‘Ben Varım’la Bir Sistem Eleştirisi

[Yazgülü Aldoğan’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde  yayınlanan yazısını paylaşıyoruz.]

İki kıtanın üzerine kurulu, trafik sorunu yüzünden saç baş yoldurtan, 20 milyonluk bir kentte, sırf bir tiyatro oyunu izlemek için, şehrin bir ucundan diğer ucuna gitmenin anlamı olabilir mi? Sanki öbür tarafta tiyatro mu yok? Ama gidiliyor. Çünkü DasDas, kurulduğundan beri bir semt tiyatrosu değil, farklı, çağdaş bir yaşam alanı. Sadece Ataşehir’de yaşayanlar için değil, Beyoğlu’nun, Şişli’nin, Mecidiyeköy’ün, hatta Kadıköy’ün “köylüleşmiş”, dahası Araplaşmış halinden sıkılan şehirlilerinin kaçtığı bir vaha adeta! DasDas, tiyatro, yemek, müzik, eğlence, buluşma mekânı. Ve bunun için de, Avrupa yakasından kalkıp Asya’ya, karadan denizden, otobüsle, araçla, ah şu metro bitse de kurtulsak bu eziyetten diyerek ulaşıp birbirinden ilginç oyunları izleyip, çıkınca oyuncularla bir arada bir kadeh tokuşturup, canlı müzik dinleyerek kalkmak istemediğiniz bir yere ulaşıyorsunuz. Zengin Mutfağı’nın biletleri bir aydan sonrası için bile bitmiş durumda. Şener Şen faktörü tamam. Peki ya “Ben Varım”a ne demeli? DasDas’ın ilk müzikal oyunu Ben Varım, prömiyer tarihi açıklandığı gün kapalı gişe! Daha oyun izlenmemiş, üzerine konuşulmamış, yazılmamış, çizilmemiş. Oyunu yazmaya kalkıp DasDas üzerine bu kadar laf etmemin nedeni bu.

MÜZİK VE DANS BAŞARILI

Peter Lund’un yazdığı, Güliz Gonca Yakut’un çevirdiği oyunun yönetmeni Ümit Aydoğdu. Kalabalık bir kadroyla çalışmanın tadını çıkarmış. DasDas’ta sahne ortada ve etrafı açık. İnşaat alanı gibi prefabrike demirler üzerine kurulu üç dört katlı dekorun en üstünde orkestra var. Orta katta daha çok koro, dansçılar ve zaman zaman ana sahneye dahil olan oyuncular hoplayıp zıplıyor. Canlı müzik, tıpkı Amadeus’ta olduğu gibi oyuna çok şey katıyor. Dekorun kat kat olması da bana o oyunu anımsatmıyor değil. Ne ki burada söz konusu olan günümüz insanının çaresizliği, başına gelen felaketleri gerçeküstü algılarla aşmaya çalışması. Birbirinden kopuk ve ilgisiz aile fertleri içinde tek çalışıp eve para getiren kasiyer Yasmin. Baba hasta, anne umursamaz, kardeş düzenbaz, koca parazit! Ve Yasmin hamile kalıyor, üstelik de bu koşullar altında çocuğu doğurmasının yanlış olduğunu, kocası dahil, herkesin başına vurmasına ve onu yalnız bırakmasına karşın doğuruyor! Ve bu doğumla bir mucize oluyor.

TV PROGRAMLARI ELEŞTİRİSİ

Bundan sonrası sistem ve başta TV reality şovları olmak üzere, medya eleştirisi. Mucizeye inanlar, mucize pazarlayanlar, o mucizeden yararlananlar, hepsi gerçek bir tiyatro oyununa dönüşüyor, kimse samimi değil, her şey pazarlama üzerine! Aslında ağır dram olabilecek oyun, müzik, danslar, şarkılarla çikolata kaplı acı ilaç gibi kolayca tüketilebiliyor! Oyunda Didem Balçın, Tuğrul Tülek, Yelin Kuvancı, Erdem Akakçe, Alper Baytekin, Ecmel İs, Hülya Gülşen, Iraz Yöntem ve Özkan Ayalp gibi deneyimli oyuncular, hem şarkı söylüyor, hem dans ediyor, hem o üç kat demirler arasında koşuşmak bile yorucu, rol  yapıyor! Sonunda herkes memnun, seyirci sıkılmadı, ilgiyle izledi, alkış kıyamet; sıra bir bira içip müzik dinlemeye geldi, üstelik söyleyen de oyunculardan biri. Bir de öbür oyuncular da çıksalar da selfi çeksek? Buraya benimle ilk kez gelen arkadaşım, etrafına bakınıp dururken mırıldanıyor: buradaki insanlar ne kadar farklı, ne kadar kentli? Yanlış anlamayın, Esenyurt’ta değil, Vali konağı’nda oturuyor üstelik. İşte o, DasDas farkı.

Cumhuriyet