Sanatta Hak İhlalleri – Ağustos 2019

Mimesis Haber / Sanat Meclisi’nin hazırladığı  2019 Ağustos Sanatta Hak İhlalleri Raporu’nu okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Sanat alanında sansür ve yasaklarla boğuşarak bir yaz mevsimini daha tamamladık. İktidar yasak ve sansürlemede asla yaz tatili yapmadı. İşte sanat alanının Ağustos 2019 içerisinde yaşadığı sansür, yasaklama engellemeler:

  • Türkiye Yayıncılar Birliği, yayın alanındaki sansüre karşı tepki göstermek amacıyla bir bildiri yayınladı: “Somut bir bilgi ve kanıta dayanmayan, maddi ve manevi sonuçlarının ne olacağı düşünülmeden düzenlenen sosyal medya kampanyalarıyla kitaplar suç aleti gibi sunulmakta; yazarlar, yayınevleri ve kitapçılar fiilen saldırıya uğramaktadırlar. Bu sosyal medya kampanyalarından sonuncusu, birliğimiz üyesi Kırmızı Kedi Yayınevi’nin kitapevlerinde Pucca’nın (Pınar Karagöz) yeni kitabı için yapılan imza günleri bahane edilerek yayınevine ve sahibi Haluk Hepkon’a yönelik olanıdır. Pucca, sosyal medya mesajları nedeniyle yargılanmaktadır ve savcı beraatını talep etmiştir. Türkiye Yayıncılar Birliği olarak, son aylarda sosyal medya aracılığıyla hedef göstererek yapılan kampanyaların, yaratılan baskı ortamının yayıncılık üzerindeki sansür ve oto sansürü tetiklediğine, yayımlama özgürlüğünü ve kültürel çeşitliliği tehdit ettiğine dikkati çekmek istiyoruz. Önümüzdeki günlerde benzer olayların yaşanmaması için daha hassas davranılması gerektiği konusunda başta sosyal medya kullanıcıları olmak üzere tüm kamuoyuna çağrıda bulunuyoruz”.
  • Oyuncu Berna Laçin, RTÜK denetimine sokulan dijital platformlara ilişkin esprili bir paylaşımda bulundu, takipçilerine bu yasaya iyi tarafından bakmaları çağrısında bulundu ve şunları yazdı: “Bir de iyi yanından düşünün yav, mesela “How to get away with murder” bölümleri RTÜK hizmetiyle bundan böyle 7 dakikaya iner. İzlemeyenler 4 sezonu 1 günde bitirebilir”.
  • Anayasa Mahkemesi 26 Temmuz 2019 tarihinde Barış Akademisyenleri için hak ihlali kararı vererek, imzalanan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildirinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti. Bu gelişme üzerine, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü öğretim elemanları yaptıkları çağrıda, “bölümümüz öğretim elemanlarının da içinde bulunduğu akademisyenlerin akademik yaşam için değerli ve vazgeçilmez katkılarını sürdürmeleri adına bölümlerindeki görevlerine bütün haklarıyla iade edilmelerini bekliyoruz” diyerek kamuoyuna sesleniyorlar.
  • Oyun Sandalı yapımı, Harun Güzeloğlu tarafından yönetilen ve Cansu Fırıncı’nın tek kişilik performansıyla sergilenen ‘Taranta Babu’ isimli oyuna bir fiili engelleme de AKP’li Gebze Belediyesinden geldi. “Eğer gerçekten tadilat varsa biz kamuoyundan özür dilemeye hazırız… Değilse, Gebze halkı bu zihniyetin tadilatla düzeltilemeyeceğini bir kez daha anlamış olacaktır” diyen Oyun Sandalı ekibinin açıklaması şöyle: “Gebze organizasyonumuzu üstlenen Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’den temsilci bir arkadaşımız 24. 07. 2019 tarihinde Gebze Belediyesi kültür işleri müdürlüğü ile görüştüğünde tadilat planlarının olmadığı, talep edilen tarihte salonların uygun olacağı belirtildi. Oyun için uygun salonlar kültür müdürlüğü tarafından Gebze Kültür Merkezi A Salonu ve Kardelen Nikâh Salonu olarak belirlendi. Salonlar aynı gün gösterildi ve fotoğraf çekilmesine izin verildi. Ertesi gün, yani 25.07.2019 tarihinde de dilekçe resmi makama iletildi. Aradan biraz zaman geçtikten sonra talebin henüz neden yanıtlanmadığını öğrenmek için giden arkadaşlarımıza dosyanın “incelendiği” ve birkaç güne kadar resmi yanıt verileceği söylendi. Resmi yanıt şaşırtmadı. Her ne hikmetse tahsisi istenen iki salon da tadilata sokuluverdi. Aynen Amasya’da, Erzincan’da olduğu gibi arkadaşlarımız alternatif salon arayışlarına başladılar.  Engelleyemezsiniz! Nâzım Hikmet’in Mussolini Faşizmini anlattığı metin kimleri neden bu kadar rahatsız ediyor biliyoruz. Oyunu talep eden Gebze’deki tiyatro dostlarına izleyicilerimize söz veriyoruz; mutlaka sizi Nâzım’ın dizeleriyle buluşturacağız. Biz emekçi halkımızla buluşmaya devam edeceğiz. Siz yasakçı gericilerse tarihin çöplüğündeki yerinizi çoktan aldınız”.
  • Türkiye Tiyatro Buluşması’na katılmak için Hamburg’dan İzmir’e gelen Almanya vatandaşı tiyatro oyuncusu Mahmut Canbay, polis engeli ile karşılaştı ve Türkiye’ye girişine izin verilmedi. İzmir Adnan Menderes Havaalanı’ndan geri çevrilen Canbay’a ‘idari karar’ gerekçe olarak sunuldu. Canbay’ın bir önceki hafta İzmir’de olduğu ve herhangi bir problem yaşamadığı ifade edildi. Canbay ise, ‘Sosyal medya paylaşımlarım nedeniyle hakkımda idari bir karar var. Bu nedenle Türkiye’ye alınmadım’ dedi.

 

  • 24-30 Ağustos tarihlerinde Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Malatya Şenlikleri’nde müzisyen Selçuk Balcı’nın 25 Ağustos’ta vereceği konserin iptal edildi. Gökçen Yılmaz Akademi’nin organize ettiği ve Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin yer tahsis ettiği şenlik için konuşan Selçuk Balcı, iptal iddialarını doğruladı. Kendisine organizatörler tarafından “Sponsorlar şenlikten çekildi, ücretinizi ödeyemeyeceğiz. O yüzden konseri iptal edelim” mesajı iletilen Balcı, “Bu mesajı alınca biz de, ‘Ücrete gerek yok. Para istemiyoruz. Yeter ki Malatya halkıyla buluşalım’ dedik. Konseri verebilmek için sonuna kadar gittik ama organizatörlerden, ‘Bizi de anlayın, protokol baskısı yiyoruz’ cevabını aldık. Twitter’daki paylaşımlarımı incelemişler. Milletvekilleri ve belediye de istememiş konser vermemi”. Bugüne kadar yüzlerce konser verdiğini hatırlatan Balcı, “Karar aslında halka karşı da yapılmış bir ayıptır. Malatya’da büyük bir kitlemizin olduğunu biliyorlar. Sponsorlar çekildi madem ama sadece bize mi çekildi? Diğer konserler devam edecek. Ancak bizimki, İmamoğlu’na verdiğim destek sebebiyle iptal ettirildi” ifadelerini kullandı.
  • Elazığ Maden’de bulunan 257 yıllık tarihi hükümet konağı, 17 yıldır beklenen restorasyon çalışması yapılmayarak çürümeye terk edildi.  İnşa edildiği 1762 yılından 1876 yılına kadar “Madeni Hümayun Emaneti Emin Sarayı”, sonrasında yapılan tadilatla da mutasarrıflık olarak kullanılan konak, 1924 -1926 yılları arası valilik ve 1926’dan 1987’ye kadar da kaymakamlık binası görevi gördü. Tarihi konak, Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü tarafından 11 Nisan 2002 tarih ve 2843 sayılı karar ile “I. Grup Korunması Gerekli Kültür Varlığı” olarak tescillenmiş olsa da koruma altına alınmadığı gibi, kaderine terk edilmiş durumda. Koruma kararı olmasına rağmen 17 yıldır ihmal edilen konak, ilgisizlikten yıpranmış durumda. Kapıları ve pencereleri sökülme noktasına gelen tarihi yapının kurtarılmasını isteyen Maden halkı, binanın restore edilmesini ve “T.C. Maden Hükümet Konağı” levhasının asılarak kaymakamlığın aynı binada hizmet vermesini talep ediyor.
  • Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı olarak yeni görevine başlayan Özgül Özkan Yavuz ile bir araya gelen Müzik Yorumcuları Meslek Birliği (MÜYORBİR) ve Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği (MÜ-YAP)heyeti, çalışmaları hakkında bilgi vererek telif hakları bilincinin ve uygulamalarının gelişmesi için önerilerini sundu. Heyet, Telif Hakları Genel Müdürü Ziya Taşkent ile de bir sohbet toplantısı yaparak, telif konusundaki sıkıntıları dile getirdi. Bu sıkıntıların çözümü için yeni çalışmalar konusunda ortak faaliyet önerisinde bulunuldu. Bir açıklama yapan Burhan Şeşen, eser sahiplerinin haklarının hayattayken korunması gerektiğini söylerken, Özgül Özkan Yavuz’a da “Lisan ve sertifika konusunda devlet desteğinin bizim için çok büyük önemi var. Bundan dolayı bakanlık veya devletten bu konuda destek bekleyebiliriz. Görüşmede bunları aktardık” dedi.
  • Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrosu’nun 2019-2020 sezonunda tiyatro sanatçısı Yaşar Ersoy’un yönetmenliğinde sahnelemeyi planladığı “Yangın Yerinde Kabare” isimli oyun, K.T. Devlet Tiyatrosu Müdürü Erdinç Akgür tarafından yasaklandı. Kimseyi eleştirmeyen, rahatsız ve tedirgin etmeyen bir oyun sahnelenmesi isteğiyle “Yangın Yerinde Kabare” İsimli oyunu yasaklayan Akgür, aynı zamanda sanatçılardan oluşan Repertuvar Kurulunu da iptal etti. Repertuvar Kurulu’nun yerine ise bakanlığı atayacağı bürokratlardan oluşan bir “Edebi Kurul” oluşturulacağını belirtti. Konuyla ilgili Yaşar Ersoy’un açıklaması şöyle: “Yıllarca siyasetin ve bürokrasinin müdahale alanında tutulan ve sanatın evrensel disiplinlerine, değerlerine aykırı bir anlayışla yönetilmeye çalışılan K.T. Devlet Tiyatrosu’nda sansür ve yasak yeniden hayata geçirildi. Uzun yıllardan beridir tiyatronun özerk yapılanmasını ve tiyatro yönetiminin tiyatro sanatçılarına bırakılmasını ısrarla vurguladım. Bunun, çağdaş düşüncenin ve demokrasinin gereği olduğunu belirttim. Kültür sanat insanları özerk bir tiyatro yasası yapılması için Kültür Sanat Kurultaylarında kararlar üretti, üretilen kararlar resmi gazetelerde yayımlandı. Gelmiş geçmiş tüm hükümetler nezdinde sanatçılar girişimler yaptı. Ancak 1974’den bu yana hiçbir hükümet ‘Özerk Tiyatro Yasası’nı hayata geçirmedi ve tiyatro sanatını siyasetin ve bürokrasinin yönetiminde bıraktı. Kuzey Kıbrıs’ta yaşamın bütün alanları çürür ve kirlenirken; aşırı milliyetçi, gerici, dinci ve yobaz anlayışın istilası sürerken; vitrin demokrasisine ve “mış” gibi özgürlüklere bile tahammülü olmayan UBP-HP işbirlikçi hükümeti ise “kraldan daha kralcı” bir tutumla sanata, düşünceye sansür ve yasak uyguladı. “Yangın Yerinde Kabare” oyunu kabare türünde ironi, taşlama, yergi, hiciv ve gülmece unsurları ile toplumsal olaylara eleştirel bir bakış açısı sunar. Ülkenin bir yangın yerine döndüğünü; bu yangının ekonomide, siyasette, doğada, karada, denizde, trafikte, mutfakta ve yürekte alev alev yandığını, Devlet Tiyatrosu’nun da bu ülkede 20 yıldan beri, bir yangın yeri olarak atıl durumda bırakıldığını mizahla yansıtır. Mayakovski’nin “Taşlama ve Yerginin bittiği yerde demokrasi de biter” sözünü hatırlatarak, bu sansür ve yasaklama olayı ile Kuzey Kıbrıs’ta demokrasinin olmadığı yüzümüze bir kez daha tokat gibi vurulduğunu belirtirim. Yıllardır sanatın denetlenemeyeceğini yazdık, söyledik. Değişen ne? Aslında sistemin temelinden sorgulanması gerekmektedir. Sanatın en önemli özelliği hiç bir otoriteye hizmet etmemesidir. Sanatın evrensel gücü, onu sınırlamaya çalışan her türlü politikadan çok daha güçlüdür. Sanat en genel anlamda hayatta var olmuş ve olabilecek her şeyin tanığı ve bu tanıklığın estetik anlatımıdır. Dünyayı değiştirmek ve tarihe tanıklık etmek amacı ile yola çıkıldığında sanat hiçbir zaman tarafsız değildir. Sanatçı çağına tanıklık ederken, özgürlüğünü ve etkinliğini kontrol altına almaya çalışan sisteme, kendisine ve topluma dayatılan tüm yaptırımlara karşı muhalif bir tavır sergilemesi doğası gereğidir. Sanata ve düşünceye konan sansür ve yasak karşısında susmak ise, statükonun yanında bir bukalemun gibi durmak ve ona hizmet etmektir. Bir sanatçı aydın sorumluluğu ile konuyu kamuoyu ile paylaşır, bu sansürcü ve yasakçı anlayışa karşı susmak yerine duyarlılık gösterip tepki koymaya çağrı yaparım”.
  • Sinema Yazarları Derneği SİYAD sinema alanında sansüre karşı bir bildiri yayınladı. Bildiride şu görüşlere yer verildi: “2014 yılında Altın Portakal’da yarışmaya katılan ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ adlı belgesele uygulanan sansürün ardından, birçok filmin üreticisi filmini dayanışma adına yarışmadan çekmiş, çok sayıda jüri üyesi görevlerinden istifa etmiş, sansüre uğrayan, sansüre karşı çıkan kişi ve kurumlar, festival yönetimi ve destekçileri tarafından çok yönlü baskılara, son derece çirkin yıpratma ve karalama faaliyetlerine, hakaretlere maruz bırakılmıştı. Sinema Yazarları Derneği olarak taleplerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz. Festivallere ve belediyelere çağrımızdır;

    -Dijital mecraların bile sansürlenmeye teşebbüs edildiği bir dönemeçte, Altın Portakal’ın 2014’te yaşanan sansür     yakasıyla yüzleşmeden, geçmişin üzerini örterek yeni bir sayfa açması mümkün değildir. 2014 yılında festival             yönetiminde yer alıp sansür yakasında doğrudan sorumlu olan veya o dönemde festival danışmanlık, vb kadrolarında yer alıp sansüre uğrayan belgeselle dayanışma göstermemiş kişilerin kamu önünde özeleştiri vermeden festivallerde görev almaları kabul edilemez.

    -Bu yılki Altın Portakal Film Festivalinde, sansürlenmiş Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’in ve 2014 yılında dayanışma adına festivalden çekilmiş tüm filmlerin gösterimi yapılmalıdır.

  -Festivaller birincil misyonunu hatırlamalı, ticari gösterim ağları ya da sansür nedeniyle gösterilemeyen filmlerin izleyicilerle buluşabilmesinde ısrarcı olmalıdır. Yönetmenlerin yargılandığı, filmlerin sansürlendiği, her mecranın büyük bir baskı altına alındığı bir dönemde festivaller sansür meselesinin tartışılabileceği alanlar açmalıdır.

  -Son yirmi yıldır süregiden, kültür sanat alanlarını çoraklaştıran politikalar, alternatif basın kuruluşlarının kapatılmasına, kültür sanat alanında çalışan birçok arkadaşımızın işsiz kalmasına neden olmuşken, festival ekipleri ve belediyelerin kültür sanat daireleri ezberci reflekslerle oluşturulmamalı, baskıcı politikalar nedeniyle işinden olmuş liyakatli meslektaşlarımızın istihdamına önem verilmelidir”.

  • Tekin Yayınevi, İmranlı Kültür ve Sanat Festivali ana sponsorunun, Kazdağları’ndaki altın madeninde altyapı ve toprak işlerini yürüten şirket olduğunu öğrenmesinin ardından festivaldeki desteğini çekti. Tekin Yayınevi’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada ne yayınevinin, ne de yayınevinin yazarlarının adının ülke değerlerine el uzatan hiçbir kurumla yan yana gelemeyeceği ifade edildi.
  • Sosyal medya hesaplarında yaptığı paylaşımlar gerekçe gösterilerek, hakkında “örgüt propagandası” iddiasıyla dava açılan Ferhat Tunç için, ifade vermeye gelmediği gerekçesiyle İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yakalama kararı çıkartıldı. Tunç, hakkında verilen yakalama kararına şu sözlerle tepki gösterdi: “Hakkımda yeni bir davayla birlikte yakalama kararı çıkarıldığını öğreniyorum. Üstelik soruşturma aşaması tamamlanmadan nasıl oluyor da davaya dönüşmüş, anlamış değilim. Hukuk adına utançla karşılanacak bir durum. Twitter hesabımdan dava üstüne dava üretmeye devam ediyorlar. Efrîn operasyonuna işgal demişim. Yüz binlerce insanı evinden, toprağından söküp atmak ve yerine IŞİD bozuntusu yapıları yerleştirmek işgal değil de nedir? Bütün mesele; sınıra götürüp ‘Afrin’e Gel’ şarkısı söylettikleri Tatlıses ve Yavuz Bingöl yalakaları gibi olmayı reddederek bu zulüm ve zorbalık düzenine teslim olmayı onursuzluk saymamdır. Ben ancak alçalmadan, onursuzluk etmeden yaşamayı suç sayıyorlarsa, suçluyum”.

 

  • CHP’li Döşemealtı Belediyesi, 3 yıl önce kurulan Halk Tiyatrosu’nu kapattı. Tiyatronun 8 kadrolu oyuncusu iş akitlerinin sona erdirildiğinin kendilerine telefonla bildirildiğini belirtti. Belediyenin başka birimlerinden de personel çıkartıldığı söyleniyor.

 

  • Evine yapılan polis baskını sonrası gözaltına alınan yazar Dr. Ayşegül Tözeren, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Savcı, aralarında Tözeren’in de bulunduğu dokuz kişinin ifadesini almadan, emniyette vermiş oldukları ifadeler üzerinden mahkemeye sevklerini yaptı. Tözeren ile birlikte gözaltına alınan kişilerden yedisinin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasını, ikisinin ise tutuklanmasını talep etti. Tözeren için adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakılması yönünde karar verildi. Tözeren için yurt dışına çıkış yasağı getirildi. Tutuklama talep edilen 2 kişi de adli kontrolle serbest bırakıldı. Serbest bırakılmasının ardından Evrensel’e konuşan Tözeren, hayatında daha önce hiç kelepçelenmediğini, hakkında trafik cezası bile olmadığını söyledi. Tözeren, “Ama üç gün boyunca İstanbul Emniyet Müdürlüğünde tutulduk. Altıya dört adımlık bir hücrede kaldım” dedi. Yemek ve diğer ihtiyaçlarının belli miktarda karşılandığını belirten Tözeren, “Ben bunu hak ettim mi acaba? Bunu insanların takdirine bırakıyorum” ifadelerini kullandı. Gözaltında tutulduğu son gece rüyasında Yaşar Kemal’i gördüğünü aktaran Tözeren, “Birlikte denize bakıyorduk ve rakı içiyorduk. Eşi Semiha Baban da vardı. Bayram ziyareti yapamamıştım Semiha Baban’a, içimde kaldı. Yaşar Kemal beni koruyordu sanırım” dedi.Van Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet yürüten Kadın Yaşam Merkezinde tiyatro oyunu provası yapan Nûpelda Tiyatro Grubu’nun oyuncuları, kayyım talimatıyla binadan çıkarıldı. İran’dan gelen Fujan ve Nupelda Tiyatro’nun ortak çalışması olan “Kanlı Düğün” oyununun provalarının yapıldığı Kadın Yaşam Merkezi, görevden alınan Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Bedia Özgökçe tarafından gruba bir süreliğine tahsis edilmişti. Nupelda Tiyatro Grubu üyesi Ergül Güler, 19 Ağustos’ta belediyeye kayyım atanınca halkın iradesini hedef alan darbeyi kabul etmeyerek belediyenin sponsorluğunu iptal ettirdiklerini söyledi. Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre bu nedenle 27 Ağustos’ta sergilenecek oyunu 3 Eylül tarihine ertelediklerini söyleyen Güler, “Halkın iradesini gasp eden kayyum bugün Kürtçe tiyatro oyununu hedef aldı. Şunu çok iyi görmeliyiz ki hedef alınan sadece irade değil aynı zamanda Kürtçe dili ve kültürüdür. Biz yapılan tüm saldırılara rağmen oyunumuzu 3 Eylül’de tiyatro severlerle buluşturacağız” dedi.

 

  • Devrimci Müzik alanında ülkemizin önde gelen topluluklarından olan Grup Yorum, hak ve talepleri için açlık grevi yapmayı sürdürüyor. Ağustos ayının son haftasında topluluk açlık grevinde yüz günü ardında bıraktı. Silivri, Gebze ve Balıkesir hapishanelerinde tutuklu bulunan 10’dan fazla Grup Yorum üyesi, şu taleplerle günlerdir süresiz açlık grevindedir:

-İdil Kültür Merkezi basılmasın, Konser yasakları kaldırılsın

-Arama listeleri, kararları kaldırılsın, Tutuklu Grup Yorum üyeleri serbest bırakılsın, Hakkımızda açılan davalar   düşürülsün

      Sonbaharla birlikte yeni bir sanat sezonuna başlıyoruz. İktidar, sanat alanına soluk aldırmama konusunda her türlü şiddete başvurmaya  tereddütsüz devam ediyor. Her yeni sezon başlarken sanat insanları acaba bu sezon başımıza neler gelecek endişesiyle üretimine başlıyor. Geçtiğimiz yaz ülke halkı hak ihlallerine sesini yükseltmeden doğayı koruma ve kollamaya varan direnişler yaptı. Sanat insanları da aynı duyarlıkla kendi alanlarını ayakta tutmaları gerekiyor. Ekmeğimize, yarınlarımıza tehlike çanları yeni sezonda da çalmaya hazır bekliyor.

Mimesis Haber