Sanatta Hak İhlalleri – Aralık 2017

Mimesis Haber / Sanat Meclisi’nin yayınladığı Aralık 2017 hak ihlalleri raporunu okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Yılın son ayı tam bir sanat kıyımı ile noktalandı. Film yasaklamalarından heykele saldırılara ve sanat insanlarının değişik gerekçelerle yargılanmaları Aralık ayına damgasını vurdu. İşte Aralık 2017’de sanat alanının yaşadığı saldırı ve baskılar:

  • Sur’daki hayatı, göçü ve kültürel mirasın yok edilişini işleyen ‘Sûr: Ax û Welat’ belgesel filminin İstanbul Şişli’deki gösterimi yasaklandı. Konuya dair açıklama yapan Sur Belgesel Kolektifi, “7 bin yıllık kadim kentin tarihi mirasını, bu mirasın acımasızca yok edilişini işleyen ve zorunlu göç sürecinin göç etmek zorunda kalan aileler, bireyler üzerinde nasıl bir etki bıraktığı, hatıralarında, hafızalarında nasıl yaralar açtığını konu edinen Sûr: Ax û Welat belgeselinin gösterimi Sur’da devam eden ablukanın 2. yıl dönümünde engellenmiştir. Gösterimin yapılacağı Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi, Emniyet güçleri tarafında baskı altına alınmış, gösterime izin vermemeleri için uyarılmış, aksi takdirde gösterim günü salona polislerin yerleştirileceği tehdidinde bulunulmuştur” ifadelerini kullandı. Belgeselin yönetmeni Hicran Urun, gösterimin polis tarafından engellenmesine, “Sur belgeselini engelleyerek orada yaşananları yok sayamazsınız. Sur kocaman bir gerçek ve karşımızda duruyor” sözleriyle tepki gösterdi. Filmin diğer yönetmeni Zana Kibar ise, belgesel çekimleri sırasında yaşadıklarını şöyle anlattı: “Oraya gittiğimiz dönemde de hala devam eden bir abluka vardı. Çatışmaların da olduğun mahalleler, bütün ara sokaklar dahi beton bloklarla kapatılmıştı. Çatışmalar, operasyonlar bitmiş olmasına rağmen izin verilmiyordu. Oradaki yıkım çatışmalardan sonra kepçelerle devam ediyordu. Oraya ait görüntüler almak istedik; ancak, uzak yerlerden, binaların tepelerine dahi kamerayla herhangi bir çekim yapamayacağımız söylendi. Görüştüğümüz kişiler açısından da bizim için rahat bir durum değildi. Çünkü biz görüştükten sonra onların başına ne geleceği kaygısı hem bizde hem onlarda vardı. Daha önce buna örnek de yaşanmış. Siz çıktıktan sonra polisler gidip o kişileri gözaltına alıp, hatta tutuklayabiliyor. Her an kameranıza ve ekipmanlarınıza ya el konulabilir ya da siz gözaltına alınabilirsiniz. Böyle bir atmosfer içinde ister istemez seni kısıtlıyor, sen de kendini kısıtlamak zorunda kalıyorsun” dedi.
  • AKP hükümeti, birkaç ay önce gündeme getirdiği hapishanelerde tek tip kıyafet dayatması devrimci tutsakların, ailelerin, halkın direnişi ve tepkisi ile karşılaşınca bu sefer kıyafetlerde çeşitli kısıtlamalara giderek uygulamayı bu şekilde hayata geçirmek istiyorlar.  Tutsak Grup Yorum üyeleri de bu uygulama ile karşı karşıya kalıyorlar. Grup Yorum üyelerine yaklaşık bir ay öncesinden gönderilen kıyafetleri sürekli bahaneler üretilerek kendilerine verilmiyor. Grup Yorum’un hapiste olmayan üyeleri şunları söylüyorlar: “Dışarıdaki Tek Tip dayatmasından önce hapishaneye girmesi yasak olan üç renk var iken şimdi birçok renge yasak getirildi. Lacivert, haki yeşil, mavi, siyah ve beyaz renkler yasak. Kapşonlu hırka veya mont alınmıyor, şişme mont ve kaşe kabanlar da alınmıyor. Yani yavaş yavaş her şeye yasak getirerek tek tip kıyafete mecbur bırakmayı hedefliyorlar belli ki. Bunun adı işkencedir, yarın bunların hesabı sorulduğunda hesap veremeyecekler. Tutsak ettiği insanların en temel ihtiyaçlarına kısıtlama getirmek, yasak koymak yıldırma düşüncesinin bir parçasıdır. Neden boyun eğelim, ne yaptık, suçumuz nedir? Suçumuz türkülerimizle halka gerçekleri anlatmaktır, halk için sanatçılık yapmaktır. Bu dayatma beyhude bir çabadır, türkülerden vazgeçmeyeceğiz, Pir Sultan’dan, Ruhi Su’dan, Victor Jara’dan vazgeçmeyeceğiz. AKP vazgeçecek bu dayatmadan”.
  • Kasım’ın ilk haftasında tutsak Grup Yorum üyelerine gönderilen kıyafetlerin verilmediğine dair gelen fakslardan bazı bölümler ise şöyle: “Gönderdiğiniz siyah eşofman, polar ve kazağı almadılar” (19 Kasım 2017, Bergün Varan’dan gelen mektup). “Hala pantolonum yok. Senin bana gönderdiğin eşyaları hala alamadım. Tutuklandığımdan beri sadece 1 pantolonum var” (20 Kasım, Bergün Varan’dan gelen mektup). “13 Kasım’da yolladığınız faksı aldık -eşyaların gönderildiğine dair faks-. Sizin yolladığınız eşyaları daha alamadık” (22 Kasım, Bergül Varan’dan gelen mektup). “Normalde kıyafetlerim az da olsa vardı, fakat İstanbul’a getirilirken – Gözaltı süreci- poşetimi almadılar. Yani bütün eşyalarım Karabük emniyetinde kaldı” (22 Kasım, Sultan Gökçek’ten gelen faks). “Hala gönderdiğin kıyafetlerimi alamadım. Sevcan da aynı şekilde alamadı” (24 Kasım, Bergün Varan’dan gelen faks). “Buraya kapşonlu almıyorlar. Açık mavi, poları da alamadık. Mavi, lacivert, haki yeşil alınmıyor. Şişme mont-kaban da alınmıyor” (25 Kasım, Bahar Kurt’un mektubundan). “Siyah olanları vermiyorlar. Hala pantolonum yok, gözaltından beri aynı pantolonu giyiyorum” (28 Kasım, Bergün Varan’ın mektubundan). Grup Yorum elemanları son olarak şunları söylüyorlar: “Bunlar, AKP faşizminin Grup Yorum’a tek tip dayatmasıyla boyun eğdirme çabalarıdır. Tek Tip uygulaması işkencedir ve Grup Yorum üyeleri buna boyun eğmeyeceklerdir. Sizler de duyarlı gazeteciler, aydınlar ve sanatçılar olarak, köşe yazılarınızda, gazetelerinizde, sosyal medya hesaplarınızda, oyunlarınızda, konserlerinizde her yerde bu saldırıyı teşhir edip dayanışmayı büyütürseniz AKP’nin çabaları boşa çıkacaktır”.
  • Göreve geldiği andan itibaren başta “kendi eserlerini sahneye taşıyarak gelir elde ettiği ve kurumu zarara uğrattığı” gerekçesiyle pek çok kez uyarılan, en son hakkında başlatılan soruşturmalar nedeniyle görevden alınan eski Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürü Selman Ada hakkında, WhatsApp ile paylaştığı “A ve K partisiyle yönetim cahil çoğunluğun eline geçti. Bunlar plaja gitmez, mayo giymez. Tiyatro kültürü olmayan, Batı’yı kavrayamamış kasabalılar. 16 yıl kesintisiz tek başına iktidarda, çok uzun bir zaman, sonuçlarını görüyoruz” mesajı nedeniyle Kültür Bakanlığı tarafından meslekten ihraç etme kararı alındı. Ada’nın bu mesajının Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na dek uzandığı, siyasi partilerde de rahatsızlık yarattığı da belirtildi. Ada, göreve geldiği ilk günden itibaren ‘tartışmalı’ kararların altına imza atmıştı. Bir genel müdürün kendi eserini sahneye taşıması ve o eser üzerinden telif ücreti alması ‘etik’ olmamasına karşın Opera ve Bale’nin tüm sahnelerinde kendi eserlerini sahneye taşımıştı. Sayıştay da DOB Genel Müdürlüğü’nün 2015 Denetim Raporu’nda, Ada’yı yakın takibe almıştı. Ada, sanata yapılan icraatlara bugüne dek ses çıkarmamıştı. Ada’nın bu mesajı “657 sayılı Devlet Memurları Yasası’na açıkça aykırı” görüldü. Kültür ve Turizm Bakanlığı, “hakkında başlatılan soruşturmalar nedeniyle emekliliğini isteyen Ada”nın “meslekten ihracı” istendi, tebligatı da dün itibarıyla yapıldı. Böylece Ada, hüküm gereği, “devlet memurluğunun kendisine getirdiği haklardan da yararlanamayacak.”
  • Sözleşmeli olarak Devlet Tiyatroları’nda çalışan mezun sanatçılar kadro açılması için imza kampanyası başlattı. Mezun sanatçılar, “Bu akşam izleyeceğiniz Devlet Tiyatroları oyunlarında sahnede görev alan birçok oyuncunun ortak bir derdi var” diyerek seyircilere seslendi. “Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi’nin Sözleşmeli Sanatçılarına Kadro İstiyoruz” başlığıyla açılan imza kampanyasında, mezun sanatçıların yaşadıkları hak gaspına dikkat çekildi. İmza metninde, “Devletin sözleşmeli sanatçılarının bu mağduriyetlerini gidermesini, onlara kendilerine bir hayat kurabilecekleri olanaklar sağlamasını istiyoruz” vurgusu yapıldı.
  • Bir süre önce İstanbul Teknik Üniversitesi’nde “Müzik haramdır” başlıklı bir bildiri dağıtılmış, bu bildiride bazı şarkıcılardan alıntılarla müzik dinleyenlerin dinden çıkacağı vurgulanmıştı. Daha önce de benzer şekilde kimi gerici grupların üniversitenin mescitlerinde ve yapımı büyük tartışmalara yol açan camide yönetimin hiç bir müdahalesi olmadan rahatça toplandığı ve buralarda örgütlenme faaliyeti yürüttüğü biliniyordu. Uzun süredir göz yumulan bu gerici müdahalelerden sonra “Müzik haramdır” bildirisi üzerine İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuvar öğrencileri bir araya gelerek bir video yayınladı. Video ile yayınlanan “İnadına sanat inadına özgürlük” başlıklı bildiride, okulda dağıtılan “Müzik haramdır” başlıklı bildiriyi dağıtan gerici faşist anlayışı kabul etmediklerini ve bu anlayışa karşı yaşamın her yerinde sanatı var etmeye çalışacaklarını belirten öğrenciler, “Geleceği hep birlikte ellerimizle kurma gücümüz var ve bizler bu gücü sanat ile yaygınlaştıracağız” dedi. Söz konusu bildiri şu cümlelerle son buluyor: “Üniversitemizde bu bildiriyi dağıtanları ve bu zihniyeti biz çok iyi tanıyoruz. Bir dünya şairi olan Nazım Hikmet’in mahpus edilmesinden, Ruhi Su’nun tedavisinin önüne geçilmesinden ve bu hastalığından kaynaklı ölmesinden, Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu ve diğerlerinin barbarca yakılmasından, Fazıl Say konserine satırla saldırı yapılmasından, piyanist Dengin Ceyhan’ın tutuklanmasından, Erdal Erzincan’ın TRT’de yasaklanmasından ve tüm sanat  alanlarının kapatma tehdidi altında bulunmasından tanıyoruz. Sanat alanlarını bu zihniyete karşı savunacağız”.
  • Sinema ve tiyatro oyuncusu-sanatçı Zuhal Olcay hakkında 5 Ağustos Cuma akşamı Kadıköy’de bir mekanda şarkı söylerken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla başlatılan soruşturma tamamlandı. 7 Ağustos tarihinde ‘155 Polis İmdat’ ihbar hattına yapılan şikayet üzerine Kadıköy Emniyet Müdürlüğünce sanatçının şarkı söylediği gecenin video görüntüleri incelenip düzenlenen evrakla birlikte Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Zuhal Olcay, Cumhurbaşkanına yönelik hakaret iddiasıyla hakim karşısına çıkacak.
  • Documentarist tarafından İnsan Hakları Haftası kapsamında 2017 de 9’uncusu düzenlenen “Hangi İnsan Hakları Film Festivali”nin Diyarbakır ayağı Diyarbakır Valiliği tarafından yasaklandı. İnsan Hakları Diyarbakır Şubesi’nin (İHD) desteği ile Amed Şehir Tiyatrosu sahnesinde 15-16-17 Aralık tarihlerinde gösterimi yapılması planlanan filmlerin yasaklandığını İHD’ye bildiren polisler herhangi bir gerekçe göstermedi. Gösterimi planlanan filmler şöyle: Radyo Kobanê, Elif, Çimentonun Tadı, Coğrafyalar, Kaya, Dönüş, Hediye, Uçurumun Kıyısında Türkiye, Boğulduğum İçin Üzgünüm, Meryem, Bir şehrin KHK’sı. Bu yıl 9’uncusu gerçekleştirilen ve teması “Evimiz Nerede?” olan “Hangi İnsan Hakları Film Festivali”ni Documentarist organize ediyor. İstanbul, Diyarbakır ve Van’da sinemaseverlerle buluşması planlana 40’a yakın farklı temalarda film gösteriliyor. Dünyanın pek çok yerinden hak ihlali ve mücadeleleri konu alan filmlerin yanı sıra festivalde birçok güncel konu üzerine söyleşi ve formlar düzenleniyor.
  • Eskişehir Tepebaşı Belediyesi tarafından düzenlenen Pişmiş Toprak Sempozyumu’nda sanatçılar tarafından yapılan eserler, kimliği belirlenemeyen kişi veya kişilerin saldırısına uğradı. Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, “Pişmiş Toprak Sempozyumu’nda, sanatçılarımız tarafından, büyük emeklerle yapılan sanat eserlerimiz, maalesef saldırıya uğradı. Sanata, sanatçının emeğine ve Eskişehir’in değerlerine yapılan bu saldırıyı kınıyoruz” dedi. Eserlerin en kısa sürede onarılıp yerine konacağını duyuran Ataç, sanat üretimine aynı şekilde devam edeceklerinin altını çizdi.
  • Bursa’nın Nilüfer İlçesi’nde 2011 yılında düzenlenen Uluslararası Kuzgun Acar Heykel Sempozyumu’nda Vietnamlı sanatçı Van Hoang Huynh tarafından yapılan ve Konak Kültürevi önünde sergilenen ‘Özgür olmak’ adlı heykele boyalı saldırı düzenlendi. 2011 yılında düzenlenen Kuzgun Acar Heykel Sempozyumu’nda Ukraynalı heykeltıraş Gutyrya Vyacheslav tarafından Bursa’ya armağan edilen Adem ile Havva heykeli,  Nisan ayında bir saldırının hedefi olmuştu. Nilüfer Belediye Başkanı CHP’li  Mustafa Bozbey, “Bu yapılan sanata, kültüre saldırıdır. Bu eseri yapan sanatçıya saygı duymak gerekir. Ben bu saldırıyı düzenleyen kişi veya kişileri kınıyorum. Heykellere düzenlenen saldırıları kınıyorum. İnanıyorum ki Nilüfer halkı heykellerini, sanat eserlerini koruyacaklardır” dedi.
  • Çayan Demirel’in “Bakur” belgeseline dava açıldı. İlk duruşma 18 Ocak 2018’de Batman’da görülecek. Ancak Batman Ağır Ceza Mahkemesi yönetmenlerin İstanbul’da ikamet etmeleri nedeniyle talimatla ifadelerini talep etme yoluna gitti. Bu çerçevede Çayan Demirel 28 Aralık 2017’de Çağlayan adliyesine giderek ifade verecek. Çayan Demirel’in ifadesini vereceği gün sinemacılar 09.30’da Çağlayan Adliyesi önünde bir açıklama yapacak. Ayrıca Ertuğrul Mavioğlu da 5 Şubat 2018’de talimatla ifade vermek üzere çağrılı olduğu 37. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gidecek. Bakur’un çekimleri, 2013 yılında PKK’nin geri çekilme sürecinde gerçekleştirilmişti. Davanın açılmasına neden olarak gösterilen Batman’daki Bakur gösterimi ise çözüm sürecinin devam ettiği 5 Mayıs 2015 tarihinde gerçekleştirilmiş ve filmin yönetmenlerinden Ertuğrul Mavioğlu, “Bizim yaptığımız belgesel sinemadan mutlaka bir propaganda ögesi çıkarmak istiyorlarsa, çok net olarak söyleyeyim, terör değil, barış propagandası çıkar,” demişti. İstanbul Kültür Sanat Vakfınca İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek “Bakur/Kuzey” filmi için getirilen sansür gerekçesinin aynısı, “Ankara’nın ilk ve tek uluslararası film festivali” olma özelliğini gösteren Ankara Uluslararası Film Festivali’ne de getirildi.
  • Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin çevreyi kirletenlere esprili tepki göstermek amacıyla Porsuk Çayı kıyısına koyduğu, bank üzerinde oturmuş “Çekirdek Çitleyen Eşek” heykelinin 2 kulağı, kimliği belirsiz kişiler tarafından koparıldı. Belediye yetkilileri, heykelin yanında bulunan kulakların onarılıp tekrar yerine takılacağını söylerken, polis ekipleri de saldırganların yakalanması için çalışma başlattı. Heykelin yanında hatıra fotoğraflı çektiren kişiler, saldırıya tepki göstererek, “Heykelin kulaklarını koparan insanla eşeğin bir farkı yok” diye konuştular.
  • Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın her yıl kütüphanelere dağıtmak için yayınevlerinden kitap alım işi bu yıl “bütçeye” takıldı. Bakanlık, 2017 yılı bütçe hesap kesimi yapıldığından, bu yılın sonu itibarıyla yayınevlerinden, kütüphanelere dağıtmak üzere kitap alımı yapamadı. Bu durumun nedeni, bakanlığın 2017 yılına ait bütçe hesabını doldurmuş olması.
  • Deli Dalgalar İnsiyatifi “OHAL’de Mektup” kampanyası başlattı. Bu kampanya kapsamında eleştirmenler, editörler, yazarlar ve okurlar kitapları mektuplara yazarak cezaevindeki kitap yasaklarını sorgulayacak. 19 Kasım’da Ankara’da başlayan kampanyada cezaevlerine ulaşan mektuplara cevaplar geldi. İnisiyatif, bu kampanyanın devamı niteliğinde “Hapishanelerdeki Kitap Yasağına Karşı Yazarlar Kitaplarını Mektuplara Yazıyorlar” kampanyası başlattı. Deli Dalgalar İnisiyatifinden Yazar, Editör Sibel Öz, cezaevlerine kitap yasağını “Orta Çağ” uygulamalarına benzetiyor: “OHAL bahane edilerek kitapların yasaklanmasının sadece hapishanelerdeki insanları değil, yazarları da ilgilendiren bir durum olduğunu düşündük. Sonuçta, bu durum biz yazarlar açısından da korkunç bir olay. Orta Çağ döneminde olduğu gibi kitaplar yasaklanırken, ne kadar özgürce yazdığımızı iddia edebiliriz? Aslında bu durum yayınevlerini de ilgilendirir. Onların da, ‘Benim kitabım yasal; hangi gerekçeyle bu insanlara vermiyorsun?’ deme hakları ve görevleri vardır. Yazarlar olarak soruyoruz; ‘Neden bizim kitaplarımızı vermiyorsunuz, yasaklıyorsunuz?”
  • Kobanê eylemleri sırasında yaptığı sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek hakkında İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılan sanatçı Ferhat Tunç, “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla hakim karşısına çıktı. Hakkındaki iddialara yanıt veren Tunç şunları söyledi: “IŞİD’in kadınları kaçırıp pazarlarda satması, insanların başlarını koyunlar gibi kesen bir örgüte karşı kim sustu ki ben susayım. YPG-YPJ’den başka bu örgüte karşı mücadele eden başka yapı vardı da ben mi görmedim? Ben vicdanımla hareket ettim. Kime şehit denilip denilmeyeceğini mahkeme kararları belirleyecek değildir.”  Mahkeme, savcılığın talebi üzerine duruşmayı 27 Mart 2018’e erteledi.
  • Silivri 9 no’lu hapishanesinde birlikte kalmakta olan Grup Yorum üyeleri Dilan Ekin ve Sultan Gökçek’ten gelen fakslara göre durumları şöyledir: Sultan sadece faks yazabildiğini belirtmiş, çünkü sağ bileğinden sonra sol bileği de ödem yapmış ve şişiyor. Bunun nedeni, gözaltına alındıktan tutuklanıncaya kadar bileğine kelepçe takılmış olması ve hücrelere yapılan baskınlarda yerde sürüklenmesidir. Dilan Ekin’in ise beli kırık ve platin takılıdır, ikinci bir ameliyat olması gerekirken gözaltına alındı ve 5 aydan beri tutukludur. Hapishaneden hastaneye gitmek bile ayrı bir direniş gerektiriyor. Gidiyorsun bu sefer “doktor”a ulaşmak zaman alıyor. Revir doktoru ise “platin kaymış ama önemli değil” diyor. Silivri Devlet Hastanesine gidildiğinde ise doktorun söylediği şudur: “Haline şükret, senden beterleri var. Beş vakit namaz kıl, şükür namazı kıl geçer”. Bakırköy Devlet Hastanesinde doktorluk onuruna sahip doktorlarca tedavi edildiğinde, ameliyat olmazsa felçle karşı karşıya kalabileceğini öğreniyor.
  • 26 Aralık 2017 sabahı avukatı Levent Kanat ile birlikte emniyete ifade vermeye giden İsmail Beşikçi gözaltına alındı. Hakkında gözaltı işlemi yapılan Beşikçi, daha sonra savcılığa sevk edildi. Savcılıktaki ifadesinden sonra Beşikçi serbest bırakıldı. Konuya ilişkin bilgi veren Levent Kanat, “İsmail Beşikçi adıyla açılan twitter hesabı var. 2016 Mart’ında Şırnak’ta ‘örgüt üyeliği’ suçlaması ile bu nedenle bir soruşturma başlatılmış. Oysa bu hesap Beşikçi’ye ait değil. İsmail Beşikçi Vakfı daha önce bu konuda açıklama yapmış. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na konuya ilişkin suç duyurusunda bulunulmuş” bilgilerini paylaştı. Bütün bunlara rağmen Beşikçi’ye suçlu muamelesi yapılarak gözaltına alınmasının kabul edilemez olduğunu belirten Kanat, şunları söyledi: “Bunun Beşikçi’ye ait olup olmadığı tespit edilebilirdi. Sahte hesaplar var. Beşikçi hakkında soruşturma açılması hukuki değil. Beşikçi sabah 09.00’dan beri emniyet ve adliyede dolaştırıldı, parmak izi alındı. Oysa araştırma yapsalar bunu görebilirlerdi ama derin bir soruşturma yapılmadan ve bunlar görülmeden gözaltı işlemi yapıldı.” Kanat, Beşikçi’ye ait, bilgisayara da el konulduğunu, bu bilgisayarda yazılar ve çalışmalarının olduğunu söyledi.
  • Muğla Eğitim-Sen tarafından sergilenmek istenen ‘Bi’şey Anlatıcam Eee? Kurtulduk’ oyunu Milas, Bodrum, Fethiye, Marmaris ve Datça Kaymakamlıkları tarafından gösterimi “uygun bulunmayarak” yasaklandı. SES Muğla Şube Yönetim Kurulu Üyesi İlknur Başer, “en son Muğla’da yasaklanan tiyatro oyunuyla OHAL’in sanat düşmanı karanlık yönü bir kez daha açığa çıkmıştır.  OHAL rejimine son vererek demokrasiyi kazanacak olan, laik, demokratik ve sosyal bir Cumhuriyeti inşa edecek olan bizleriz. O nedenle demokrasiden yana olan tüm kurum ve kuruluşları ve halkımızı OHAL ve KHK rejimine karşı hep birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz.”  dedi. Oyunu yasaklanan Duygu Şahlar ise “KHK’lar ile sadece kamu kuruluşlarında çalışmamız yasaklandı ama bu uygulama gösteriyor ki bizleri hayatın her alanından silinmeye çalışıyorlar.
  • Türkiye’deki politik atmosfer ve hükümeti eleştiren karikatürleriyle tanınan ünlü Brezilyalı karikatürist Carlos Latuff, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, karikatürlerine erişim engeli kararı çıkarttırdığını duyurdu. Latuff, Portekizce, İngilizce ve Türkçe şu mesajla paylaştı: “Erdoğan’ın avukatları, içinde 11 karikatürümün yer aldığı 80 içeriğin internetten kaldırılması için Twitter’a yasal baskı yapıyor ki bu düpedüz bir sansür girişimidir. Türk demokrasisi bu mudur? Erdoğan Türklerin karikatürlerime erişmesini neden istemiyor? Erdoğan’ın korkusu nedir?”
  • Bu yıl eylül ayında yapılan fotoğraf yarışmasında kazananlar listesi belirlenen tarihten geç açıklanınca, bir üst kuruluş olan TFSF sonuç listesi için belediye ve valiliğe sözlü bildirimde bulundu. Bunun üzerine yetkili kurumlar “Kazananlar arasında GBT kontrolü yaptırıyoruz bu nedenle sonuçlar geç açıklanacak” diyerek Türkiye’de eşi olmayan bir karar almış olduklarını da belirttiler. Yapılan GBT kontrolü ile ilgili Mahmut Oral’a konuşan ve TFSF’nin bu tür etkinliklerine bölgeden çektiği fotoğraflarla katılan fotoğraf sanatçısı ve gazeteci Ruşen Takva “Konuyla ilgili, bölgeden yarışmaya katılan arkadaşlarımızın şikâyetleri oldu. OHAL süreci ile başlayan güvenlik tedbirleri artık başka bir şey olmaya başladı. Fotoğraf yarışmalarına GBT kontrolü uygulanması, kurumların içine düştüğü özgüvensizliğin son halidir. Bu karar değil Türkiye’de, insanoğlunun toplumsal yaşama geçip yasalar ürettiği tüm kara topraklarında ilktir ve ilginçtir. Federasyon buna tesadüfen vâkıf olmuş ve bilgi sahibi olmuş. Onlardan bağımsız kim bilir kaç yarışma bu şekilde sonuçlandı” dedi
  • Zülfü Livaneli’nin ”Huzursuzluk” isimli yeni romanının afişlerinin, OHAL gerekçesiyle metrolara asılmasına izin verilmedi.
  • Senarist Ayhan Kavas, final yapan ‘Çoban Yıldızı’nın, aynı isimle kendi senaryosundan intihal yoluyla yayımlandığını iddia etti. Ayhan Kavas, yayıncı kuruluş FOX ile dizinin yapımcısı Most Yapım ve senarist Gülizar Irmak’a 151 bin TL’lik tazminat davası açtı. Mahkeme, olayın tespiti için dosyayı bilirkişiye gönderdi.
  • Yalova’da Tema Vakfı kurucusu Hayrettin Karaca’nın heykeline saldırı yapıldı. Karaca’nın heykeli daha önce iki kez daha saldırıya uğramış ve heykelin değişik yerleri parçalanmıştı. TEMA Vakfı Yalova Temsilcisi Faruk Tezcan, “Bu üçüncü oluyor. Konuyu TEMA Vakfı Yalova İl Temsilcisi olarak Yalova Belediye Başkanımız Sayın Vefa Salman’a ilettim. Heykel yeniden onarılacak” diye konuştu.

2017 Sanat alanına saldırı ve baskıların yoğunlukla yaşandığı bir yıl oldu. Sanat insanları ellerinden gelen güçleriyle yapılanlara karşı direndiler. Sanat Meclisi yıl boyu yapılan baskı ve saldırıların takipçisi oldu. Sanat Meclisi olarak 2018 yılında da sanat alanında yapılanları dikkatle izleyip tepkimizi ortaya koyacağımızı, sanat alanı özgür olana dek sanat düşmanlarıyla kavgamızı sürdüreceğimizi açıkça beyan ederiz.

Mimesis Haber