Sanat Hak İhlalleri- Ocak 2018

Mimesis Haber / Sanat Meclisi’nin yayınladığı Ocak  2018 hak ihlalleri raporunu okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Yeni yılın ilk ayı tiyatro alanına saldırıyla başladı. Ülkenin değişik illerinde tiyatro oyunlarına engellemeyle başlayan saldırılar ay içinde yoğun bir hale ulaştı. Salon vermeme, afiş astırmama ile başlayan baskılar giderek salonlara polis engeliyle doruklara ulaştı.
İşte Ocak 2018’de sanat alanının yaşadıkları:

  • Hatay’da ‘okul öncesi öğretmenliği’ görevini yürüttüğü sırada Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile mesleğinden ihraç edilen Duygu Şahlar’ın “Bi’ Şey Anlatıcam Eee? Kurtulduk mu?” adlı oyununun gösterimleri Muğla’da; Datça, Fethiye, Milas, Bodrum ve Marmaris olmak üzere toplam 5 ilçenin kaymakamlıkları tarafından, “silahlı terör örgütü kurma, yönetme veya üye olmaktan hakkında işlem yapılması” iddiasıyla yasaklandı. Tutuklu kamu emekçilerinin hikâyelerinden yola çıkarak hazırlanan oyun, daha önce 31 ildeki 42 noktada sergilenmişti. Yasaklara tepki gösteren Şahlar, “Sokağa çıkmaktan, konuşmaya; soru sormaktan, bir araya gelmeye; televizyona, gazeteye şimdi de tiyatro oyunlarına yasakların ardı arkası kesilmiyor. Bu korkunun bizlerde değil onlarda olduğunun kanıtıdır. OHAL koşullarının yarattığı sınırsız yetkilerin sonucudur da aynı zamanda” dedi.
    Tiyatro oyunlarının yasaklanmasına karşı sanatçılarının elinin kolunun bağlı olmadığını da söyleyen Şahlar, ayrıca şunları dile getirdi:
    “Bununla başa çıkmanın yolu, bu ‘piyasa’nın dışına çıkmak ve bulunduğumuz yerden kendi sözümüzü söylemek. Çözüm basit: Sahnede, değilse her yeri sahneleştirmekte!
    Her yer sahne, her yer direniş!
    OHAL’de sanat! OHAL’de tiyatro!”
  • Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından organize edilen Ümit Denizer’in kaleme alıp Rutkay Aziz ve Taner Barlas’ın oynadığı “Adalet Sizsiniz” oyunu; Gaziantep, Şanlıurfa ve Mardin’de güvenlik gerekçesiyle valilikler tarafından yasaklandı.
  •  Muzaffer İzgü’nün “Üç Kuruşluk Diktatör” oyununu sahneleyen Ankara Birlik Tiyatrosu yönetmeni Gül Göker’e “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlaması ile soruşturma açıldı.
  •  Milletvekili Barış Yarkadaş’ın Kasım ayı boyunca “Medya ve Sanat” alanında yaşanan sansür ve baskılar hakkında hazırlamış olduğu raporu hakkında İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından erişimin engellenmesi kararı verildi. Yarkadaş’ın açıkladığı söz konusu raporda Kasım ayı içinde medya ve sanat dünyasına yönelik 49 baskı ve sansür olayına yer verilmişti.
  • Kadıköy Emek Tiyatrosu tarafından sahnelenen Onur Orhan’ın yazdığı “Sadece Diktatör” oyunu ilk önce Artvin’de hemen ardından İstanbul, Ankara ve İzmir’de gösterimleri yasaklandı. Yasak, herhangi bir mahkeme kararı olmadan OHAL’i de gerekçe göstererek emniyet yetkilileri tarafından el yazısı bir tutanakla işleme konuldu. Oyunun yasaklanmasının hükümetin OHAL’i kendi çıkarları için kullanmasının bir göstergesi olduğunu söyleyen Barış Atay, oyunun bir kişinin inisiyatifiyle engellendiğini belirtti. Yaşanan gelişmeler karşısında geri çekilmeyeceklerini dikkat çeken Atay, “Sanat bugünler için var, üretmeye devam edeceğiz” dedi.
    Halkevlerinin Artvin Hopa ve Rize Fındıklı’da 12-13-14 Ocak tarihlerinde düzenlemek istedikleri Barış Atay’ın “Sadece Diktatör” isimli oyununa Artvin Valiliğinden izin çıktı salon için İl Özel İdare Genel Müdürlüğü’nden çıkmadı. Artvin İl Özel İdaresi tarafından Genel Sekreter Yardımcısı Abdurrahman Anlaş imzasıyla gönderilen yazıda şu ifadeler yer aldı:
    “Valilik Makamına vermiş olduğunuz 19/ 12/ 2017 tarih ve 4 sayılı yazınız Valilik Hukuk İşleri Şube Müdürlüğünce incelenmiş olup adı geçen tiyatro oyununun oynanmasına izin verilmiştir, ancak idaremizce tiyatro konusunun yeniden incelenmesi sonucu oyun içeriği tarafımızdan uygun görülmemiş olup salon kiralamasının yapılamayacağının bilinmesini önemle rica ederim”.
    Artvin Halkevi yöneticisi D. Ali Koyuncu, ‘’Yaklaşık 20 gün önce valiliğe gerekli izinler için yazılı müracaatta bulunduk. Oyunun içeriği, afişi ve metni paylaşıldı. Ahmet Hamdi Tanpınar Kültür Merkezi’ni 12 Ocak için kiralamak istediğimizi belirttik. Valilik 2 Ocak’ta bize yazılı olarak oyunun oynanabileceğini ve Ahmet Hamdi Tanpınar Kültür Merkezi için İl Özel İdaresi ile görüşülmesi gerektiğini bildirdi” dedi. Salon görevlisi görüşme yaptıklarını belirten Koyuncu, görevlinin “ Gerekli yazıyı yazın, salon kirasını ödeyin salonu size istediğiniz tarihte ve saatte tahsis edelim” dediğini, bunun üzerine afişler ve biletlerin basıldıktan sonra salon kirasını yatırmak üzere Özel İdareye gidildiğinde ne dilekçenin ne de salon kirasının alınmadığını söyledi. Valiliğin izni olmasına rağmen salonun verilmeyeceğine dair yazının taraflarına iletildiğini bildiren Koyuncu, “İl Özel İdare Genel Müdürü elinden bir şey gelmediğini ve Valilik tarafından ‘Salonu tahsis etmeyin’ diye sözlü tebliğ geldiğini belirtti”. Sorun çözülene kadar kurum içinde bekleyecekleri vurgulayan Koyuncu , “Yasal olmayan bu uygulamaya karşı direnme hakkımızı kullanacağız” dedi.
    Kurum içinde direnişlerine devam eden Halkevleri üyelerine halktan da destek verildi. Barış Atay’ın ‘Sadece Diktatör’ oyunu sahnelenmeye başladığından bu yana Ankara, Van, Antalya, Burdur, Denizli, Uşak, Alaşehir, Manisa, Konya illerinde engellemeye uğradı. Barış Atay karşılaştığı engellemeleri sosyal medyadan “Salonların bir anda tadilata girdiği ya da bir gecede dolduğu yerler. ‘Sadece Diktatör’ geleceği zaman, validen belediye başkanına, hepsinin önceliği kültür merkezleri oluyor” diye duyurmuştu.
    Usta Oyuncu Genco Erkal ise, tiyatro yasaklarının OHAL’de olağan hale geldiğini ve bu durumdan üzüntü duyduğunu belirtti. Barış Atay’ın oyunun yasaklanmasını değerlendiren Erkal, “Tiyatronun kamu düzenini bozduğunu iddia etmek akıl almaz bir şey. Asıl yasaklar kamu düzenini bozar. Çünkü yasaklara karşı tepkiler oluşur. Bu yasaklamalar kabul edilemez. Tiyatro yasaklamalarının giderek artacağı görülüyor. İleride daha çok rahatsız edileceğiz” dedi.
    Genco Erkal ve Tülay Günal’ın oynadığı “Güneşin Sofrasında-Nâzım ile Brecht” adlı tiyatro oyunu OHAL kapsamında güvenlik gerekçesiyle yasaklanmıştı. OHAL döneminin ilk tiyatro yasağı olarak tarihe not düşülmüştü. İlk oldu ama son olmadı. “Güneşin Sofrasında-Nâzım ile Brecht” oyunu ile başlayan tiyatro yasaklarının ardı arkası kesilmedi.
    Geçtiğimiz günlerde Barış Atay’ın ‘Sadece Diktatör’ oyununu Meclis gündemine taşıyan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da, oyunun tüm Kadıköy’de yasaklanmasının ardından Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlaması için soru önergesi verdi. Tanrıkulu, Yıldırım’a şu soruları yöneltti:
    “Sadece Diktatör” isimli tiyatro oyunu kamu düzenini ve toplumsal huzur güvenliğini olumsuz yönde nasıl etkileyecektir?
    Türkiye genelinde ‘Sadece Diktatör’ isimli tiyatro oyununun engellenmesi hususunda AKP Hükümetinin bir talimatının olduğu iddiası doğru mudur?
    Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü hangi gerekçeyle ‘Sadece Diktatör’ isimli tiyatro oyununu engellemiştir, bu talimatı kim ve kimler vermiştir?
    Yargı kararına uymaması nedeniyle soruşturma açılacak mıdır?
    Anılan tüm iddialar ile ilgili olarak kamuoyuna açıklama yapılacak mıdır?”
  • Adana Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen “İndia Bankası” isimli oyuna Batman’da yetkileri bulunmadığı halde Batman İl Kültür Turizm Müdürlüğü yetkililerince sansür getirildi. Oyunu gösterildiği ilk akşam izleyen ve 2 sahneyi “müstehcen” bulan yetkililer söz konusu sahnelerin kaldırılmasını istedi. Oyunda görevli arkadaşlarımız, ‘oyunda değişiklik yapmaya yetkileri olmadığını, bunu yapabilecek kişilerin yönetmen, bölge müdürü ya da genel müdür olduğunu ya da bu kişilerin oyun sorumlusuna verecekleri yazılı talimatlarıyla yapılabileceğini’ söyleyerek isteğe karşı çıktıklarında ise, İndia Bankası’nın 2. gün yapılacak gösterimi iptal edildi, gerekçe olarak ise “seyirci olmaması” gösterildi.
  • Erbakan Vakfı Gençlik Kolları’nın, sosyal medyada bir hafta boyunca karalama kampanyası yapıp hedef gösterdiği ‘Genç Bi Şenlik’ ; ‘veliler katılmıyor ve ayrıca ‘alkol ve tütünü özendiriyor’ gerekçesiyle İstanbul Valiliği tarafından iptal edildi. Şenlikte alkol ve tütün ürünleri satışı yoktu. İstanbul Valiliği tarafından iptal edilen Genç Bi Şenlik’in organizasyon komitesi tarafından yapılan açıklama şöyle:
    “20 Ocak 2018 Cumartesi günü gerçekleştireceğimiz, alkol ve tütün ürünlerinin satışının olmadığı etkinliğimiz alkol ve tütün ürünlerinin kullanımı ile velilerimizin katılamayacak olması gerekçe gösterilerek valilik tarafından bir gün kala uygun görülmemiştir. Biz gençleri müzikten başka bir şeye özendirmedik. Bilet sahiplerinin ödedikleri bilet bedeli en kısa sürede iade edilecek olup, bir günden kısa bir süre kalan ve büyük emekler sorucunda organize edilen bu etkinliğin, aniden ve tebliğ edilen gerekçe ile iptalini ise kamuoyunun takdirlerine sunuyoruz”.
  • Diyarbakır Şehir Tiyatrosu’nda görevlerine son verilen oyuncular hükümetçe atanan kayyumun sanat alanına yaptığı saldırıları ve verdikleri zararları anlattılar.
    Oyuncu Özcan Ateş, “Çocukluğumdan bu yana başımdan geçen hikâyelerin tamamında; dil asimilasyonu, köylerin zorla boşaltılması, kentte yaşadığım zorlukları ve ilk tiyatroya başladığımda sadece Türkçe konuşulduğu için karşılaştığım güçlükleri anlatmaya çalışıyorum. İçindeyken çok dramatik bir durum yaşıyorken daha sonra bunun komik olduğunu görüyor insan” şeklinde konuştu. Kayyumun belediyeye el koyduktan sonra yaptığı ilk icraatın Amed Şehir Tiyatrosundaki 31 sanatçının işine son vermek olduğunu hatırlatan Ateş, “İşin ilginç yanı, sadece sanatçıların işine son verdiler. Teknik işlerle uğraşanlara dokunmadılar. Biz aslında kayyum atanmasından sonra ne yapacağını biliyorduk. Hazırlıklarımızı yapmıştık. Hemen alternatif bir mekân bulduk ve çalışmalarımızı orada devam ettirdik. İktidarın en fazla korktuğu insanların kendi kültürleriyle yaşamasıdır. Onların zihniyetlerine hizmet etmediğimiz için bizim kültür ve sanatımızı kendilerine yönelik tehlike olarak görüyor. Bir halkı yok etmek istiyorsan önce kültürüne saldırırsın. Onlar da bunu yaptılar”.
    Berfin Emektar ise, “Bir halkın dilini ve kültürünü ortadan kaldırdığında geriye bir şey kalmaz. Bu alanlar onlar için çok tehlikeli. Yönelişlerinin ne anlama geldiği ve hangi mesajları vermek istediklerini çok iyi biliyoruz. Dili geliştirmek isteyen kurumlar, kreşler kapatıldı. Biz bunları Kürtçe tiyatro yaptıkları için kapatmadık şeklinde beyanları oldu. Eğer bu doğru olsaydı orada Kürtçe tiyatro yapmaya devam ederlerdi. Bütün olanaklarımıza ve emeğimizle yarattığımız değerlere el koydular. Ama 1 yıldır tüm devasa imkânlara rağmen bir şey yaratamadılar. Eğer bunu yapmış olsalardı biz bir fikriyatın tiyatrosunu, alternatif bir tiyatro yaptığımızı kabul edebilirdik ama bunun böyle olmadığını, bir halkı dil ve kültürüne saldırı olduğunu gördük. Kürtlerin ilk ve tek kurumsal tiyatrosunu kapatmak çok derin bir mesajdır.”
    Kürtlerin belediyecilik anlayışında çok dilliliğin temel bir ilke olduğunu söyleyen Emektar, kayumun azınlık halkın dil ve kültürlerine yaklaşımını şu cümlelerle özetledi:
    “Ehmedê Xanî heykelinin yazı yazan eli kırıldı. Bu Kürtlere verilmiş tarihsel bir mesajdır. Basit bir heykel kaldırma olayı değildir. Heykelin eli kırılıp kaldırıldıktan sonra medyaya servis edildi. Xanî, Kürtlerin yazılı hafızasıdır. Onun yazı yazan elinin kesilmesinin hangi anlama geldiğini Kürtler çok iyi bilir. Saldırı Şehir Tiyatrosu ve konservatuarlarla sınırlı değil. Bütün dil, edebiyat ve kültür alanları, Kürtleri temsil eden tüm simgeler saldırı altında. Cegerxwîn ile Mehmed Uzun adlarını silmeye çalışıyorlar. Bu iktidar 3 yıl önce Ehmedê Xanî’yi Kürtçe basmakla övünen bir iktidardı.”
  • Yazar İsmail Beşikçi, kendi adına açılan fakat kendisinin olmayan bir twitter hesabında 2016 yılına ait bazı mesajlar nedeniyle örgüt üyeliği” suçlamasıyla gözaltına alındı, ifadesinden sonra serbest bırakıldı. İsmail Beşikçi Vakfı daha önce bu konuda açıklama yapmış, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına konuya ilişkin suç duyurusunda bulunulmuştu. Avukatı tarafından yapılan açıklama ise şöyle:
    “Hesabın Beşikçi’ye ait olup olmadığı tespit edilebilirdi. Sahte hesaplar var. Beşikçi hakkında soruşturma açılması hukuki değil. Beşikçi sabah 09.00’dan beri emniyet ve adliyede dolaştırıldı, parmak izi alındı. Beşikçi, bilinen biridir üstelik. Araştırma yapsalar bunu görebilirlerdi ama derinlikli bir soruşturma yapılıp bunlar görülmeden gözaltı işlemi yapıldı. Beşikçi’ye ait bilgisayara da el konuldu, bu bilgisayarda yazıları ve çalışmaları vardı”.
  • Grup Yorum ise, yine bildiğimiz gibi. Baskı, baskın, yasak ve engelleme denildiğinde Grup Yorum geliyor önce akıllara. Grup Yorum anlatsın, biz yazalım o zaman:
    “Son 1 yıl içerisinde kültür merkezimiz tam 4 defa polis tarafından basıldı. Her baskında kültür merkezimizi talan ettiler, kapılarını-camlarını kırdılar, müzik aletlerimizi parçaladılar, arkadaşlarımızı işkence ile gözaltına aldılar, bunu da yeterli görmediler ve tutukladılar.
    Şu anda tam 10 Grup Yorum üyesi, 1 Grup Yorum korosu üyesi, 1 kafe çalışanı, 2 FOSEM çalışanı olmak üzere toplamda 14 tutuklu arkadaşımız var.
    Bir kültür merkezi düşünün halktan yana sanat yapan ve sürekli olarak polis tarafından tacize uğrayan, 1 yıl içerisinde 4 defa basılan!
    Haklı, doğru, halktan yana olduğumuzu biliyoruz ve biliyorlar. Baskıların hız kesmeden devam etmesi bundandır.
    Tutsak Grup Yorum elemanlarının tedavi hakkı engelleniyor. Arkadaşlarımızın sağlık durumu kötü olmasına rağmen hiç bir şey yapılmıyor, üstelik hiçbir gerekçe göstermeksizin hallerinin devamı istenerek, mahkeme tarihleri uzatılarak keyfi bir şekilde hapishanede tutuluyorlar. AKP faşizmi suç işlemeye devam ediyor!
    Tutsaklarımızdan gelen faxlar ve ailelerimizin görüşmeleri sonucu Grup Yorum üyesi Dilan Ekin ve Dilan Poyraz’ın sağlık durumlarının iyi olmadığını öğrendik. Dilan Ekin yazdığı faks’ta hastalığını şöyle anlatıyordu; ‘’Hastane serüvenlerim devam ediyor, burada 3 defa hastaneye gittim belim için. İlkinde doktora belimin kırıldığını ve platinin işkencede kaydığını söyledim. Doktor işkence kelimesini duyunca kırmızı görmüş boğaya döndü ve ‘platin kaymış ama önemli değil’ dedi. Sonra yine Silivri Devlet’te başka bir doktora gittim o da ‘beterin beteri var, sen 5 vakit namaz kıl, şükür kurbanı kes’ dedi. Neyse ki Bakırköy Hastanesi’ne sevkim yapıldı. Oradaki doktor iyi ve ilgiliydi, filmlerime baktı, muayene etti, hocasına sordu ve ‘platin kaydığından dolayı kemik kaynamamış, yeniden ameliyat olman gerekiyor’ dedi ama Bakırköy’de mahküm koşuğu olmadığı için ameliyat olursam şayet başka bir hastanede başka bir doktorun yapması gerekirmiş. Benim ise hastane ve doktor seçme şansım olmadığı için pek istemiyorum. Çünkü ameliyatın felç riski var’.
    Dilan Ekin daha 18 yaşında. Aylardır somut bir delil olmadan keyfi bir şekilde tutsak. Dilan Poyraz ise gönderdiği faksında şunlara değiniyor;
    ‘30 Aralık günü ağzımdan ve burnumdan sürekli kan geldi. Sırtımda bir yumru (kütle) vardı. Akciğer filmi ve kan tahlili yapıldı. Ailede kanser olduğu için gerekli tetkikleri yapacaklarını söylediler’.
    Dilan’ın hastalığı ile ilgili halen bir gelişme olmadı, teşhis süreci hızlandırılmıyor. Dilan yeni faksında da uyku düzeninin bozulduğunu, nefes alıp vermekte zorlandığını dile getirerek, tedavisinin engellendiğini anlatıyor. Tutsaklarımızın başına gelebilecek herşeyden AKP faşizmi sorumludur. Hasta tutsaklarımız Dilan Ekin ve Dilan Poyraz’ın bir an önce tahliye edilmesi gerekiyor. Dilan Ekin her an felç riski taşıyor, Dilan Poyraz ise kanser riski karşı karşıya. Daha 20 yaşında iki gencecik insan, faşizmin zindalarında hastalıkları ile baş başa bırakılmışlardır. İkisi de sağlık olarak riskli durumdadırlar, bir an önce tahliye edilip tedavilerinin yapılması gerekmektedir. Bunu engellemek, ısrarla tutsak tutmak ayrı bir işkence, ayrı bir insanlık suçudur. Halkın sanatçıları bir an önce serbest bırakılmalıdır. Gönderdiğimiz kitaplar dahi verilmiyor. Son çıkardığımız albümün kapağını bile vermediler Grup Yorum üyelerine. Sohbet hakları ellerinden alınıyor. Mektupları engelleniyor. Son KHK ile Tek-Tip elbisesi dayatılıyor. Her gün işkence görüyorlar. Her görüş sonrası ailelerden öğrendiklerimiz işkencenin boyutunu bizlere anlatıyor. Bizler, sanatımıza yapılan tüm saldırıları, gözaltı ve tutuklamaları, onursuzca, ahlaksızca yapılan işkenceleri teşhir ediyoruz. Kültür merkezi çalışanımız Taylan’ın kanlı gömleği, baskın esnasında gördüğü işkencenin kanıtıdır.
    Bergün Varan’a yapılan işkenceyi hatırladınız mı?
    Saçlarını kökünden kopardılar ve bunu yapan polis hala ceza almadı. Bergün ise, saçları yolunduktan 2 hafta sonra Grup Yorum’a özgürlük istediği için gözaltına alındı ve tutuklandı. Tahliyesinden 2 gün sonra tekrar gözaltına alındı ve tekrar tutuklandı, neden? Henüz ne mahkemesi açıldı ne de somut bir delil var ama ne yazık ki birçok basın kuruluşunda, haberlerde, gazetelerde Grup Yorum’a yapılan saldırılara yer verilmiyor. Grup Yorum, Türkiye’nin biletli olarak en büyük konserine imza atmış, İnönü stadyumunda 55 bin kişiye konser vermiş, sonraki senelerde 1 milyon insanı aynı alanda toplayabilmiş bir gruptur. Grup Yorum sanatçıları, halkın sanatçılarıdır. Kimse Grup Yorum’u yok sayamaz. Grup Yorum bugünlere popüler olmak adına halktan koparak, egemenlere şirin gözükerek ve reklamla gelmedi. Grup Yorum halkın içinde yaşadı her zaman, sırtını halka dayadı.
    Grup Yorum üyeleri haksız ve hukuksuzca tutuklandılar. Bu baskıya son verilmesi ve bu yapılan adaletsizliklere ses çıkartmamız gerekiyor. Bizler bu işkenceyi gözler önüne serdik ve teşhir ettik. Peki ya siz basın emekçileri? Türkiye’de Grup Yorum’a yapılan bu baskıları görmezden gelmeye devam mı edeceksiniz? Grup Yorum’un yaşadığı adaletsizlikleri, faşizmin saldırılarını gazetelerinize taşıyın, haberlerini yapın. Bugün susarsanız yarın size de gelecek o adaletsizlikler. Ki zaten gelmiş durumdadır.
    Unutmayın; suçlu değil, devrimci sanatçılarız biz. Bu ülkenin, bu halkın sesi, bu halkın susmayan dili, sizlerin de dilidir. Grup Yorum her daim halkın yanında olmaya, halktan yana sanat yapmaya devam edecektir!”
    Ülke yoğun bir savaş atmosferi içinde. Savaş-barış tartışması sanat alanını adeta ikiye bölmüş durumda. Savaşa karşı çıkan sanat ve bilim insanları gözaltılar ve cezaevleriyle baskı altına alınırken savaşa destek vermeyen sanatçılar da başka bir tehdidin hedefi halindeler. Sanatçılar bu zorlu atmosferde yine de baskılara karşı ortak tepkiler ortaya koydular. Sanat alanını susturmanın zor olduğu ortada!

Mimesis Haber