştirerek kendimizi temize çekmemize yardım etti, ediyor ve edecek…

Bugün dünyadaki hemen hemen tüm ülkelerin inanılmaz bir hızla içine düştükleri bu kaotik ortamda, tiyatronun anlattığı ve anlatacağı hikayelere çok ihtiyacımız var. Çünkü:
Ruhlarımız yoruldu…

Yüreklerimizdeki sevgi azaldı…

Akıllarımız tutulmaya başladı…

Öleni-öldüreni, sürüleni-süreni, yok edileni-yok edeni ve tüm bunların nedenlerini anlamakta zorluk çekiyoruz. Ama kaçış yok! Bu kaotik şartlar altında dahi hayat yaşanacak, oyunlarımız perdelerini açmaya devam edecek. Belki de bu yüzden Shakespeare bütün dünyayı bir sahneye ve bütün insanları da oyunculara benzetmiştir, sahneyi dünyaya değil…

İşte tam da bu noktada daha fazla sarılmalıyız TİYATROYA…

Üretmeye mecburuz. Yani, yazmaya, oynamaya, sahnelemeye, kısacası tüm gücümüzle hikayelerimize sahip çıkmaya mecburuz. Çünkü bizi birbirimize aklaştıracak ve duygularımıza dokunarak ruhlarımızı iyileştirecek hikayeler yine tiyatronun içinde var.

Tiyatro bizim en insani sığınağımız. Etrafta fırtınalar koparken içinde bulunmaktan huzur duyacağımız, birbirimize olan sevgimizi paylaşacağımız ve ortak değerlerimizi daha güçlü bir şekilde savunabileceğimiz bir sığınak…

İşte, bugün Tiyatro’nun iyileştirici gücüne her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Dostoyevski, “Anlatılacak bir hikayen yoksa, sen o yaşadığına yaşam diyebilir misin?” der. Anlatacak hikayelerinizin ve açılacak perdelerinizin hep varolması dileğiyle…

Haydi, gidin ve perdelerinizi açmaya hazırlanın!”

Evrensel