AKM’den Heykel Kırıcılığına 15 Yıl

AKP Türkiye’sinde kültür sanat alanında yapıcılıktan ziyade yıkıcılık yönünde bir eğilimin handiyse devlet politikası olarak karşımıza çıktığını görmemek imkânsız.
Bu sadece Türkiye’nin en önemli kültür mekânı olan Atatürk Kültür Merkezi’nin önce işlevsizleştirilmesi, ardından çürümeye bırakılması ve nihayet yakın bir gelecekte de yıkılacağının açıklanmasıyla suret bulan bir politika değil elbette ama sadece bu süreç bile her şeyi çok güzel özetliyor aslında.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bir dönem her okulda, her tiyatro binasında ve az çok kültürle, sanatla alakalı her devlet kurumunda asılı bulunan “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” sözü ne yazık ki hiçbir dönemde tam olarak anlaşılamamış ve toplum genelinde hedefine ulaşamamıştı ama en azından kendilerine rahat bir çalışma alanı bulan aydın bir kesimin bu alanda önemli işler başarabilecekleri bir özgürlük ortamı yaratmıştı. Cumhuriyet’in belki de en önemli kazanımı da bu özgürlük idi işte.

Böylelikle bir kuşak Hasan Âli Yücel klasikleriyle büyüdü, böylelikle memlekette bir opera – bale hareketi başladı, böylelikle nice klasik müzik adamı, nice ressam, nice heykeltıraş yetişti. Şüphe yok ki her askeri darbe döneminde ilk hedef haline gelen aydın kesim son 50-60 yılda çok ağır yaralar aldı ve Nâzım’dan Sabahattin Ali’ye sayısız sanat adamı büyük acılar çekti ve hatta hayatını verdi ama muhtemeldir ki son 15 yılda olduğu kadar kurak, korku dolu ve özgürlükten yoksun bir üretim alanı yaşanmamıştı Türkiye’de.

Son günlerde art arda gelen kitap yasaklamaları, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in başını çektiği heykel düşmanlığı, Cumhurbaşkanı tarafından “ucube” diye nitelendirilen heykellerin yerinden kaldırılması, yıkılıp yerine AVM yapılan sinemalar, gelenekselleştiği halde bir çırpıda kaldırılan festivaller, sosyal medya paylaşımları gibi sudan sebeplerle çalıştıkları kurumlardan ihraç edilen sanatçılar, KHK ile görevlerinden uzaklaştırılan akademisyenler, üniversitelerin kapatılan bölümleri, fakülteleri, kapanan ve bir daha açılmayan tiyatrolar…

Liste bir hayli uzun. Bu bilançonun tam bir dökümünü yapmak belki de imkânsız ama toz bulutu dağılıp da neyle karşı karşıya kaldığımızı gördüğümüzde büyük bir kültür şoku yaşayacağımız da kaçınılmaz. 12 Eylül’den bu yana sistematik olarak kültürsüzleştirilen Türkiye’nin bugünkü haline bakıp da çölleşmeyi görmemek mümkün mü? Bugün artık “sanatsız kalan bir millet” olmaya ramak kaldı, bu gerçeği görmek gerek her şeyden önce. Cumhurbaşkanı “14 yıldır iktidarız ama sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda hâlâ sıkıntılar var” derken belki de son darbeyi vurup bu kültür sanat meselesinden tamamen kurtulmak istiyor da olabilir, ne dersiniz? Ne de olsa sanatçı dediğin, ışığı alnında ilk hisseden, toplumda belli başlı duyarlıkları görmezden gelmeyen ve yüksek sesle dillendiren, fikri hür, vicdanı hür kimsedir ve onun sayesindedir ki özgürlük okulda defterinize, sıranıza, ağaçlara yazdığınız bir sözcük olmaktan çıkar, sizi gerçekten özgür kılar.

Cumhuriyet