“Mavi Sürgün” Sahneye Taşınıyor

[Öznur Oğraş Çolak’ın Beyti Engin ile yaptığı ve Cumhuriyet’te yayınlanan söyleşisini okurlarımızla paylaşıyoruz.]

Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın yani namı diğer Halikarnas Balıkçısı’nın ‘Mavi Sürgün’ adlı yapıtı sahneye taşınıyor. Usta piyanist-besteci Sabri Tuluğ Tırpan tarafından sahneye uyarlanan yapıtın rejisörlüğünü Beyti Engin üstleniyor. “Mavi Sürgün” 15 Mart’ta saat 20.30’da İş Sanat’ta prömiyer yapacak.

“Mavi Sürgün” bir yol hikâyesi, hem de çok uzun ve oldukça derin bir yol hikâyesi. Herkesin için de yaşadığı farkında olmadığı, ya da çoktan çözdüğü ama kimseye anlatamadığı kendi sürgünü vardır mutlaka. İşte bu hikâye herkesi kendi sürgününe götürüyor. “Mavi Sürgün”, Yetkin Dikinciler’in anlatımı, Feryal Öney’in muhteşem sesi, Su Güneş Mıhladız’ın dansları ve Garip Ay’ın renkleri ile izleyen herkesi kendi içinde büyük bir yolculuğa çıkarıyor. Seyircinin salondan içinde tanımlayamadığı bir ferahlık ile ayrılacağını söyleyen Beyti Engin, “Tuluğ Tırpan Türkiye’nin en önemli bestecilerinden biri ve yapıt sahnelendiğinde ‘Mavi Sürgün’ün tüm derinliğini müziğiyle seyirciye aktarıyor olacak” diyor. Engin ile “Mavi Sürgün”e yolculuğu konuştuk.

“Mavi Sürgün” Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri kuşkusuz. “Mavi Sürgün”ün sahnelenme sürecinden bahseder misiniz?

Mavi Sürgün, Tuluğ’un uzun yıllardır aklında olan bir hayal aslında ve bu hayali gerçek kılmak bu sezona kısmet oldu. Evet, “Mavi Sürgün” Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri ve bu eserden yola çıkılarak oluşturulacak olan yepyeni bir eser fikri oldukça heyecanlı. Ben projeye aralık ayında dahil oldum ve o günden itibaren Cevat Şakir’in hayatıma girişi ile kendi içimde uzun bir yolculuğa çıktım. Tuluğ ile on gün boyunca kapanıp, kitap üzerinden detaylı bir dramaturgi çalışması yaptık. Cevat Şakir’in ardından sanki biz de o yollara düştük, biz de kendi sürgünlerimize çıktık ve umarım bir gün biz de tüm etiketlerimizden ve hayatın bize dayattıklarından sıyrılıp bir balıkçıya dönüşme şansını yakalarız. Yetkin Dikinciler, Feryal Öney, Su Güneş Mıhladız zaten proje kapsamındaydılar. Kitabı okuduğunuzda zihninizde sesler ve renkler dolaşmaya başlıyor, bu sebeple eseri görsel olarak da bütünlemek adına Garip Ay ile iletişime geçtik ve o da büyük bir heyecanla ekibimize katıldı.

Buna bir dönüşüm hikâyesi diyebilir miyiz?

Mavi Sürgün, Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın kendi cümleleriyle Halikarnas Balıkçısı’na nasıl dönüştüğünü anlattığı ve bu kadar sancılı ve karanlık bir dönüşümün sonunda nasıl parlak bir aydınlığa ve Türkiye’nin Balıkçı sayesinde ne de güzel bir Bodrum’a kavuştuğunu anlatıyor. Bizim “Mavi Sürgün”ümüz Cevat Şakir ‘Balıkçı’ya dönüştüğünde bitiyor ama Mavi Sürgün’ü okuduğunuzda Bodrum’un dönüşümüne de tanıklık edebilirsiniz.

Cümlelerle tarifi zor

“Mavi Sürgün”, birçok farklı disiplinleri içinde barındırıyor, dans, ebru, anlatım, bunların yerleşimini nasıl yaptınız?

Kitap zaten tartışılamayacak derecede etkili, Tuluğ’un zihninin tüm ahengi ve müziğindeki ustalığı da aynı derecede etkili. Bütünlüklü bir eser için eserin her bir parçasının aynı bütüne hizmet etmesi ama hiçbirinin bir diğerinin önüne geçmemesi gerekiyor. Bu sebeple bu disiplinlerden faydalanırken en önemsediğim şey müzik haricinde esere eklenecek herhangi bir disiplin, eserden çıkarıldığı takdirde yokluğunun hissedilmeyecek ama eseri izler ya da dinlerken de asla onsuz olamazmış gibi düşünülmesini sağlayacak incelik ve sadelikte olmaları. Cümleler ile tariflemek aslında biraz zor bu sebeple 15 Mart gecesi İş Sanat’a bekliyoruz.

Cumhuriyet