Kendini Arayanların Oyunu

(İlayda Öncü’nün Agos gazetesindeki yazısını yayınlıyoruz.)

Seyyar Sahne’nin, prömiyerini Mart 2017’de yaptığı ‘Bir Meşrutiyet Faciası yahut Gündüzlerimiz’ adlı oyunu sahnelenmeye devam ediyor. Galata Perform’un yeni yazarları gün ışığına çıkarıp tiyatroya güncel metinler kazandırmak amacıyla düzenlediği ‘Yeni Metin Yeni Tiyatro’ atölyeleri sırasında okuma tiyatrosu olarak ortaya çıkan oyunun metni Volkan Çıkıntoğlu’na ait. Yönetmenliğini Celal Mordeniz’in yaptığı üç kişilik oyunda Volkan Çıkıntoğlu, Hakan Emre Ünal ve Doğu Can rol alıyor.

Sen kimsin, ben kimim?

Kim olduğunuzu, ya da karakterinizde hangi yönünüzün baskın geldiğini hiç düşündünüz mü? Kendinizi anlatmaya başladığınızda en çok hangi özelliğinizden bahsedersiniz? İnançlarınız mıdır sizi siz yapan, yoksa ilgi alanlarınız mı? Belki de hayata karşı takındığınız tavır… Diyelim, kendinizi bir anda, tanımadığınız iki insanla birlikte, tanımadığınız bir mekânda buluyorsunuz. Oraya nasıl girdiğiniz, oradan nasıl çıkacağınız meçhul. Belirsizliğin vermiş olduğu tedirginlikle ilk olarak “Sen kimsin?” sorusuna sarılıyorsunuz, fakat aynı soru size de yöneltilince ister istemez “Ben kimim?” sorusunu yanıtlamak zorunda kalıyorsunuz. Bu iki soruyla boğuşurken öğreniyorsunuz ki aslında hepiniz bir bütünün parçalarısınız. Rüya mı bu, yoksa araf mı? Her şey belirsiz… İşte böyle bir hikâye kurmuş Çıkıntoğlu. Başta bu insanların kim olduğuna siz de anlam veremiyorsunuz elbette. Sonra sahnedeki üç kişiyle birlikte durumu anlamaya başladıkça oyun keyifli bir hal alıyor. Kullanılan gündelik dil bazen klişelere uzansa da, oyun, seyirciyi 80 dakika boyunca güldürü ve merakla kendine bağlayabiliyor. Hatta öyle bir an geliyor ki kahkahalara boğuluyorsunuz ve bunun durmasına izin vermiyorlar.

Karakterler, klişe tipler. Aynı bünyede barındığı ortaya çıkan, fakat birbirinden akla kara gibi farklı olan bu üç tiplemenin oyun boyunca devam eden çatışması, söz konusu meşrutiyet faciasını pekiştiriyor. Bu çatışma, modern olarak nitelenen insanın varoluşsal sıkıntılarıyla başa baş gidiyor. Çek yazar Franz Kafka’nın oyunda sık sık anılması tesadüf değil. Otorite karşısında sesini çıkaramayan, hayallerini gerçekleştiremeyen ya da hayattaki amacını bulamayan insanlar ordusunun içinde yaşıyoruz. İpleri daima bir üst merciin elinde tutulan günümüz insanının “Ben kimim?” sorusunu cevaplayamaması, onu daima arafta bırakıyor ve kişiliğini parçalara bölüyor; bu parçaların çok sesliliği içsel bir çatışmaya yol açıyor. Üç farklı tiplemenin bir bütünün parçaları olarak kullanılmış olması, bu açıdan, isabetli bir seçim.

Yalınlığın uyandırdığı merak

Koltukta yerinizi aldığınızda, sahnede sadece üç siyah sandalye görüyorsunuz. Ben sahnede böyle bir sadelik gördüğümde, oyuna dair merakım artıyor, sahnenin oyunculuklarla ve hikâyenin kendisiyle dolmasını bekliyorum. Oyun bu beklentiyi karşılayabiliyorsa ne mutlu oynayana da, seyredene de. ‘Bir Meşrutiyet Faciası yahut Gündüzlerimiz’, ışık ve oyuncuların yardımıyla seyircinin çeşitli mekân ve atmosferleri tahayyül etmesine yardımcı oluyor. Sahne, zaman zaman bu üç adamın düştüğü boşluktan farklı mekânsal karakterlere bürünüyor.

‘Bir Meşrutiyet Faciası yahut Gündüzlerimiz’, 28 Şubat’ta NoAct Sahne’de, 8 Mart ve 29 Mart’ta Kumbaracı50’de izleyici karşısına çıkacak. Eğer sahne üstündeki buluşlar sizi de heyecanlandırıyorsa, bu oyunu seyretmenizi öneririm.

Agos