Oliver Reese: “Tiyatro Demokrasidir”

[Emrah Kolukısa’nın Berliner Ensemble’ın sanat yönetmeni Oliver Reese ile yaptığı ve Milliyet’te yayınlanan söyleşisinin bir kısmını paylaşıyoruz.] 20. yüzyıl tiyatrosunun en önemli topluluklarından biri olan Berliner Ensemble şu sıralar İstanbul’da. Kurucusu Bertolt Brecht’in adıyla özdeşleşen ve efsaneler arasında bir efsaneye dönüşen topluluk iki gece üst üste Ataşehir’deki Das Das sahnesinde Brecht’in en ünlü oyunlarından “Kafkas Tebeşir Dairesi”ni sahneledi. Biz de bu fırsatı kaçırmadık ve Das Das’ın davetiyle İstanbul’a gelen Berliner Ensemble’ın çiçeği burnunda sanat yönetmeni Oliver Reese ile topluluktaki yeni dönemi ve değişiklikleri konuştuk.

– Geçen eylülden bu yana dünyanın en prestijli tiyatro topluluklarından birinin, Berliner Ensemble’ın sanat yönetmenliğini yapıyorsunuz. Ne gibi değişiklikler yaptınız toplulukta, oradan başlayalım isterseniz.

Neredeyse tüm topluluğu değiştirdim diyebilirim. Sadece iki oyuncu kaldı eski tiyatrodan ve her ikisi de Kafkas Tebeşir Dairesi’nde oynuyor. Benden önceki Genel Sanat Yönetmeni Claus Peyman 18 yıl bu görevi üstlenmişti ve bence böyle bir değişiklik yapmak gerekliydi artık. “Kafkas Tebeşir Dairesi” bu yeni topluluğun bu yılki üç yeni prodüksiyonundan biriydi (bir diğeri de Camus’nün “Caligula”sıydı). Elbette bir Brecht sahnelemeliydik, zira Brecht bu topluluğun gerçek yıldızıdır. Brecht sadece iki yıl Berliner Ensemble’ın sanat yönetmenliğini yapabildi, çok genç sayılabilecek bir yaşta da öldü ama bu tiyatro dünyada bu kadar ünlüyse tamamen onun sayesindedir. O yüzden de bence her yıl en az bir Brecht oyunu sahnelemeliyiz diye düşünüyorum. Tabii ki güncel ve canlı bir yorumla…

– Bertoldt Brecht Marksist görüşleriyle tanınan, tiyatro kuramını da Marxist doktrin üzerine inşa eden bir tiyatrocuydu. Siz de bu yönelimi devam ettiriyor musunuz?

Biz de açıkçası tiyatronun kurulduğu ilk günden bu yana süregelen politik çizgiyi korumak niyetindeyiz. Benden önce, yani Claus Peyman döneminde birçok klasik oyun sahnelendi –Schiller, Goethe, Shakespeare, Çehov gibi ve Robert Wilson çok politik sayılmayacak gösterişli prodüksiyonlar sahneledi… Bu tiyatroya Berliner Ensemble adını Bercht verdi. Brecht daha Berliner Ensemble’ı kurmadan önce bu tiyatroda “Üç Kuruşluk Opera”yı sahnelemişti ve Demokratik Almanya zamanı, 1949’da bu göreve geldiğinde “Tamam” dedi, “artık burası benim” ve binanın dışına o meşhur dairesel Berliner Ensemble amblemi koydurdu. Bence bugün de Berliner Ensemble politik bir tiyatro olmalıdır, çağdaş oyunlar sahnelemelidir ve Brecht’i yansıtmalıdır.

– İstanbul Tiyatro Festivali’nde “3. Richard”ı sahneleyecek olan Schaubühne Berlin son anda güvenlik endişesi yüzünden Türkiye’ye gelmekten vazgeçti. Siz İstanbul’a davet edildiğinizde benzeri çekinceleriniz oldu mu?

Hayır olmadı. Bence Schaubühne Berlin’in iptali bir hataydı. Bana göre Türkiye’deki sanatçılarla ve izleyicilerle kontakt kurmak çok önemli. Davet edildiğimizde de buradaki meslektaşlarımızla birlikte olmanın gerekli olduğuna inandım ve bu davete güvendim. Topluluktaki kimseyi gelmeye mecbur etmedik elbette ama zaten böyle bir şeye de gerek yoktu çünkü herkes gelmek istedi.

– Türkiye’de ciddi bir sansür baskısı var ve tiyatro da bundan payını alıyor elbette. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Korkunç bir şey elbette. Sağ ya da sol olsun, her türlü hükümetin sanatın özgür olması gerektiğini kabullenmesi lazım. Sanat toplumsal meseleleri ve genel anlamda toplumu yansıtmalıdır ve özgürce eleştirebilmelidir. Sanatın görevi budur. Güncel ve yaşayan bir sanat ve gazetecilik aynı şekilde güncel bir politik sistemin de göstergesidir. Das Das gibi, sanatçıların idare ettiği özgür bir tiyatronun Türkiye için önemli olduğunu vurgulamak adına da buraya gelmeyi kabul ettik aslında. Bunun bir parçası olmak istedik.

Tiyatro Günü Mesajı

Devamı için tıklayınız

Milliyet