Sanatta Hak İhlalleri – Temmuz 2018

Mimesis Haber / Sanat Meclisi’nin hazırladığı Temmuz 2018 Sanatta Hak İhlalleri Raporu’nu okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Ülkede yaşanan son seçim, yönetim biçimini de etkiledi, adına “başkanlık” dedikleri bir rejime geçildi. İki yıldır sanat ortamını kasıp kavuran OHAL uygulamasına son verildi ama ne yazık ki sanat ortamı rutin baskı ve saldırılardan yakasını kurtaramadı. İşte Temmuz 2018’de sanat alanında yaşanan hak ihlalleri, haber değerindeki gelişmeler ve olumsuzluklar: 

  • Yılmaz Erdoğan yapımcılığındaki ‘Organize İşler 2: Sazan Sarmalı’ adlı filmin Balat’ta gerçekleştirilen çekimlerinin ilk gününde talihsiz bir kaza yaşandı. Filmin oyuncularından Okan Çabalar, camdan atlama sahnesinde dublör kullanırken, dublörün yaralanması sette panik yaşanmasına yol açtı. Başı yarılan ve bileklerinde kesikler oluşan dublör, ilkyardım ekibinin müdahalesi sonrasında hastaneye kaldırıldı. 
  • Şili’de 1973’teki askeri darbe sırasında müzisyen Victor Jara’yı işkenceyle öldüren sekiz emekli askere 15’er yıl hapis cezası verildi. Şili’deki mahkemeden yapılan açıklamada, 45 yıl önceki cinayetle ilgili davanın Eylül 2016’da açıldığı, uzun süren soruşturmalar sonucunda sekiz emekli askerin Victor Jara ve eski hapishaneler yöneticisi Littre Quiroga Carvajal’in ölümünden sorumlu tutulduğu belirtildi. Bir asker ise suçu gizlemeye yardımcı olmaktan beş yıl hapis cezası aldı. 40 yaşında öldürülen Jara, aynı zamanda tiyatro yönetmeni ve profesördü. Bruce Springsteen, The Clash ve U2 gibi çok sayıda isme ilham vermiş, ölümünün ardından adına şarkılar yazılmış olan Jara, 1973’teki darbeyle devrilen sosyalist Salvador Allende’nin destekçilerindendi.
  • Tiyatro sanatçısı Orhan Aydın, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. İfadesinin alınmasının ardından serbest bırakılan Aydın’ın gözaltına alınmasına gerekçe olan twitter mesajlarından biri şu: “Yaşasın Hayat Yaşasın Tiyatro!”. Aydın, sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı açıklamada; “47 yıldır bu coğrafyada sanat yürüten bir sosyalistten hiç kimse hiçbir biçimde ne yaparsa yapsın bir FETÖ’cü bir darbeci çıkartamaz. Hayatımı darbelere karşı kurmuş ve oluşturmuş bir adamım dolayısıyla iki dosya da ifade verdim. İkisinin de davası ya sürecek ya da kapanacak. Bir diğer dava daha var, Vatan Caddesinde bir talimat var. Onun için de ifadeye gideceğim. Eve geldiler ve gözaltına aldılar. Ortada herhangi bir darp ya da benzeri bir şey yok. İfademi verdim şimdi hastaneye gidiyorum. Hastanede darp edilmediğime dair rapor alacağım ve ardından serbest kalacağım” şeklinde konuştu. 
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi,  sanatçı Zuhal Olcay’a, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği  iddiasıyla yerel mahkemece verilen 10 aylık hapis cezasını kaldırarak, 11 ay 20  gün hapis cezası verdi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’ndeki duruşmaya, sanık  Zuhal Olcay ile şikâyetçi Erdoğan’ın avukatı katıldı. Kimlik tespitinin ardından savunması alınan sanık Zuhal Olcay, “Çok  kısa süreliğine ve fevri yapılmış bir harekettir. Öncelikle hakaret kastıyla  hareket etmedim. İlk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak hakkımda atılı  suçtan beraat kararı verilmesini talep ediyorum. Aksi kanaatte iseniz, ceza  verilecekse paraya çevrilmesini talep ediyorum” dedi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı da  şikâyetlerinin devam ettiğini belirterek, aleniyet unsuru oluştuğu gerekçesiyle  sanık Olcay’ın üst sınırdan cezalandırılmasını talep etti. Ceza Dairesi sanığın geçmişi, ekonomik ve sosyal durumu ve olaydan  sonra duyduğu pişmanlığı dikkate alarak, verilen hapis cezasının ertelenmesine,  sanığın 1 yıl 6 ay süreyle denetime tabi tutulmasına hükmetti. Karar, Yargıtay yolu açık olmak üzere oy birliği ile alındı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, 155 Polis  İhbar Hattı’nı arayan bir kişinin, Zuhal Olcay’ın, 5 Ağustos 2016’da, Kadıköy’de  bir mekânda şarkı söylediği sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik hakaret  içerecek şekilde eliyle hareket yaptığını ilettiği belirtilmişti. Olcay’ın mekânda çekilen görüntülerinin bilirkişi marifetiyle  incelendiği kaydedilen iddianamede, Olcay’ın sahne aldığı mekânda şarkı  söylerken, şarkının sözlerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a uyarladığı,  aynı zamanda şarkı söylerken Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik olarak el işareti  yaparak alenen hakaret ettiği kaydedilmişti. İddianamede, bu kapsamda Zuhal Olcay’ın “cumhurbaşkanına alenen  hakaret” suçundan 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep  edilmişti.
  • Türkiyenin AKP iktidarı boyunca “ha kapatıldı ha kapatılacak” denilen Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi gibi sanat kurumları artık yok, çünkü her iki kurum da bir gecede yeni “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine Uyum” adı altında çıkarılan CB Kararnameleri ile lağvedildi.  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gündeme gelir gelmez, bir kararname ile her iki kurumun da ‘özerkliğini’ elinden aldı. DT ve DOB’da görevli sanatçılar, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’na bağlı olmakla birlikte, kurumun özerkliğini sağlayan ilgili yasalar gereğince, her sanat yılı sonunda kurum içinde bir sözleşme imzalıyordu. Her iki genel müdürlük de lağvedilince sanatçıların sözleşmeleri de askıya alındı. Bununla birlikte, “Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulları” başlığı altında “Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu” oluşturuldu. Yeni kararnameyle birlikte Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Türkiye’nin en zengin, en büyük kütüphanesi olan ve ayrı bir başkanlık olarak düzenlenen Milli Kütüphane Başkanlığı da “bakanlığın teşkilat şemasında” yer almadı. Kütüphane, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü içinde yapılandırıldı. Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi’ndeki gelişmeler hakkında, yıllarını sanata vermiş bazı isimler şöyle dediler:

RUTKAY AZİZ: Zaten uzun zamandır sistemli bir biçimde planlanan bir olaydı bu. Bundan önce Devlet Tiyatroları’ndan opera ve baleyi devre dışı bırakmak, özerkliğini yok etmek. Bu girişimi ben hem Devlet Tiyatrolarına hem de opera ve baleye karşı sanatsal bir darbe olarak nitelendiriyorum.

GENCO ERKAL: Bu iktidar Devlet Tiyatroları, Opera ve Balesi’ni özelleştirip, bu kurumlardan kurtulmak istiyor. Bu konuda hazırlanan tasarı toplumdan gelen büyük tepkiler sonucu, seçimdi, referandumdu, daha fazla tepki çekmemek için uyutuldu. İşte tam da yeni rejimin kurulduğu gün niyetler açığa çıktı ve anında, tartışılmadan kanunlaştı. Devlet Tiyatrolarının, Opera ve Balesi’nin lağvediliyor olması ülkemiz sanatına vurulabilecek en öldürücü darbedir bence. Bu cinayeti işleyenler tarihe kara harflerle yazılacaklar. Bu saygın yapıyı çağın gereklerine göre düzenlemek varken, onu tümüyle ezip yok etmek barbarlıktır, sanat düşmanlığıdır. Tiyatro, serbest piyasa ekonomisinin eline bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir.

ZELİHA BERKSOY: DT, DOB gibi diğer devlet kurumları içinde tek ve en önemli varoluşu özerkliği olan yetmiş yıllık sanat kurumuna yapılan bu uygulama uygar ülkelerde ve ileri toplumlarda görülmeyen bir uygulamadır. Toplumumuzun birçok şehrinde halka ucuz biletle kaliteli sanat ve kültür götüren bu kurumlardır. Tiyatro – Opera- Bale- Orkestralar… Seksen yılın büyük birikimi!

MÜJDAT GEZEN: Cumhuriyet lağvediliyorken, Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi’nin lağvedilmesi şaşırtıcı değil!

TİLBE SARAN: Yeni Devlet Tiyatroları’ndan çağdaş, yaratıcı, deneysel oyunlar bekliyoruz!

YÜCEL ERTEN: Türkiye’de sanatçılar, yıllardır ödenekli sanat kurumlarının özgürleşmesi, özerkliği, demokratik yerinden yönetim için mücadeleler verdiler. Gel gör ki şimdi bir KHK ile Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi gibi Cumhuriyet kurumları çökertilmiş oluyor. Mevcut yapının yerine hangi akillerin nasıl bir keramet koyacakları da meçhul. Artık devletin tiyatrosu değil de, Cumhurbaşkanının tiyatrosu olacak. Oysa uygarlığın şiarı şudur: Bilim ve sanat özgürdür. Nokta.

NESRİN KAZANKAYA: Uzun yıllar emek vermiş bir Devlet Tiyatrolu olarak derin üzüntüler içindeyim. Böyle bir kurumu kapatmakla kültür-sanat yaşamımıza büyük bir darbe vurulduğu açıktır ancak tiyatronun yeni yaşam alanları yaratacağı da o denli açık bir gerçektir. Söyleyecek sözümüzle, özgür arayışlarımızla işimizi yapmaya devam edeceğiz. Öyle ya da böyle!

  • Sağlık Bakanlığınca, sanatçı Mustafa Sandal tarafından seslendirilen “Reset” isimli şarkının klibinde yer alan hemşire sahnesinin ‘uygun olmadığı’ gerekçesiyle RTÜK ‘e inceleme talebinde bulunuldu. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, sosyal medyada yayımlanan söz konusu klipte gösterilen hemşire figürünün ‘tartışmalara’ yol açabilecek nitelikte olduğu belirtildi.  Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna iletildiği bildirilen açıklamada, “RTÜK ‘e gönderilen resmi yazıda, klipteki görüntülerde yer alan hemşire temsilinin kıyafet, hal ve davranışları mesleğin saygınlığını ve itibarını zedeleyici nitelikte olup, toplumda sağlık çalışanlarına karşı yanlış bir kanı oluşmasına sebebiyet verebileceğine” dikkat çekildi.
  • İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, sanatçı Berna Laçin hakkında “halkın dini değerlerini aşağılama” suçlamasıyla soruşturma başlattı. Berna Laçin twitter hesabında yazdığı “idam çözüm olsaydı, Medine toprakları tecavüzde rekor kırmazdı, konuşturmayın şimdi beni. Bırakın nörologlar, psikiyatrlar, psikologlar, toplumbilimciler ve hukukçular elbirliğiyle çare üretsin. Devlet, tribün sesleriyle toplum inşa etmez!” şeklindeki paylaşımı nedeniyle hedef gösterilmişti.
  • Yönetmen Yunus Ozan Korkut, 2016 yılında çektiği “Benim Varoş Hikâyem” adlı Film nedeniyle yargılanacağını açıkladı. Genç yönetmene “suçu ve suçluyu övmek, halkı uyuşturucuya özendirmek” suçlamasıyla dava açıldığı belirtildi. Yunus Ozan Korkut’un avukatı Alper Araz tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Her ne kadar suçu ve suçluyu övmek, suça özendirmek ve benzeri iddialar ile bir kamu davası açılmış ise de davaya konu eserin; hiciv ve eleştiri içeren bir sanat eseri olduğu göz ardı edilmiştir.
    Bir sanat eserinin yaratılışının bir gereği ve özelliği olarak oluşturulan görsel bir ürünün belirli parçalarının bu şekilde değerlendirilmesi mevcutta olduğu gibi hatalı sonuçlara ulaştıracaktır.

Gerekli tüm yasal kurumlardan onay alarak yayımlanmış bu sinema eseri pek çok ulusal ve uluslararası Film festivalinden davet ve ödüller alarak ülkemizin kültürel zenginliği ve çeşitliliğine katkı sağlamışken bu tarz bir haberle gündemde olması da üzücüdür. Düşük bütçesi ile ve denediği özgün tarz ile destek göreceğini umduğumuz Film hakkında başlatılmış yargı sürecinin en kısa sürede olumlu sonuçlanacağına inanmaktayız. Çünkü herkesin bildiği üzere bir sanat eserinin yargılanacağı yer mahkemeler değil kamuoyudur.”

  • İzmir Konak’taki Kaptan Mustafa Paşa Vakıf İşhanı temelinden çıkan tarihi kalıntılar suya gömüldü. Şimdi, İzmir 1 Numaralı Koruma Kurulu’nun Roma dönemine ait kalıntılarla ilgili kararını bir an önce vermesi ve üzerine yapılacak yeni bina projesini durdurması isteniyor.120 yıllık işhanı, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 30 yıllığına özelleştirildikten sonra iş yerleri tahliye edilmiş ve yıkılmıştı. Yerine daha yüksek bir bina yapılması planlanırken, temelinden çıkan kalıntılar nedeniyle proje durdurulmuştu. Ege Çevre ve Kültür Platformu’nun da avukatlığını yapan Arif Ali Cangı’nın başvurusu üzerine İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, bölgede ayrıntılı bir sondaj yapıldıktan sonra projenin devam edip etmeyeceğine karar verileceğini bildirdi. Cangı, bölgenin son haftalarda yağan yağmurlar nedeniyle suya gömüldüğünü, herhangi bir sondaj çalışması yapıldığını gözlemlemediğini de anımsattı ve “Burası arkeolojik park alanı olsun” dedi.
  • Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) tarafından 26-29 Temmuz tarihleri arasında düzenlenmesi planlanan 18. Munzur Kültür ve Doğa Festivali, Tunceli Valiliği tarafından yasaklandı. Yasak kararına tepki gösteren Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu, “Yasaklasınlar, yine de yapacağız. Bir sonraki yıl yine hazırlanacağız. Bizi yıldıramayacaklar. Bir gün bu festivaller hepten yasaksız yapılacak.” dedi. Dersim Dernekleri Federasyonu’nun (DEDEF) yaptığı başvuruya olumsuz yanıt veren Valilik ise, festivalin “örgüte finans ve elaman kazandırdığı” iddiasıyla yasaklandığını duyurdu. 26-29 Temmuz tarihleri arasında “Özgürlüğün ve mücadelenin kadim topraklarında Munzur’un coşkusuyla buluşalım” çağrısıyla yapılması planlanan festival kapsamında, paneller, konserler ve şiir dinletileri düzenlenecekti. Festivalin komite sözcüsü Ali Rıza Bilir de, “örgüte finans ve eleman kazandırma” iddiasıyla ilgili olarak, “keyfi bir yasağı böyle savunmak suçtur. Böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmiyoruz. İspatlayın bunu” ifadelerini kullandı. Festival kapsamında Alevilerin tarihi inanç merkezlerinin de ziyaret edildiğini hatırlatan Bilir, “16 yıldır ülkeyi dini değerlerle yönettiğini iddia eden bir iktidar var. Gerçekten söyledikleri gibi inançlı olsalardı ibadetler önündeki engelleri kaldırırlardı. Düzgün Baba ziyaretimiz engellendi. Bu Dersim halkına en büyük mağduriyettir” dedi. Bilir, yasağı tanımadıklarını ve festivali düzenleyeceklerini belirtti.

Yeni yönetim uzun zamandır durumu ne olacak diye tartışılan Devlet Tiyatrosu, bale ve operayı Cumhurbaşkanlığı’na bağladı. Bir zamanlar 1960 Anayasası ile sanat alanına tanınan “özerklikten” geriye hiçbir şey kalmadı. Kurum içinden ne yazık ki bir tepki yok. Kurum sanatçıları “bekle-gör” politikası ile ses çıkarmaksızın bekliyor. Bu arada müzik konserinden filme kitaba sanatın her alanı yasaklardan ve baskılardan nasibi alıyor. Ankara’nın göbeğinde Yüksel caddesinde ise kamu emekçileri adına sayıları az da olsa bir ses yükseliyor… Ve Temmuz 2018’i sanatın güncesi böyle kayda alıyor.