John Cage

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Doç. Dr. Münip Melih Korukçu 

“Bir besteci değil; fakat dâhi bir icatçı!”

Schoenberg

Şiirden mimariye sanatın tüm dallarını içinde barındıran performans sanatının, müzik kanadında yer alan John Cage, 5 Eylül 1912’de California, Los Angeles’da doğdu. İcatçı bir babanın oğlu olan Cage, daha on iki yaşındayken piyano çalıyor ve KNX’de bir radyo programının ev sahipliğini yapıyordu.  Pomona Koleji’nde geçen iki yılın sonunda, 1930 yılında Paris’e giderek, dadaist sanatçı Marcel Duchamp’la bağlantısı bulunan bir mimarın yanında çalışmaya başladı. Bu sırada şiir yazıyor, resim ve beste yapıyordu. Duchamp’ın eserleri, Cage için etkileyiciydi. Düşüncelerine önem verdiği insanlar müziğini, resimlerinden daha çok tuttukları için kendini müziğe adadı. 1931 yılında döndüğü California’da Arnold Schoenberg’in on iki ton müziğini öğrenmeye başladı. Bu süre zarfında da aşçılık ve bahçıvanlık yaparak yaşamını sürdürmek zorundaydı. Schoenberg’in tonal ilişki ve geleneksel harmonilerden uzaklaşması, Cage için çekim noktasını oluşturuyordu. Müziği, Avrupa’da “yıkılmaya yüz tutmuş” diye eleştiren Schoenberg, 1934 yılında, Nazi zulmünden kaçarak Los Angeles’a göçmen olarak taşındığında, kendisine ders vermesi için Cage tarafından ikna edildi. Besteci, Cage’e bedava kompozisyon dersi vermeye başladı ancak tarz ve felsefi yaklaşımları başka yönde ilerlemeye başlamıştı; Schoenberg kontrollü müziğe ilgi duyuyordu ama Cage farklı bir şeyin peşindeydi.

1937 yılında Cornish Güzel Sanatlar Okulu’nda eğitim almak üzere Seattle’a yerleşen Cage, aynı okulda dans derlerine akompanyist olarak katılıyordu. Merce Cunningham’la da burada tanıştı. Böylece elli beş yıl sürecek sanat ve yaşam beraberlikleri de başlamış oldu. Bir yıl sonra Mills Koleji’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Bu yıllarda müzikal gelişimi de ivme kazanmaktaydı. 1939 yılında zil, plakturnan ve piyano için bir parça yazdı hemen sonra Cage denilince akla gelen ilk şey olan “hazırlanmış piyano” duyulmaya başlandı. Bu piyano, farklı sesler elde edilmek üzere, tellerinde farklılıklar yapılarak tasarlanmıştı ve bu Cage’in en önemli icatlarından biriydi.

1938 yılında hazırlanmış piyano parçası olan Bacchanale’i Syvilla Fortun Dansı için besteleyen Cage, tarih 1940’ları gösterirken, Merce Cunningham ile gerçekleştirdikleri Kendimize İnanç adlı gösteriyle turnelere çıkıyordu. Tam da bu yıllarda, Avrupa’dan göç ederek Kuzey Carolina’daki Black Mountain kasabasında bir sanat merkezi açan Bauhaus sanatçıları, dışarıdan katılımın mümkün olduğu yaz okullarını faaliyete geçirmişlerdi. Burası Cage’in tüm dünyada yankı bulan etkinliklerinin gerçekleşeceği yerdi.

1949 yılında Ulusal Sanat ve Edebiyat Akademisi’nden bir ödül ve Guggenheim üyeliği alan Cage, hazırlanmış piyano ve perküsyon orkestrasıyla çalışmalarının sınırlarını genişletiyordu. Peşinde olduğu şey yavaş yavaş belirmeye başlamıştı. Yeni bir çığır açacaktı müzikte.

“John Cage, müzik alanında yeni bir çığır açmanın, 1920’lerin öncü sanatçılarını incelemekle başlayacağını savunuyordu. Yeni müziğin öncülerini Russolo’nun ‘Gürültülü Sanat’ını ve Marcel Duchamp’ı incelemeye çağırıyordu.  Rastlantı ve belirsizlik öğelerinin gerekliliği üzerinde duruyor, önceden belirlememiş bir müzik parçasının esneklik, akıcılık, değişkenlik içereceğini, her yinelenişin apayrı bir gösterim olacağını ve en önemlisi, izleyicinin parçayı besteciye değil, kendine ait bir parça olarak anlayacağını ileri sürüyordu.”[1]

1920’lerin öncü akımlarının, Dadaist sanatçıların etkisinin yanı sıra onun bir sanatçı olarak gelişiminde önemli bir rol oynayan başka bir neden Columbia Üniversitesi’nde aldığı Zen Budizmi kursları oldu. Yine aynı tarihlerde, Çin Değişimler Kitabı I Ching ile tanışarak şans faktörünün hem kozmik hem de insani konulardaki rolü hakkında derinden etkilendi. Bu etkiyi, 1951 yılında bestelediği Imaginary Landscape 4 (Düşsel Manzara 4)’da görmek mümkündür. Cage’in en önemli eserleri arasında yer alan bu çalışma, on iki radyo için, akordu ve volümü detaylı bir biçimde kaydedilmiş, içeriği, o anda hava dalgalarında bulunan tesadüflerin belirlediği bir çalışmaydı. Bu çalışmanın ardından Cage, manyetik teybe ilk müziğini yapmak için müzisyen ve mühendislerden oluşan bir grup kurdu.

Bir yıl sonra, Cage’in ünlü Dört Dakika Otuz Üç Saniye başlıklı çalışması Black Mountain’de gerçekleştirildi. Bu, belki de Cage’in denemeler yaptığı bu dönemin en önemli çalışmasıydı.Pek çoklarınca ilk happening olduğu düşünülen ve üç bölümden oluşan bu çalışma, Cage’in en sevdiği parçaları içeriyordu; Ona göre en iyi parça, sustuğumuzda işittiklerimizdi. Üç kez duruşunu değiştiren piyaniste, dört dakika otuz üç saniyelik sessizlik eşlik ediyordu bu yapımda. Aslında sessizlik kelimesiyle ifade edilen şey, duyulan diğer şeylerdi. Sonik olayların, trafiğin, izleyiciden gelen öksürüklerin, nefes seslerinin, sandalye gıcırtılarının duyulmasına izin verilen bir aralıktı. İzleyiciden beklenen şey, tüm bu aralıkta duyulanların müzik olduğunu anlamalarıydı.

“Aynı yıl Cage ile Cunningham Black Mountain’de birlikte Untitled Event (Başlıksız Olay)ı gerçekleştirdiler. Gösterim, Cage’in düşsel dünyasında önem taşıyan bir Zen metninin okunmasıyla başladı. Sanatçının o yıllarda piyano telleri arasına kağıt, tahta kaşık, metal parçaları, lastik vb nesneler yerleştirerek yaptığı ‘hazırlanmış piyano’ müziği, belli aralarla bazı radyoların çalınması, bir kovadan diğerine su boşaltılması, şiir okumalar, kısa filmlerle süren gösterim, beyazlar giymiş çocukların tüm konukların ellerine tutuşturulmuş kağıt bardaklara kahve dağıtması ve Merce Cunnigham’ın koltuklar arasında peşinde azgın bir köpekle dans etmesiyle sona erdi. Neyin nerede başlayıp nerede biteceğinin bilinmemesi, akşamın belirleyici özelliğiydi.”[2]

Büyük yankılar uyandıran bu performanstan sonra yine aynı yıl William Mix (William Karışımı) ve 1958’de Fontana Mix (Fontana Karışımı) adlı iki kaydedilmiş teyp parçalarıyla deneylerini sürdürdü. 1958 yılında onun  müziklerinin yirmi beş yıllık bir retrospektif konseri, Jasper Johns, Robert Rauschenberg ve Emile de Antonio tarafından New York belediye salonunda organize edildiğinde, Merce Cunningham Dance Company’de müzik danışmanlığı görevini sürdürüyordu.1964 yılında gerçekleştirdiği Ellipticalis with Winter Music (Kış Müziğiyle Elipliptik)in ardından, yedi klavsen, elli bir kaset, dialar, filmler ve renkli ışıklar için Hpschd’yi besteledi. 1978 yılında Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi’ne seçilen Cage, bir yıl sonra önemli çalışmalarından biri kabul edilen Roaratorio’yu besteledi. Bu çalışma, James Joyce’un Finnegans Wake’inin sesleri üzerine dayalıydı.

80’li yıllara gelindiğinde Cage, birbiri ardına görevler, ödüller ve payeler almaya başlamıştı. 1982 yıllında Fransa Legion d’Honneur, Cage’e Sanat ve Edebiyat Onur üyeliği verdi. Bir sonraki yıl Brandeis Üniversitesinden Unutulmaz Başarı Ödülü alan Cage, 1986 yılında California Sanat Enstitüsünden All the Arts Honoris Causa doktora derecesini aldı. İki yıl sonra ise Amerikan Sanat ve Edebiyat Akademisine seçildi. Aynı yıl, Harvard Üniversitesi’nde, Charles Eliot Norton şiir profesörlüğü görevini sürdürdü. Ve İnamori Vakfı tarafından verilen Kyoto Prize’a layık görüldü.

Avrupa Müzik Araştırmaları Merkezi ve Lorainne Orkestrası için, 1989 yılında beş orkestra için otuz parça için görevlendirildi.Daha önce de 1981 yılına California Aptos Cabrillo Festival için Dance / 4 Orchestras’ı besteleyen Cage,bundan sonraki yıl Bremen Radyosu için A Hause Full of Music adlı çalışmasını besteledi. Tüm Avrupa radyolarından üst üste teklifler alıyordu. 1979 yılında Karl Sczuka ödülüne layık görülen Roarotorio adlı çalışması Batı Alman Radyosu, Güney Alman Radyosu ve Hollanda Katolik Radyo’da yeniden seslendirildi. 1986 yılında, aynı eser Merce Cunningham Dance Company ile gerçekleştirilen versiyonuyla,Brooklyn Müzik Akademisinde sunuldu.

Cage, Suntory Uluslararası Müzik Komisyonu programı için görevlendirildi. Böylece prömiyeri Japonya’da gerçekleştirilen Etcetera 2/4 Orcherstras bestelenmiş oldu. 5 – 12 Eylül 1987 yılında Cage’in yetmiş beşinci yaş günü Los Angeles Festival’de bir konser haftasıyla kutlandı. İlerlemiş yaşına rağmen durmak bilmeyen Cage, Frankfurt Operası için Andrew Culuer’in asistanlığıyla Europeras 1&2yi tasarladı, yazdı ve yönetti. Çok beğenilen bu çalışmanın ardından Boston Senfoni Orkestrası ve Harvard Üniversitesi Fromm Vakfı Nisan 1989 yılında 101’in performans prömiyerini gerçekleştirdi. Cage, 1990 yılında Almedia Müzik Festivali için Europeras 3&4ü yazması için görevlendirildi. Europeras 5’le birlikte tamamlanan bu seri, elektronik ve operatik sesler üzerine büyük çaplı bir multimedya meditasyon özelliği taşıyordu. 1991 Zürih Haziran Festivali John Cage ve James Joyce’un işlerine ayrılmıştı. Bir sene sonra ise Frankfurt Festival Komitesi Anarşik Harmoni adlı, pek çok prömiyeri içeren, Cage müziği kapsamlı bir yapım gerçekleştirdi.

Çok fazla sayıda performans organizasyonuyla hem Amerika’da hem de farklı ülkelerde görevlendirilerek ve aktif bir program izleyen Cage, yazarlık çalışmalarıyla da ilgi çekmiştir. Kitapları  arasında, en önemlisi kuşkusuz 1961 yılında yazdığı Silence (Sessizlik)dır. 1967 yılında yazdığı A Year From Monday (Pazartesiden Bir Yıl Sonra), 1979’da yazdığı Empty Words (Boş Laflar), 1982 yılında yazdığı Theme and Variations (Tema ve Varyasyonlar) ve 1983’de yazdığı X Cage’in diğer kitaplarıdır.

Zamanımızın müzikal gelişimi, onun müzik ve fikirleri hesaba katılmaksızın anlaşılamaz. Hazırlanmış piyano buluşu ve vurmalı çalgılarla yaptığı çalışmalar, müziğin dünyevi boyutunu biçimlemenin büyüleyici yollarını hayal ve keşfetmesine neden olmuştur. Şans faktörüne olan ilgisiyle, sınırsız besteler alanında başlatan ve yol gösteren kişi olarak tanınan Cage, sadece diğer besteciler üzerindeki büyük etkisi nedeniyle değil, düşüncelerinin, resim, dans, sahne sanatı ve şiir üzerindeki etkileri dolayısıyla da önemli bir yere sahiptir. Müziğin doğasını yeniden tanımlamasıyla, zamanın sonik manzarasını değiştirmiştir; zira ona göre her ses müzikti!

12 Ağustos 1992 yılındaki ölümüne kadar Merce Cunningham’la New York’da yaşayan Cage, hocası Arnold Schoenberg’in “dahi icatçı” tanımlamasını kelimenin tam anlamıyla yaşayarak performans sanatının en önemli isimlerinden biri olmuştur.

KAYNAKÇA

[1] Ayşın CANDAN, Yirminci Yüzyılda Öncü Tiyatro, Yapı Kredi Yayınları, Eylül 1997, İstanbul, sy:237

[2] A.g.e. sy:238

Paylaş.

Yazar Hakkında

Yazarın bütün yazıları için tıklayınız:

Yanıtla