Tiyatro İktidarla Yan Yana Gelmez

11_qırıx-1

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü alternatif tiyatro yapan tiyatro emekçileri değerlendirdi. Tiyatronun iktidarla yan yana gelemeyeceğini ifade eden emekçiler, otoriterleşen rejime sanatlarıyla direneceklerinin altını çizdi.

Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün 1961 yılında aldığı bir kararla ilan ettiği 27 Mart Dünya Tiyatro Günü, Dünya, Türkiye ve Kürdistan’da etkinliklerle kutlanıyor. Dünyada daha özgür bir şekilde kutlanan tiyatro günü, Türkiye ve Kürdistan’da iktidarın baskı ve yasaklarına karşı duran tiyatrocular tarafından kutlanıyor. Şanoya Bajêr ya Amedê (Amed Şehir Tiyatrosu), KHK’ler ile kapatılan tiyatrolardan İzmir Yenikapı Tiyatrosu, Seyr-î Mesel Tiyatrosu ve Teatra Jiyana Nû’dan tiyatro emekçileri Tiyatro Günü’nü değerlendirdi. Şanoya Bajêr ya Amedê’nin kurucularından Nazım Hikmet Çalışkan, Dünya Tiyatro Günü’nün yıldönümünde siyasal iktidarın sanata ve sanatçıya yönelik baskılarını arttırdığını söyledi. Söz konusu saldırıları toplumsal dönüşüme yönelik bir saldırı olarak değerlendiren Çalışkan, “Türkiye’de boşaltılan sanat alanlarına kendi zihniyetleri doğrultusunda yeni bir sanatsal etkinlik koyma çabaları var” dedi.

Her şeye rağmen sahnedeyiz

Kürt sanat ve edebiyatı üzerindeki baskıların yeni olmadığına dikkat çeken Çalışkan, “Tarihin birçok döneminde sanat ve sanatçı karanlıklara boğulmak istendi. Ancak her şeye rağmen sahnede olacağız ve karanlıkları aydınlatmaya devam edeceğiz” dedi. Amed Büyükşehir Belediyesi’ne atanan kayyumla beraber tiyatro sahnesinin kapılarının da halka kapandığını belirten Çalışkan, “Toplumsal sanat zemininde üretim yapan sanatçıların hiçbir zaman ne bir salona, ne bir mekana ne de bürokratik bir zemine ihtiyacı vardır. Toplumsal sanat hiçbir zaman iktidarların politik çıkarlarına kurban edilmemeli” diye konuştu.

Tiyatro iktidarla yan yana gelmez

Tiyatroyu iktidarla yan yana getirmenin kaybetme anlamına geleceğine vurgu yapan Çalışkan, “Tiyatronun bireyi, bireyden başka toplumu dönüştürmeye kendini adamış. Bunun için üretimde bulunan bir sanat topluluğunu, diktatör bir zeminde iktidar kurmayla yan yana tutarsanız kaybetmeye mahkumsunuz” dedi. Bir sanatçı olarak özgür hissetmenin önemine vurgu yapan Çalışkan, “Sınırların olmadığı bir dünyada sanatımı icra etmek isterim” diye belirtti.

Hafızamız mühürlü salonlarda rehin

Seyr-î Mesel Tiyatro emekçisi Nurten Demirbaş: Perdeler kapalı ve etraf karanlık. Hal böyle olunca; görmek, duymak ve dokunmak da pek kolay olmuyor. Görüp duyanlar ve bir şekilde dokunmak isteyenler ise ‘suçlu’ olarak nitelendirilebiliyor. Örneğin toplumsal barış için girişimde bulunan bir çok akademisyen üniversitelerden uzaklaştırıldı. Yine bu nedenle en köklü tiyatro bölümlerinden biri kapanma noktasına geldi. Devlet ve şehir tiyatrolarından bir çok oyuncu açığa alındı, bazıları atılıp tekrar geri alındı. Bu dönemde, teatral ifade özgürlüğüne indirilen darbelere dönüp bakıldığında karanlıktan istifade yine en çok Kürt Tiyatrosu’nun susturulmaya çalışıldığı görülebilinir. Kürt tiyatro emekçilerinin yıllarca el emeği göz nuru ile biriktirdikleri ne varsa; kostümleri, dekorları, aksesuarları, afişleri ve en önemlisi de hafızalarda hala yaşayan oyunlara dair arşivleri şu an mühürlü salonlarda rehin tutulmakta. Kürt tiyatro emekçileri ise, kapıların dışındalar. Belediyelere atanan kayyumlar ilk iş olarak oyuncuların sözleşmelerini feshedip, tiyatrolarını kapatmayı uygun gördüler. Kapısı mühürlenen tiyatro emekçileri, şimdi kendi imkanları ile gruplarını ayakta tutmak ve seyircilerine her koşulda ulaşabilmek için mücadele ediyorlar. Yaklaşık 15 yıl boyunca özel bir tiyatro olarak seyircilerinin karşısına çıkan Seyr-î Mesel Tiyatrosu da, OHAL gerekçesi ile kapatılan tiyatrolardan bir tanesi. Kürt Tiyatroları olarak OHAL öncesi ve sonrası diye tarif edebileceğimiz önemli ve tarihi bir süreçten geçiyoruz. Dünden bugüne tüm teatral deneyimlerin ışığında; insan doğasının baskılanamayacağını, tarihinin karartılamayacağını, pamuk ipliğiyle bile olsa derinlerde bir yerlerde hakikatin saklı olduğunu gördük, biliyoruz. Elbet Kürt tiyatrosu da tüm baskılara rağmen insanı değiştirip dönüştüren, özgür düşünceye sevk eden hakikat arayışından vazgeçmeyecek ve teatral ifadesini izleyicisine ulaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Seyr-î Mesel Tiyatrosu olarak; 27 Mart Dünya Tiyatrolar günü vesilesi ile bugünün karanlık sahnelerini mumlarla aydınlatarak oynayanların yarının düşlerine kazınması umuduyla tüm tiyatro emekçilerinin gününü kutlarız.

Öfkemizi unutmadan

İzmir Yenikapı tiyatrosu emekçisi Medine Çam: Katmerli zulüm döneminden geçtiğimiz şüphesiz. Ancak tiyatro tarih boyu bu dönemlerden geçmiş, baskıya ve sansüre uğramıştı. Tiyatro için bu yeni değil maalesef; ama iyi yanı da şu ki bağışıklığımız var artık bu duruma. Hayatını oynadığımız Moliere de bundan 400 sene önce gericilerce yakılmak istenmişti. Bu, tiranlar var oldukça sürecek mücadele. Akademisyenler ihraç edilirken, devlet tiyatrolarının özelleştirilmesi ara ara gündeme sokulurken, şehir tiyatroları darmadağın edilirken,KHK’lar ile muhalif tiyatrolar kapatılırken dayanışma halinde seyirci ile buluşmak tekrar o yadırganamaz bağı kurmak zorunda tiyatro. Geleceğe dair umutluyuz ve neşeliyiz. Öfkemizi, kaybettiklerimizi unutmadan. Hiç birşey bitmiş değil umudu dürtüp umutsuzluğu yatıştırıyor ve aynı heyecanla oyunlarımızı oynuyoruz alanlarda. Ayrıca sokak tiyatrosunun merkez binasına mühür vurmanın saçmalığını daha önce de belirtmiştik. Bizi var eden o bina ya da içinde mühürledikleri ve ulaşamadığımız dekor kostüm ışıklar değil. Bizi var eden grev alanlarında oyun oynadığımız işçiler, emekçi mahallesinde festivallerimize katılan halk ve sokaklar. Haliyle bizi zaten kapatmazlar.

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

ÖzgürlükçüDEMOKRASİ