Das Das Açıldı

gulayafsar[Gülay Afşar’ın Milliyet’te yayınlanan yazısının bir kısmını paylaşıyoruz.] Bu ülkeye kültür ve       sanat alanında katkıda bulunmayı isteyen, böyle bir derdi olan herkesi heyecanla takip ediyorum. Şifa niyetine sanatın peşine düşen herkesi kutluyorum. İşte tam da bu niyetlerle     yola çıkan bir arkadaş   grubu; Mert Fırat, Didem Balçın, Harun Tekin ve Koray Candemir, ‘Das Das’ adını verdikleri yeni mekanda kendilerine özgü bir sanat alanı yaratıyorlar.

Onlar zaten eski arkadaş ve hayata aynı pencereden bakıyorlar.  Zaman zaman birlikte iş yapıyorlar veya birbirlerinin işlerini yakından takip edip, destek veriyorlar. Das Das için yola çıkan bu ekipte, restoran işletmeciliği ve eğlence dünyasının dinamiklerini iyi bilen bir isim, Muzaffer Yıldırım da yer alıyor. Çünkü Batı Ataşehir’de açılan mekanda, gastronomi, canlı performans, tiyatro ve atölye çalışmaları için farklı alanlar bir arada bulunuyor.

“Neden Das Das?” diye sorduğumda, Harun Tekin pek güzel anlatıyor: “Bu adın derin bir anlamı, hatta bir anlamı dahi yok ama orada yazılacak özgün hikayelerle anlam kazanmasını arzu ediyoruz.”

Nitekim tiyatro sahnesinin açılışını, kendi prodüksiyonları olan dört oyunla yaptılar. Kafka’nın ‘Dava’sından uyarladıkları ‘Joseph K’ ilk oyunları. ‘Kayıp El’, ‘Alacakaranlık’ ve Hemzemin tiyatro ekibiyle sahneye koydukları ‘Bi Parça Plastik’, programdaki diğer oyunlar. Bu haliyle nisan ve mayıs programı belirlenmiş.

Ayrıca bağımsız işler yapan tiyatro ekipleri için ayırdıkları ayrı bir alanları da var.

Canlı performans sahnesindeyse alternatifle ana akım arasındaki nitelikli müziğe ayırdıkları bir seçkileri bulunuyor. Üstelik, bin 200 kişilik bu konser alanı, iyi müzik için kaydadeğer bir seçenek gibi görünüyor. İşin aslı karşı yakadaki yeni sanat mekanları, Avrupa yakasının izleyicisi için de alternatif oluyor.

SEZONUN AYAK SESLERİ

Her daim bir Ege gönüllüsü olarak geçtiğimiz hafta sonu Alaçatı Ot Festivali’ne gidenlerden biriydim. Festivalin bu yıl sekizincisi gerçekleşti. Yaz-kış Alaçatı’ya gidip gelmeme rağmen, etkinliğe ilk kez katıldım. Çeşit çeşit otların ve zeytinyağlıların şöleni olarak tasarlanan organizasyonun yıllar içinde eriştiği kalabalık belli ki, Alaçatı köyünün kapasitesinin üzerinde. Öyle ki, festivalin ardından en çok konuşulan konu, sokaklardaki insan seli oldu. Otobüslerle akın akın getirilen topluluklar, daha Alaçatı gişelerinde uzun kuyruklar oluşturuken, cumartesi itibarıyla köyde adım atmaya imkan dahi kalmadı.

Hem Alaçatı’nın müdavimi olanların hem de ilk kez gelenlerin şikayet ettiği bu karmaşa, aslında tahmin edilemez değildi. Günler öncesinden Alaçatı’ya olan rezervasyonların, düzenlenen turların haberi yapılmıştı. Herkes önceki yıllardan bildiği veya gelenlerden dinledikleri kalabalığa gönüllü olarak katıldı. Peki neden?

– Zor geçen kışın ardından baharın gelişini Ege’de hissetmenin ayrıcalığı…

– Her ne olursa olsun , burnumuzda tüten Ege’ye özgü kekik kokusu…

– Her yıl biraz daha cazibe merkezi haline gelen masalsı köy Alaçatı’da olma isteği…

– Büyükşehirde iyice üzerimize çöken Türkiye gündeminden  birkaç günlüğüne sıyrılma arzusu…

Tüm kalabalığına, yüksek fiyatlara ve zaman zaman esnafın fırsatçılığına rağmen, kazanan yine Türk turizmi. Ne de olsa bu yıl turizmde birbirimize lazımız

Devamı için tıklayınız

Milliyet