“Yerli ve Milli”ye Teşvik, Devlet Tiyatrolarına Özelleştirme

kultur-surasi228 yıl sonra üçüncüsü düzenlenen Milli Kültür Şurası’nda ‘yerli ve milli’ kültür sanat eserlerinin teşvik edilmesi ve devlet tiyatrolarının özelleştirilmesi için adım atılması kararlaştırıldı.

Milli Kültür Şurası ilk olarak 1982 yılında düzenlenmiş ve her üç yılda bir gerçekleştirilmesi kararı alınmıştı. Ancak bu plana uyulmamış ve ikincisi 1989 yılında yapılmıştı. O tarihten bu yana da bu tür bir etkinlik düzenlenmemiş, Kültür Bakanlığı’nın aldığı kararlar doğrultusunda kültür politikalarında adım atılmıştı.

Raporu 11 farklı komisyon oluşturdu

Milli kültür şuralarında komisyonların tavsiye kararları üzerine ülke içi ve dışında Türkiye’nin kültür sanat hayatının ekonomik, bürokratik ve yapısal olarak nasıl organize edileceği, ne tür adımlar atılacağı yönünde politikalar belirleniyor.

Bu kapsamda üçüncü şura 3-5 Mart tarihlerinde İstanbul’da düzenlendi. Şurada kültürün çeşitli alanlarında atılacak adımlar tartışılıp bir sonuç raporu hazırlandı.

Şurada, kültür politikaları, kültür diplomasisi, kültür ekonomisi, kültür varlıkları, müzeler ve arkeoloji, sahne sanatları, sinema, radyo ve televizyon, müzik, görsel sanatlar, dil ve edebiyat, kütüphanecilik ve yayıncılık, medya ve kültür, çocuk ve kültür, mimarlık ve kültür, şehir ve kültür, yerel yönetimler ve kültür, yurtdışı Türkler ve kültür, aile ve kültür komisyonları kendi alanlarıyla ilgili görüşlerini dile getirerek raporlar oluşturdu.

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, üç gün süren şuranın sonuç raporunun ‘son derece ufuk açıcı’ olduğunu belirtirken, “Kültürel hayatın zenginleşmesi ve devlet himayesi gerektiren alanların güçlenmesi için devlet bütçesinden kültüre ayrılan hissenin artırılması komisyonlarımızın üzerinde ısrarla durdukları ortak bir tema olmuştur” diye konuştu.

Kültür sanatta ‘yerli ve milli’ vurgusu

‘Yerli ve milli’ vurgusunun sık sık yer aldığı şuranın sonuç raporunda, yerli eserlerin yurt içi ve dışında teşvik edilmesi ve ön plana çıkarılması tavsiyesine yer verilirken, yerli eser üretimi için verilen ödeneklerin artırılması kararlaştırıldı.

Komisyonların raporda sıklıkla dile getirdiği bir başka konu ise kültür ürünleri ve sanat eserlerinden alınan verginin azaltılması oldu. “Sanat eserlerinden ve sanat malzemelerinden alınan vergi oranının düşürülmesi” ve “Kültür ve sanat kurumlarının devamlılıklarının temini için vergi indirimlerinden kapsamı genişletilerek yararlandırılması ve kamu bütçesi ile yönetilen kültür ve sanat kurumlarının, idari özerkliklerinin sağlanarak güçlendirilmesi” ifadeleri raporda yer buldu.

Tiyatrolara özelleştirme ve ‘sivilleşme’ yolu

Raporda ödenekli tiyatroların özel tiyatrolar gibi olabilmesi adına özerkleşmesi tavsiyesi de ifade edildi. Raporda yer alan “Ödenekli tiyatroların; tıpkı özel tiyatrolar gibi daha özgür ve etkin olabilmesi için özerkleşmesi, bürokrasiden kurtulması ve devletin amir konumu yerine hami konumuyla var olması” ifadesi, devlet tiyatrolarının özel tiyatro statüsüne getirilmesi anlamına geliyor.

Aynı şekilde devlet tiyatrolarında ödenek kısıtlaması yapılacağı ve ‘sivilleştirileceği’ kararı da raporda yer aldı.

Türk dizileri denetlenecek

Kültür sanat ürünlerinin özel sektörden satın alınmasına imkan veren bir kültür fonu kurulması tavsiye edilen raporda, “Yurtdışına sergi gidişi ve yurtdışından sergi gelişinin teşvik edilmesi ve bu konuda batıdaki algının değişimine ve tanıtıma öncelik verilmesi” dendi. Ancak Türkiye, geçen yıl kendi inisiyatifiyle, bu tarz desteği sağlayan Avrupa Birliği’nin (AB) Yaratıcı Avrupa Fonu’ndan ayrılma kararı almıştı.

Yerli eser üretiminde eser sahiplerinin desteklenmesi ve eseri sahnelenmese bile repertuvara kabul edildiğinde eser sahibine telif ödenmesi kararlaştırılan raporda, Türk dizilerinin içerik açısından denetleneceği ve dizilerin Türk kültür ve medeniyetini tanıtma, sevdirme ve Türk markalarını özendirme aracı olarak kullanılacağı belirtildi.

Sosyal medyada ‘yeni üslup’ dönemi

Yine, medyada ‘milli kültür’ unsurlarında daha fazla yer verileceği, ‘milli kültür’ü koruyan ve geliştirici içerikler hazırlanacağı da raporda yer bulurken, “Sosyal medya başta olmak üzere medyanın dil zenginliğini terk etmesi dili zayıflatmaktadır. Sosyal medyanın kendiliğinden oluşturduğu iletişim biçiminin yeni bir üslupla tedavüle sokulması yönünde çalışılması” dendi.

Sanat, AVM’lerde zorunlu hale gelecek

Bir süredir tartışma yaratan Atatürk Kültür Merkezi ve benzer binaların yönetsel açıdan ‘ihya edilmesi’ tavsiye edilen raporda, kamu binaları ve yapılarında, meydanlarda, metro vb. halka açık mekanlarda sanat eserlerinin yer almasının temin edilmesi ve AVM benzeri binalarda müze/galeri gibi sanat mekanlarının açılmasının ruhsat şartı haline getirilmesi de dile getirildi.

Edebiyat dergileri desteklenecek

Edebiyat alanında ise komisyonlar, Türk edebiyatını tanıtmak amacıyla uluslararası bir edebiyat dergisinin yayınlanmasını, Türk edebiyatı sitelerinin kurulmasını önerirken, edebiyat dergilerinin de desteklenmesi gerektiğini ifade etti: “Edebiyat dergileri daha güçlü bir şekilde desteklenmelidir. Dergilere tasarım ve basım desteği verilmesi ve araştırma ürünü makalelere telif ödeyebilme imkânına kavuşturulması…”

‘Kentsel dönüşüm ahlaki değerleri aşındırdı’

Sonuç raporunda kentsel dönüşüm de geniş yer buldu. Kentlerdeki dönüşümün ‘denetimsiz,’ ‘estetik anlamda yetersiz’ olduğu belirtilen raporda ‘ahlaki değerleri aşındırdığı’ görüşüne de yer verilirken, “Böylece kimliksiz ve birbirine benzeyen kentler oluşmuştur. Kentsel dönüşüm uygulamalarında mimarlar ve mimarlık devredışı bırakılmıştır” tespitinde bulunuldu.

‘Cami yapımındaki kargaşa ve başıboşluk ortamı…’

Site tipi konutlara yönelik eleştirilerin de dile getirildiği raporda, ‘yeni cami yapımı konusunda yaşanan kargaşa ve başıboşluk ortamının her şeyden önce denetim altına alınması; camilerin özgün ve özel tasarımlar olmasına devletin zemin hazırlaması ve meslekî özgürlüğü himaye etmesi’ tavsiyesine de yer verildi.

‘Projeler tartışmaya açılmalı’

Kentsel dönüşüm ve tarihi yapılara müdahalede yurttaşların bilgilendirilmesi ve sürece dahil edilmesi fikri de raporda yer buldu: “Tarihsel ve sosyolojik olarak toplum hafızasında yer etmiş mekan ve yapılara yönelik fiziki müdahalelerde, herkesi ilgilendiren ve etkileyen yeni yapıların inşası, mevcutların yenilenmesi, restorasyonu veya yıkılmasından önce kamuoyunun bilgilendirilmesi, projelerin tartışmaya açılması.”

Diken