Absürd’ün İki Yüzü: Beckett’den Stoppard’a

[Oğul Aşkın’ın Gazeteduvar’da  yayınlanan yazısını paylaşıyoruz.]

Dramatik olanın ve takip edilebilen hikayelerin, savaşan bir dünyadaki muhtevaya ayak uyduramayacak denli aheste olduğu bir dönemde ortaya çıkan absürd tiyatro, bir çelişkiler ve karşıtlıklar toplamının sahneye yansıtılması olarak anlamlandırılmıştır. Çelişkilerin ve karşıtlıkların tanımsal karşıtlığından kaynaklı bir geniş çerçeve değildir absürd. Bu sebepten farklı yazarların kullandıkları araçlara rağmen bu çerçevenin içinden geçerken gülümsemişlikleri vardır. Dilin çaresizliği, metinlerdeki şok edici özellikler, kıtlaşan insan fikri, aktarılacak olanın üzerine kapsamlı düşünme, tökezleten sonları kullanma ile Stoppard ve Beckett bir ortaklık alanının içindedirler. Yıkıma ve uyumsuz olana dair geliştirdikleri tefekkürler ve yöntemler, genel anlamıyla bilinen absürde nazaran bir farklılaşımı yaratmıştır.

BECKETT: DRAMATİK YAPI İLE HESAPLAŞMA VE YIKIM

Beckett, hiçlik ve yoksunlaşma merkezli yarattığı metinlerde dramatik yapı ile hesaplaşma ve yıkım içerisindedir. Bu hali ile dramın öte tarafına geçerek dramatik olanın dönüştürülmesini sağlar. Beckett’in metinlerinin çağırdığı pek çok son vardır: Dramatik olanakların sonu, tarihin sonu, toplumun sonu ve öznenin sonu. Tarihin sonu fikri bir savaş kalıntısıdır ve oyunlarının böylesine sonlara sahip olması, seyirci üzerindeki şok etkisini tamamlamaktadır. Hem bir son hem de bir kaynak olarak “hiç”in kullanılışı dramın imkansızlığına dair bir vurgudur da. Beckett Godot’yu Beklerken oyunun da kurmacanın teminatı olan gerçekliği ortadan kaldırarak, kurmacanın kendisini bir gerçek olarak sunmuş ve dili tahrip ederek etkiyi büyütmüştür.

Diğer absürdlerdeki farklılaşmış kurmacanın belli bir omurga üzerinde yürüyüşünden farklı olarak Beckett tamamen kurmacadan oluşan bir omurga yaratıp onu bireylerin bilinçaltından peyda olmuş bir dile eklemlendirmiştir. Sahnede büyüyen anlamsızlık fikri doğrudan seyirciyi yüzeysel bir temasın üzerine çıkararak çıplak bırakma fikri üzerinedir. Öteki absürd metinlerde karşılaştığımız salt sıkışmışlık, Beckett’de kuvvetli bir etki üzerine kuruludur. Sadece sıkışmış ve yiten insan fikrinin üzerine, alışılmış dramatik yapının unsurlarını kullanarak dramatik olanı yıkıma uğratması Beckett’in özgün hamlesidir. Bu hamle, kuvvetli bir sahne-mekan bağlantısı yaratıyor. Godot’ta beklemek anlatılmaz, sahnenin tamamı beklemenin ta kendisidir. Dolaylı bir anlatım olduğu içinde Vladimir ve Estragon yüzeye vurarak hiçbir yerdeki yerlerini keskinleştirirler. Keskinleşen mekan hiçliği, uzamı kırarak belirsiz bir zamanın sızmasına neden olur. Şok etkisi kapıdan içeriye girer, alışılmış dramatik etkiyi berhava eder. Hafızanın varlığını yitirdiği bir anlamı hatırlatan Beckett metinleri, kalıplaşmış tiyatro araçlarının işlevini boşa çıkarır. Ortaya çıkan boşluğu seyirci kendi varlığı ile doldururur.

STOPPARD: METİN İÇİ KRONOLOJİ 

Stoppard, metinlerarasılığı kullanarak, metin içi kronolojiyi farklı bir yerden belirgin kılar. Geçmiş metinlerin kullanımı kaderi beliren oyun kişilerini yaratır ve Stoppard yapmak istediği ironiyi bu daraltılmış alanda yapar. Bu tutum parlayan bir silahın ortaya çıkmasını sağlar. Kullandığı tekrarlar, dilin işlevine dair nedensel bir yenilenmeyi yaratırken, zaman ve mekan belirginleştirilir. Beckett’in hiçlik düzleminden farklı olarak oyunlarında Shakespeare mekanları ve zamanlarını kullanarak, ironiyi bu düzlemden varetmiştir. Özellikle “Rosencrantz ve Guildenstern Öldüler” metnindeki bekleyişler ve diyalog farklılığı metnin absürdünü ortaya çıkarırken, Hamlet ‘te olmayan ara bölümlerin oluşu bilinene ve beklenene dair bir kırılma yaratarak, metin içinde saklı kalan ironinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Dil üzerine kabiliyetlerini metinlerinde sonuna kadar kullanan iki yazar da dil ile ilgili açmazları yıkmak üzerinedir. Lakin farklılaştıkları yer, dilin itibarı üzerinedir. Stoppard dile itibarını geri vermek ister. Diyalogları uzun ve hatta bilinmedik yeni dillerin ilerleyişlerini önerse de muhtevası yoğun anlatımlardır. Sözlerin içeriği kesinlikle söylenmek istenen sözün doluluğu ile gebedir. Beckett ise dil ile doğrudan bir savaşım içindedir ve itibarını yok eder. “Godot’yu Beklerken”de Lucky’nin boyunduruklu sayıklayışları bu duruma örnektir. Beckett dili tahrif ederek, bir boşluğun içindeki seyircinin iç sesini tetikler, boşluklar seyircinin varlığı ile dolar. Beckett oyunlarının belirgin bir sonunun olmaması da bu fikre hizmet eder. “Oyunun Sonu” metninde oyunun sonunun yeni bir hikaye başlangıcı olması, seyirciye açmaz vermeyen bir şaşırma hali içinde tutarak etkili şoku sağlar. “Mutlu Günler”, oyununda seyircinin sona doğru beklenti içindeki kıvranması Beckett’in tatmin etmeyici bir sonu kullanmasını sağlamıştır. Tatminsizlik, elde edilen kötü netice değil tam aksine Beckett silahının açtığı yaralardır. Stoppard ise metinlerarasılığı kullanmanın getirisi ile başı sonu yekpare metinler çıkarır.

Muhteva açısından Stoppard, günlüğe yahut gündeme dair taşıdığı fikri oyunlarında birer birer iletir. Politik aktarımlardan, estetik eleştirilerine kadar bir çok aktarım Stoppard oyunlarının ironisinde mevcuttur. Beckett ise anlamsal bir boşluğun içinde yol arayan zihnini metinlerine taş baskı yapar. Bilinç boşluğunu, bulaşıcı hale getirmek Beckett’in esasıdır. Bu esas, Beckett’in mekan kullanımlarını doğrudan etkiler. Oyun dışılık kavramı burada karşımıza çıkar. Oyunun icra olduğu yerin dışının kullanılmasının arzulayan direktifler, zihin sınırlarına yönelttiği bir eleştiridir Beckett’in. Çünkü Beckett oyunlarındaki anlamın seyircinin katılımı ile tamamlanacağını öngörür. Stoppard’ın kapsayıcı ironisinin aksine, Beckett seyirci zihninin, harca karıştırmayı ister. Bu karşıtlık, iki yazar arasındaki benzerliğe de farklılığa da dair en belirleyici sacayağıdır. Seyirciye dair bakış, ana yönelimi ve araçların sıralanışını hazırlar.

İki yazarın tiyatro tarihine açtığı yaralar enfeksiyon kapmıştır. Yarayı açan bıçakların farklılığı yaranın yıkımı ve fark edişin ortaya çıkışını sağlar.