Çok Yaşa Sen Gülriz…

[Selda Güneysu’yun Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan haberini paylaşıyoruz.]

Türk tiyatrosunun duayenlerinden Gülriz Sururi’nin en büyük hayali “Ayşe Opereti”, yıllar sonra ilk kez Ankara Devlet Opera ve Balesi’nce sahneye taşındı. Sururi’nin annesi Suzan Lütfullah ile “ünlenen” ve Suzan Hanım’ı “Türkiye’nin ilk primadonnası” yapan eserle Devlet Opera ve Balesi, Gülriz Sururi’ye sahneden “selam gönderiyor.” 1930’lu yıllarda büyük ses getiren eserin en önemli ve Anadolu ezgileriyle süslü “Çok Yaşa Sen Ayşe” ise opera sanatçılarınca, deyim yerindeyse, “Gülriz Sururi için söyleniyor bu kez…”

1929 yılında, Ege kıyılarında bir balıkçı köyünde ve İstanbul Erenköy’deki bir köşkte geçen operet, köylü kızı Ayşe ile yurtdışında müzik eğitimi almış ünlü bir besteci olan Ahmet’in aşk öyküsünü konu ediniyor. Ancak eseri salt bir “aşk öyküsü” olarak nitelendirmek de eksik olur. Cumhuriyetin ilk yıllarında yazılıp bestelenen bu eser, müziğe Anadolu motiflerini de eklemlemiş. Muhlis Sabahattin Ezgi, nota nota Anadolu’yu işlemiş eserinde. Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçıları Şenol Talınlı, Selva Erdener, Tuğba Dekak, Mehmet Yılmaz, Ezgi Karakaya, Arda Aktar’ın sesinde de yankı bulmuş Anadolu’nun kâh hüzünlü, kâh mutlu anları… Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin, 90 yıl sonra repertuvara kazandırdığı bu eser aslında bambaşka bir öyküyü de barındırıyor içinde. Çünkü “Ayşe Opereti”, bir anlamda Gülriz Sururi demek… Çocukluğu, hayali, annesi, ailesi… Suzan’ın “Ayşe” ile birleştiği an Türk tiyatrosunun “güçlü” kadınlarından biriydi Gülriz Sururi. Zorluklarla karşılaşsa da tüm zorlukları yenen ve bu dünyadan “kendi isteğiyle” sessiz sedasız giden bir isim… Sururi’nin yaşamında “Ayşe Opereti”nin önemli bir yeri var. Eserin yaratanı Muhlis Sabahattin Ezgi, “Ayşe Opereti”ni yazmaya karar verdiğinde ve bu operete bir tenor ve “güzel bir kadın sesi” aradığında, yolu Sururi’nin annesi Suzan Lütfullah ve babası Lütfullah Sururi ile keşisiyor.

Genç Suzan ile Lütfullah, büyük bir aşkla, liseden mezun olur olmaz ailelerinden habersiz evleniyor. Tabii bu evlilik, her iki tarafın ailesi için de “kabul edilemez” oluyor. Ailelerinden destek bulamayan genç çift, Suzan Hanım’ın yakın arkadaşı Melek Ezgi’nin evinde kalmaya başlıyor. Melek Ezgi’nin babası ise o dönemin ünlü bestecilerinden Muhlis Sabahattin Ezgi. O dönem “Ayşe Opereti”ni besteleyen Muhlis Bey ise kendisine eserde rol alacak “güzel sesli bir kadın” ve bir tenor arıyor. İşte tam o anda devreye kızı Melek Hanım giriyor. Babasına, “Suzan’ın sesini dinlemelisin, çok güzel bir sesi var” deyince Muhlis Bey, o ünlü Cumhuriyet buluşmalarından birinde Suzan Hanım’ı dinliyor. Onun eşi Lütfullah ile birlikte dans edişlerine de tanık oluyor. Suzan Hanım, böylece ilk kez opera hayatına da adım atmış oluyor eşi Lütfullah Bey ile birlikte. O saatten sonra Suzan “eserde Ahmet’i deliler gibi seven Ayşe”, Lütfullah da “Ayşe’nin büyük aşkı Ahmet” oluyor… “Ayşe Opereti” yıllarca sayısız turne yapıyor ve bu operet Suzan Hanım”, “Türkiye’nin ilk primadonnası” unvanını kazandırıyor.

İlk anne karnında dinledi
Suzan Hanım, “Ayşe Opereti”nde başarıdan başarıya koşarken, plak teklifleri de alıyor. O artık Türk halkının gözünde bir “operet yıldızı” oluyor. Bu arada kızı Gülriz Sururi’ye hamile kalıyor. Sururi, bu opereti ilk kez anne karnında dinliyor. Sururi’nin doğumu ise “ailelerinden habersiz evlenen iki gencin” yeniden aileleriyle bir araya gelmesine vesile oluyor. Hatta amcası Yusuf Sururi, Gülriz’i o kadar seviyor ki onun adına “Gül Opereti”ni besteliyor. Ancak Suzan Hanım, çok genç yaşta, Gülriz Sururi henüz 3 yaşındayken vereme yakalanıyor ve ölüyor. Babannesi, anneannesi, amcaları ve teyzeleriyle büyüyen Sururi’ye ise annesinin ölümü ancak o, 6 yaşına geldiğinde söyleniyor.

Annesi ve babasının izinden gitmeyi tercih eden Sururi, 12 yaşında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda gerçek anlamda tiyatro ile tanıştı. Yaşamı boyunca da tiyatrodan hiç vazgeçmedi. Engin Cezzar ile tanışıp evlendi. Cezzar ile birlikte kendi tiyatrolarını açtı. Tüm mal varlığını eşi Cezzar ile birlikte tiyatroya adadı. Tiyatro alanında Türkiye’de ilk sponsorluk girişimini de başlatan isim oldu Gülriz Sururi ve Engin Cezzar. Sururi’ye, her ne kadar gerek Devlet Tiyatroları’ndan gerekse İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan “kadrolu oyuncu” olma yönünde defalarca teklif gelse de “politik duruşu” nedeniyle kabul etmedi.

Yıllarca en büyük hayali olan “Ayşe Opereti”ni sahneye taşımak istedi. Çünkü onun için “Ayşe Opereti”, 3 yaşında kaybettiği annesi “Suzan Hanım” demekti. Özlemdi, sevgiydi, annesinin sesiydi… Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile sözleşti. Ancak maddi olumsuzluklar ve Topbaş’ın çeşitli sebeplerle prodüksiyondan vazgeçmesi nedeniyle bu hayali gerçekleşmedi. Sururi, bu kez, bir özel tiyatroda “Ayşe Opereti”ni yaptı. Ancak o da türlü olumsuzluklar nedeniyle sadece 9 kez sahnelenebildi. Tüm bu olumsuzluklar sonrasında Sururi, dönemin Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin’in çağrısıyla, “Ayşe Opereti”ni değil belki ama o dönem çok ses getiren “Fosforlu Cevriye”yi taşıdı sahneye… “Ayşe Opereti’nin özlemini” Fosforlu Cevriye ile gidermeye çalıştı.

Şimdi, Sururi’nin “annesiyle, ailesiyle ve kendisiyle özdeşleştirdiği” ‘Ayşe Opereti’ni, Devlet Opera ve Balesi sahneliyor. Sururi’nin anısına… Projenin gerçekleştirilmesinde en büyük pay da Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Murat Karahan’a ve Ankara Opera ve Bale Müdürü Volkan Ersoy’a ait. Bir operadan çok “müzikli oyun” eseri sayılabilecek olan “Ayşe Opereti”ni her ne kadar Devlet Tiyatroları’nın sahneye taşıması, sahne performansı açısından “daha verimli” olabilecekse de eseri bizzat Devlet Opera ve Balesi sahipleniyor. Karahan’ın Türk tiyatrosunun en önemli isimlerinden birine “bir ahde vefa örneği” gösteriliyor bu tavır.

Cumhuriyet’i hiç bırakmadı

Çocukluğundan bu yana Cumhuriyet okuyan bir isim aynı zamanda Gülrüz Sururi. Aydınlanma bilgemiz, gazetemiz başyazarı İlhan Selçuk’un yakın arkadaşı. Gazetemiz Cumhuriyet’in en zor günlerinde hep yanında… Ergenekon ve Balyoz davalarında, Silivri nöbetlerinde de hep o vardı.

Aylarca oyunculuk çalıştılar

Opera ve bale sanatçıları, eseri sahneye koyabilmek için aylarca Ankara Devlet Tiyatrosu oyuncuları Gaye Alacacı ve Pınar Gün Topçu öncülüğünde “oyunculuk” çalıştı. Genel Müdür Murat Karahan da provalar boyunca sanatçılarını bir gün bile yalnız bırakmadı. Şenol Talınlı, Arda Aktar, Selva Erdener, Mehmet Yılmaz, Tuğba Dekak, Ezgi Karakaya “sanki opera değil, tiyatro sanatçısı gibi” taşıdı eseri sahneye. Dünya prömiyeri 1929 yılında Samsun’da yapılan “Ayşe Opereti”, 90 yıl sonra, Devlet Opera ve Balesi’nin repertuvarına, Sururi’nin btiyatro sanatçısı Yunus Emre Bozdoğan’ın rejisiyle kazandırıldı. Eserin librettosu da 2000’li yıllarda Gülriz Sururi’nin eklentiler yaparak, yeniden oluşturduğu metinden uyarlandı. 1930’lu yıllardan bu yana Türk halkının çok bildiği ama evveline çok az kişinin vakıf olduğu “Çok Yaşa Sen Ayşe” ezgisi de yıllar sonra yeniden, bu kez “Gülriz Sururi anısına” sahnede danslar eşliğinde söylenmiş oldu. Sanki “Çok yaşa sen Gülriz…” dercesine…

Cumhuriyet