Ritüelde Kitlesel Histeri ve Sahne Pratiğiyle Uyuşmazlığı*

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Ezel Çağlayan**

Ritüeller kolektif davranışın en ilkel örneklerini oluşturur. Dolayısıyla toplumsal davranışın kaynağını ve kitlesel histeriyi gözlemlemek için ana tarihi kaynaklardır. Ritüeller her toplumda kendine özgü unsurlar barındırır fakat benzer törensel davranış kalıpları gözlemlenir. Çünkü kolektif ruh, bireysel değişkenlerin çok ötesindedir. Basit bir örüntü içerir, ritüelistik tiyatronun ilham kaynağı da bu kolektiviteden doğan ilkel olana dönme isteğidir. Her ne kadar ritüelistik tiyatro ritüelin bu kolektif ruhundan hem teorik hem de pratik olarak faydalansa da, tiyatro için ritüel, arkaik toplumlarda gerçekleştirildiği haliyle bir biçim önerisi olamamıştır. Çünkü güncel sahne pratiği ve konjonktür, ritüelin sonucu olan katharsis ve kitlesel histeri önündeki engellerle bezelidir. Dolayısıyla ritüelin ortaya çıkardığı sonuçlara varılması imkânsızdır.

Anahtar Kelimeler: Ritüel, Kitlesel Histeri, Tiyatro, Kolektif    

Mass Hysteria in Ritual and Discrepancy with Stage Practice   

ABSTRACT  

Rituals are the most primitive examples of collective behaviors. Thereby, they are the main historical records for observing the source of social behavior and mass hysteria. Rituals contain ethnic specifications in every society, however similar ceremonial behavior patterns are observed. Because the collective soul is way more beyond from individual parameters. It contains a simple pattern, and the inspiration source of the ritualistic theatre is the desire to return to primitive which was born from that collectivity. Even though the ritualistic theatre makes use of the collective soul of the ritual, both theoretically and practically; a ritual for theatre could not be a form offer as it was implemented in archaic societies. Because current stage practice and conjuncture are covered with obstacles in front of catharsis and mass hysteria which are resulted from ritual. Accordingly, it is impossible to reach the outcomes of the rituals.

Keywords: Ritual, Mass Hysteria, Theatre, Collective        

GİRİŞ      

Doğanın insan yaşamını kontrol etmesine  karşın, insanın doğayı kontrol altında tutma  çabası geçmişten bugüne bir üstünlük  savaşına sebep olmuştur. “Bu üstünlüğün  anlatımı ise ilkel insanın birlikte düzenlediği  yalın ve yabanıl oyunlarla ortaya çıkar. Bu  ilkel oyunlar gittikçe daha belirgin ve düzenli  bir durum alarak birer ritüel, yani dinsel ritüel  aşamasına doğru gelişir.” (Nutku, 1972:75)

Ancak ‘oyun’ olgusu, ritüelden de önce  insanoğlunun temel bir içgüdüsüdür. Bunu  en görünür halde çocuklarda gözlemlemek  mümkündür. “[…]derinlik psikolojisi alanında  düşüncelerini geliştirirken Sigmund Freud’un  yaratıcılık ile kutsal törenler arasındaki  bağlantıya değindiği Totem ve Tabu (1912),  sanatın başlangıçta büyünün hizmetinde  olması gerektiğini, ilkel dürtülerle sanatın  mutlaka bir bağı olduğunu ileri sürer.” (Candan,  Oyun Tören Gösterim, 2010:26)

Oyun olgusu ile ritüelin yakın ilişkisi, sanatın  ilkel dürtülerle arasındaki örüntüyü temel  düzeyde kurar görünmektedir. Zamanla  dini karakterinden kurtulan ritüelin oyuna  yaklaştığı görülür. Bu sayede ‘oyun’un iç  dinamiğindeki yaratıcılık özü, dini kimliğinden  kurtulan ritüelin yaratıcı kimliğiyle örtüşür.  “Dinsel tören insanın doğayla çatışmasını  simgelerken, homo ludens (3)’i ortaya çıkaran  topluluk oyunları insanın insanla çatışmasını  işler ve din dışı bir kaynağa sahiptir.” (Nutku,  1972:75)

Türk Dil Kurumu ritüel tanımını iki şekilde  yapar;  “1. isim Ayin  2. sıfat Adet haline gelmiş” (Türk Dil Kurumu,  2006)

Törensel niteliği olan ‘ayin’ tanımı kolektif  üretime ait bir tanımken, ‘adet haline gelmiş’  olanı işaret eden ritüel tanımının kolektif  üretimle ilgisi yoktur. Sadece rutinleşen,  tekrarlanmakta olan bireysel ya da toplumsal  her davranış için kullanılabilir bir kavram olarak  tanımlanır. Günümüz güncel ritüel tanımında  bu davranışların törensel nitelikli olması şartı  bulunmaz. Özetle ritüel sözlük anlamı dışına  çıkmış, kavramsal sınırlarının dışına taşmıştır.  Bu rutin davranış özelindeki ritüelin, törensel  niteliğinden ziyade ‘adet haline gelmiş olan’ı  imlemesi, ayin bağlamındaki ritüelin periyodik  olarak tekrarlanan törenlerden meydana  gelişindendir. Zamanla dini niteliğini yitiren  ‘ayin’ nitelikli ritüel, salt tekrarlanan rutin  davranışlar için kullanılmaya başlanır.

Bu çalışmanın ana konusu törensel nitelikli  ‹ayin› anlamındaki ritüelin temelindeki kolektif  davranış şekli ve ritüelin bir toplumsal olgu  olarak bugün tiyatro pratiğinde kendine yer  bulup bulamayacağıdır.

Ritüeli toplumsal yapan şey katılımcılığın esas  oluşu ve katılımcıların ortak histeri paylaşımıdır.  “[…]tören sırasında bireysel benliklerinden  esriklik ya da benzeri bir nedenle ayrılan  topluluk bireylerinin arasındaki duygu  paylaşımına işaret eder. Günümüzde bu, futbol  maçlarında, pop konserlerinde izleyiciler  arasında yaşanan birlik ve ortaklık” (Candan,  Oyun Tören Gösterim, 2010:27) ile yaklaşık  olarak aynı şeydir. Ona katılan ve yorumlayan  kişilerin duygu dünyalarını kapsar. Bu toplu  histeri hali ‘kitle histerisi’ olarak tanımlanır. Kitle  histerisi, bireyin kişisel duygu dünyasından çok  daha basit fakat anlaşılması zor bir diyalektik barındırır. “Bilinçli kişilik ortadan silinir, bütün bu birleşmiş fertlerin düşünceleri ve duyguları tek bir tarafa yönelir. Şüphesiz, geçici, fakat pek açık özellikler gösteren bir kolektif oluşturur.” (Bon, 1997:20) Bu ortaya çıkan kolektif bilincin sayısal çoğunluğu bireye, tek başına yapabileceklerinden fazlasını yapma gücü kazandırır. “Bir toplulukta her duygu, her hareket sirayet edicidir. Hem o derece sirayet edicidir ki, birey, kişisel çıkarını topluluğun çıkarına kolayca feda eder. Bu fedakârlık hali aslında insanın tabiatına aykırı olmakla beraber ancak bir kitleye dahil bulunuldukça meydana çıkan bir şeydir.” (Bon, 1997:26)

Bunun yanında kitleyi oluşturan katılımcılar arasında hiçbir benzerlik ya da yakınlık olmayabilir. Kolektif ruh, bireylerin zekâları, meslekleri, eğitimleri, yaşayışları gibi değişkenlerden etkilenmez. Katılımcılar ırksal bilinçaltı tarafından yönetilirler. “Psikolojik kitle, aynı cinsten olmayan unsurlardan toplanma bir an için birbirleriyle kaynaşmış, geçici bir yaratık gibidir.” (Bon, 1997:23) Bu, ayrı bileşenlere sahip kimyasalların bir araya gelerek oluşturduğu yeni bir maddeye benzer.

 “Kitleler halinde bulunan bireyin başlıca özellikleri:

  • Bilinçli kişiliğin kaybolması
  • Bilinçaltı ile hareket eden kişiliğinin hâkimiyeti
  • Düşüncelerin, duyguların sirayet yoluyla aynı yöne doğru yönelişi
  • Telkin edilen düşüncelerin uygulamasına hemen başlamak isteği.” (Bon, 1997:28)

Öyleyse ritüeli bir araya getiren kolektivitede de aynı ruh geçerlidir ve ritüel ruhunun yakalanabilmesi, bu kitlesel histerinin gerçekleşebilmesine bağlıdır. Histeriyi meydana getiren son derece ilkel bu dürtüler, atalarımızdan miras kalan bilinçaltı itkilerdir. Esriklik bu ilkel dürtülerin ateşleyici gücünden doğar. “Trans ve coşkuya, Hristiyan kilise ayinlerinden yoga uygulamalarına, ritmik vurgular eşliğinde yapılan ilkel kabile törenlerinden Japon No tiyatrosuna kadar çok çeşitli durumda rastlanır.” (Candan, Oyun Tören Gösterim, 2010:27) Zen Budizminin ilkeleri, Japon No tiyatrosunun en belirgin biçimsel özelliklerini şekillendirirken, ritmik müzik eşliğindeki danslar, dans ve dramanın birleşiminden oluşan ritüelistik bir kolajdır. “Demek ki ibadet bir gösteri, dramatik bir temsil, bir simgeleştirme ve bir gerçekleşme ikamesidir.” (Huizinga, Johan, 2018:36)

Şamanizm’den Budizm’e dini nitelikli ritüelistik alışkanlıklar, onları bugünün din dışı tekrar eden davranış niteliği taşıyan ritüel anlamına yaklaştırmaktadır. “Yinelenen ritim içinde yoğun duygusal uyarımlarla gelen rahatlama, katharsis(4)’i çağrıştırır. Araştırmacılar ritmik esrik davranışın yatıştırıcı, sakinleştirici etkisini beyinde ürettiği serotonin vb. doğal kimyasallara bağlar.” (Candan, Oyun Tören Gösterim, 2010:28)

Vücudun esriklik halindeki tepkisi salt psikoloji temeline dayanmaz, tıbben de incelenmessi gereken değişimlere neden olur. Öyle ki katılımcılarda zaman zaman bayılma ve hiperventialasyon (5) semptomları bile görülür. Ortamdaki yüksek karbondioksit salınımının uzuvlarda spazmlarda yol açtığı da gözlemlenmiştir. Bu törensel davranış ve özündeki kitlesel histerinin biyolojik temelidir. Arkaik toplumların tamamında benzer şekilde görülen törensel davranış ve ritüellerde katharsis benzeri bir arınma ortaklığı bulunur. Arkaik toplumlarda ritüellerin çoğunda feryat ve yakarışlara rastlanma nedeni de budur.

 “Mevsimsel törenlerde inlemek ve feryat  etmek çile ile yakından ilişkilidir. Bütün eski  uygarlıklarda bunun sayısız örnekleri vardır.  Didoros, Mısırlıların tahılın ilk biçilişinde İsis  için gözyaşı döktüklerini ve ağladıklarını  söylüyor. Heredotos’a göre, yaz şenliklerinde  Maneros denilen hüzünlü bir şarkı söylerlerdi.”  (Gaster, 2000:36)

Tanrılar ve onların ruhlarıyla ilişkilendirilen  bu feryatların çoğu, onların dünyadan  kayboluşları üzerine yazılmıştır. Ancak bu  inleme ve feryatları tamamen yas tutma  davranışı gibi algılamak yerinde bir yaklaşım  değildir. Çünkü coşkunluk içeren bu törenlerin  yarattığı duygulanım üzerine inlemelerin  ortaya çıkmış olması da olasıdır. Bunları bir  sevinçten haykırış olarak da yorumlamak  mümkündür. “Eski dillerin çoğunda “acıdan  inleme” ve “sevinçten haykırma” sözcükleri  pek birbirinden ayrılmış değildir ya da en  azından birbirine yakındır., her ikisi de basitçe  “bağırma” anlamına gelen bir tek yansımalı  köke dayanır. Örneğin, Yunanlılarda, elelizo fiili  her iki anlamda da fark gözetmeden kullanılır,  İbranice h-l-l, “sevinçten bağırma”, a-l-l ve  y-l-l, “ağlama ahı” il ilişkilidir, tıpkı Akadların  elelu’sunun karşıtı alalu ile olduğu gibi.”  (Gaster, 2000:42)

Dolayısıyla ritüelin içeriğindeki bu gibi sözlü  imler, tüm kültürlerde ayin ve törenleri,  toplumsal davranış bakımından tarihi bir  kaynak haline getirir. Tıpkı toplulukların  en temel gerçeğini oluşturan ve inanç  sistemlerinin geleceğe aktarılmasını sağlayan  mitler gibi, ritüeller de organik şekilde bağlı  oldukları toplumların düşünce ve inanç  sistemleri ile davranış biçimlerinin en temel  tarihi kaynağını oluşturur.

Ritüelin Tiyatro Pratiğindeki Yeri 

Ritüel, onu ritüelistik yapan karakteri elbette  zamanla değişime uğrarlar. Ritüel kavramının  anlam dönüşümü yaşaması gibi tiyatroda da  ritüelistik oyunlar revize olmaya başlar. Özellikle  Japon Halk Tiyatrosu, ritüelistik tiyatronun  oluşumunda başı çeker. “Performanslardan,  klasik Japon tiyatrosuna, Batılı metinlerden  çağdaşlaşan klasiklere, müzikallerden avantgarde  oyunlara doğru genişleyen Japon  tiyatrosu günümüzde oldukça canlı ve renkli  bir portre çizmektedir.” (Birkiye, 2016:57)

Bu bağlamda Batılı tiyatro geleneğiyle  Doğunun öz ve biçim bakımından sentezine,  ritüeli çıkış noktası alarak ön ayak olur.

Dramatik olanın asal öğesi çatışma, ritüelin  içerdiği karşıtlığın bir yansımasıdır. “Doğada  karşıtların çatışması, sanatta yansımasını  güçlü bir biçimde tiyatroda bulmuş, ritüellerin  büyüsel atmosferinden doğan tiyatronun ilk asal dramatik malzemesini de mitoslar  oluşturmuştur. Ritüellerdeki eylem ile bu  mitoslar canlanmış ve ilkel toplumlardan,  antik yunan uygarlığına değin tiyatronun ilk  kıpırtılarını oluşturmuşlardır.” (Akgül, 2012:17)  Ritüelin dramatik olanı dramatik yapan  çatışmayı barındırıyor olmasından hareketle,  Richard Schechner’in bu teatral kolektivitenin  önünü açacak biçim arayışı elbette tesadüf  değildir. Bu bağlamda Schechner’in Dionysus  in 69 girişimi, 1960’ların dünyasında devrimsel  nitelikte bir gelişmeye yol açar. Bir doğum  ritüeli temsili olan ve çıplaklığın bir anlatım  aracı olarak kendine yer bulduğu bu oyunda,  izleyicinin verdiği tepki, ritüelin ana çıkış  noktasındaki birliktelik ve histeri gibi yoğun  duygu durumlarının dışına çıkmıştır. “Çıplaklık,  seyirci tarafından ilk başta garipsenmiştir,  çıplak oyuncu bedenleri bazı seyircileri tedirgin  etmiştir.” (Çelikçapa, 2014:68) Dionysus in  69’un ilk gösterimlerinin birinde seyircilerden  bazıları doğum ritüeli sahnesinde, oyuncuları  taciz etmiştir. Schechner duruma müdahale  etmek durumunda kalmış, sonraki süreçte  de katılımcıları sınırlandıracak bazı kurallar  getirmiştir.

Bu davranış biçimi izleyicinin bir katılımcı  olarak doğrudan gösterinin içinde yer almak istemesi biçiminde yorumlanabilir ancak  ne koşul sağlanırsa sağlansın oyuncu için  temsil niteliğini yitirmediğinden, tıpkı prova  sürecinde yaşanan zorluklar gibi, ahlaki  engeller içerir. “[…]bu çıplaklık düşüncesi  oyuncuları zor bir sürece sürüklemiştir. Çoğu,  ilk sergilendiği zamanki rahatlığını yitirmiştir.”  (Çelikçapa, 2014:69)

Ritüelin özüne bir yaklaşma girişimi olarak  görülebilecek oyunda belirli ölçüde de olsa  seyirciye katılım izni verilmesi gerektiği açıktır.  “Fakat seyircinin katılımına açık olan sahneler,  bazen önceden planlanması imkânsız sahneler  haline gelir. Bu yüzden, gösterimcilerle  yapılan provalar, ne ile karşılaşılacağı tahmin  edilemediği için, çoğu zaman amaçsız kalır.  Sadece genel hatlarıyla, bazı sahne amaçları  belirlenmiş ve kurallar koyulmuştur. Örneğin,  oyun başlangıcındaki “Doğum Ritüeli” ve  sonundaki “Ölüm Ritüeli” sahnesine, katılım  için izin verilmez.” (Çelikçapa, 2014:76)

Avrupa tiyatrosundaki bu gelişme çağdaş bir  tiyatro arayışının hem sebebi hem sonucudur.  Çünkü günümüzde de ritüel ve tiyatro  ilişkisine yönelik araştırma ve denemeler  sürmektedir. Bunun yanında ritüel, Türk  tiyatrosunda kaydedilen daha ağır aksak bir  gelişim süreci içinde ele alınırsa, biçimsel  açıdan Schechner’in uygulamaları kadar cesur  olmamakla birlikte, benzer bir işlevselliğini  yitirme sonucuyla karşılaşıldığı görülür.

Doğanın canlanması, ölümü, hasat zamanı  gibi takvimsel gelişmelere göre şekillenen  köy seyirlik oyunlarının ritüelistik kimliğinden  başlayarak, günümüz tiyatrosunda  sürdürülmeye çalışılan geleneksel boyuta  kadar Türk tiyatrosu da, giderek ritüelistik  kimliğinden uzaklaşmıştır. “Günümüzde  oynanan dramatik köy seyirlik oyunlarındaki  değişme ve yok olma olgusu, bilimsel ve  teknolojik gelişmelerle olmuştur. Bilimin  gelişmesiyle birlikte, kut-törenlerin inanç  boyutunda çözülmeler de meydana gelmeye  başlamıştır. Önceki dönemlerde verimliliğin  arttırılması, bolluğun sağlanması için  başvurulan ritüeller, günümüzde yerlerini yeni  ve farklı disiplinlere ve uygulamalara bırakmak  zorunda kalmıştır.” (Artun, 2004) Salt içeriğe ve  tiyatronun misyonuna ilişkin değişimler değil,  seyirci açısından da bazı gelişmeler yaşanmıştır.  Cumhuriyet dönemi seyircisi, Muhsin Ertuğrul  öncülüğünde koşullandırılmış ve daha en  başta izleyicinin bir ritüel katılımcısı olması  engellenmiştir. “1924’te 6 maddelik, tiyatroda  nasıl davranılacağını gösteren bir duyuru  yayınlamıştır. Buna göre tiyatroya temiz  giysilerle gelinir, gürültü yapılmaz. Konuşmak,  ıslık çalmak, ayaklarını yere vurmak gibi  hareketler yasaklanmıştır.” (And, 2014:162).  Zaman içinde giderek yerleşen bu anlayış  seyirciyi bir katılımcı olmaktan çok pasifize  eden bir konuma getirmiştir. Ancak “İyi seyirci  edilgin değil, etkin olanıdır” (And, 2014:163)

Bu bağlamda Türk tiyatrosu seyircisi, Dionysus  in 69 örneğindeki kadar bile katılımcı değildir.  İslami gelenekler ve yaşam ilkelerinden gelen  Türk toplum yapısı nedeniyle, çağdaş tiyatro  geleneği dahi birçok sansür ve engele takılarak,  amacına hizmet edemeyecek biçimde icra  edilmektedir. Ancak ritüel ve tiyatroyu,  Türk tiyatrosu özelinde buluşturabilecek en  yakın kavramsal tanımı, karnaval ile yapmak  mümkündür. Karnaval’ın, tıpkı ritüelin  özündeki şenlik ve törensel havayı taşıması  bakımından, Mikhail Bakhtin’in karnavalesk (6)  adını verdiği kavramsal düzlemde  birbirine yaklaştığı fikrinden yola çıkarak,  Şark Dişçisi, Seni Seviyorum Türkiye gibi  çağdaş sahneleme örnekleri incelenebilir.  6 Tam Türkçe karşılığı olmayan bu kavram, karnavalın  içerdiği toplumsal normları alaşağı eden şenlik  ve eğlence özü taşıyan, bazı kaynaklarca karnavallaşma,  karnavalımsı gibi sözcüklerle tanımlanan, karnaval  özellikleri taşıyan anlamına gelmektedir.

Engin Alkan yorumuyla 2011’de İstanbul  Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda  sergilenen “Oyun anlatıcı ile birlikte  karnaval alanına gelen bir kumpanya ve bu  kumpanyanın oyuncularının tanıtıldığı geçit  törenine benzer bir dansla başlar. Daha en  başından sahnede tam bir eğlence vardır.”  (Salihoğlu, 2019:83) Karnaval atmosferini  tam anlamıyla yakalamak isteyen yönetmen  bununla yetinmez. “Rengârenk ve gösterişli  dans ve coşkunun ortada olduğu her zaman  aydınlık olan bir atmosfer vardır. Fonda  bulunan beyaz perdede bu renkler yansır  ve daha da canlı adeta bir sirk gösterisinin  renkli ışıklarına dönüşür.” (Salihoğlu, 2019:83)

Geleneksel konular ve ilişkilerin ele alındığı  bu örnekte, karnavalesk kurgu, kostüm, ışık,  dekor gibi unsurlarla desteklenmiştir. Örnekte  görüldüğü üzere bu sahnelemede, Dionysus in  69 örneğindeki gibi, ritüele yaklaşan bedenin  vurgulandığı bir doğallık yakalanamamıştır.  Aksine kostümler karnavalesk havayı  yaratmada birer araç olarak kullanılmıştır.

Ceren Ercan’ın kaleme aldığı ve Bakırköy  Belediye Tiyatrosu’nun 2018’de sahnelediği,  ‘Seni Seviyorum Türkiye’ örneğinde de,  Türk toplum yapısına ait yerel olguların yer  aldığı, ilişkilerin bu izlekte işlendiği bir başka,  ritüele, oyun kişilerinin ele alınışı bakımından  yaklaşan sahneleme örneğidir. Ritüelistik tavır  bağlamında, “oyunun karakterleri bilinmezlik,  arada kalmışlık, eşikte olma, bir çeşit arafta  kalma halindedir. Bir geçiş dönemi içinde  olan Türkiye’nin içinde bulunduğu belirsizlik  kargaşa ve toplumsal bunalımın temsili  olan mekân tüm kirli çamaşırları da göze  sermenin metaforu olarak nitelenebilir.” Bir  diğer açıdan “tüm oyun bir bilinmez zaman,  bir şimdi, bir an içinde geçmektedir. Yarınlarını  tahmin edemeyen kapana kısılmış bu insanlar  dönüşüm değişim dönemindeki bir toplumun  endişesinin yansımasıdır.” (Salihoğlu, 2019:95)  Bu sahneleme örneklerinin ritüele, zaman  zaman karnavalesk bağlamda, zaman zamansa  kişileştirmeler düzleminde ritüelistik havaya  yaklaştığı, ancak bir ritüelistik tiyatro örneği  ve yöntemi oluşturmada eksik kaldığı açıkça  görülmektedir.

Sonuç 

Ritüeller inanç temelinde şekillenen, toplumsal  kültürün törensel nitelikli çekirdeğini  oluşturabilir. Bunun yanında en ilkel hali  ile açıklanamayan olayları açıklama çabası  olarak da tanımlanabilir. Şüphe duyulan ve  endişe verici olaylar için bir açıklama sunma  işlevi de bulunur. Ancak ritüelleri tarihsel bir  kaynak haline getiren şey toplumların kolektif  kimliklerinin aktarıcısı olma görevidir. Çünkü  tüm ritüellerin içeriğinde benzer temsiller ve  örgütsel davranış kalıpları görülür.

Arkaik toplumlarda var olan ritüel yapısının  zamanla çağcıl toplumlarda değiştiği gözlenir.  Tarıma dayalı toplumlarda rastlanan mevsim  dönüşümü, hasat zamanı ayinleri gibi törenler,  yerini dinsel karakterini yitirmiş farklı bir  formdaki ritüellere bırakır. Tarımsal ritüellerde,  baharın gelişi, hasat zamanı gibi döngüsel  durumlar konu edilir. Ancak buradan yola  çıkarak ritüelin bütünüyle bir sanat olarak  değerlendirilmesi yanlıştır. Ritüel pratik bir  amaç taşır. Sanatın amacı ise yalnızca kendini  gerçekleştirmektir. Sanatta, ritüeldeki sorgusuz  inancın yerini eleştirel bakış alır. Ritüel hep  aynı şeyleri konu edinirken, sanatın konusu  sınırsızdır. Ancak elbette tiyatronun alternatif  arayışlar için ritüeli didikliyor olması boşa  çaba değildir. Törensel niteliği, temsil içeriyor  olması ve bu temsilin kurgulanıyor olması gibi  ritüelin, tiyatronun temel bileşenleriyle yakın  ilişkisi, onu tiyatronun kökeni yaptığı gibi  tiyatronun geleceğine dair ilgi çekici ipuçları  taşıyor olması da olasıdır. Antonin Artaud,  Richard Schechner gibi tiyatro araştırmacıları  ve kuramcıların neredeyse bir asırdır,  tiyatronun biçimsel ve dilsel arayışlarına dair  soruların cevaplarını ritüelde arıyor olması,  ritüelin tiyatro için ne denli zengin bir kaynak olduğunun kanıtıdır. Ne var ki ritüel bugün  tam anlamıyla performe edilmesi mümkün  bir tiyatro biçimi gibi görünmemektedir.  Çünkü ritüeli ritüel yapan kolektivite bugünkü  pratikte sağlanamaz. Oyuncu ya da seyirci  her zaman bir temsilin aracı ve ya parçası  olarak bunun bilincindedir. Salt bu bile kitlesel  histerinin oluşturulması önünde engeldir.  Üstelik bireylerin katılımcılığını sağlamak  için güçlü doktrinlere ihtiyaç vardır. Çünkü  toplumlar artık ilkel değildir ve bireyler bilinç  düzeyinde son derece uyanık bir haldedir.  Bilincin felce uğratılması söz konusu değildir.  Günümüzde örgütlenmenin kendine zemin  bulamayışının nedeni de budur. Din gibi saf  inanç içeren bir öz taşımadıkça, kolektif haz  ve duygu paylaşımı ritüelistik oyunlardaki gibi katharhisise yol açacak yoğunlukta  gerçekleşemez. Topluma karşı sorumlu  olduğumuz bireysel tasarlanmış davranışın  yol açtığı üst kimlik, ritüeldeki törensel niteliği  deforme ederek, toplumsal birlikteliğin  ana örüntüsünü kuran ritüel katılımcıları  arasındaki bağı koparır. Schechner’in ve  Artaud’nun denemeleri aksi için birer örnek  teşkil etse de, bugünkü konjonktürde şiddet  ve erotizm gibi ilkel dürtüler toplumsal ahlaki  mekanizmaların kontrolündedir. Belirgin  biçimde, Geleneksel Türk tiyatrosunun tarihi  gelişimi içinde de bu mekanizmaların, tiyatro  biçim ve içeriğine ne denli etkin şekilde yön  verdiği gözlemlenebilir. Öyle ki, Türk tiyatro  kronolojisi içinde, bireyselliği hiçe sayan,  geleneklere bağlı toplumsal bir ideale hizmet  edecek bir tiyatro formatı ortaya çıktığını  açıkça görmek mümkündür. Bu bol sansürlü  kısıtlayıcı icra biçimi de, gösterim sırasında  amaçlanan kitlesel histeri ile kolektivitenin  önündeki en büyük engeldir. Ancak  çeşitlenen ve artan tüketim alışkanlıkları ile  ekonomik ve sosyal hayattaki gelişmeleri  takiben, elbette Avrupa tiyatrosu gibi Türk  tiyatrosunda da, zaman içinde büyük içerik  ve biçim değişikliklerine uğramıştır. Bazen  karnavaleskin törensel kimliği boyutunda,  bazense oyun kişilerini ritüel katılımcılarına  yaklaştıracak nitelikler kazandırılması yoluyla  ritüelistik hava yaratılmaya çalışılmıştır. Fakat  bu değişiklikler yine de ritüelin, bir sahneleme  önerisi olmasından öteye geçememiştir.

Dramatik yapısı bakımından ritüelin modern  dramayla benzerliği açıktır. Ancak bu benzerlik  ritüelin, tiyatro için tek başına tümden yeni bir  biçim önerisi olabilmesi adına yeterli değildir.  Çünkü ne ritüeldeki örgütsel davranışın bugün  modern dramada uygulanabilirliği vardır ne de  onunla aynı amacı taşır. Ritüel ancak ve ancak  çıkış noktasıdır.

Dolayısıyla katılımcıların, kitlesel histerinin  gerçekleşebilmesi için gereken adanmışlığı  sağlamak için bu farkındalıktan yoksun  olmalarını beklemek gerçekçi değildir. Aynı  şekilde oyuncunun da temsil fikrinden uzak bir  ritüel katılımcısı olmasını ummak olası değildir.  Bu yüzden tam anlamıyla ritüele dönüş teorik  olarak kulağa mümkün gelse de, pratikte  değildir. Ritüeller tiyatro için daha çok biçimsel  bir temsil yöntem arayışının çıkış noktası ya  da tiyatroyu anlamaya dair veri toplanacak,  tarihsel bir kaynak olarak görülmelidir.

* Geliş Tarihi: 18 Kasım 2019 – Kabul Tarihi: 5 Mayıs 2020

**Drama Öğretmeni, ezelcglyn@gmail.com, Orcid No: 0000-0003-3389-7179

3 Oynayan insan.

4 Aristotales Poetika adlı eserinde katharsis’i, temizlenme, arınma, arılaşma anlamında kullanır. Türkçeye arınma olarak geçmiştir.

5 Tıbbi terim: Anormal hızlı soluk alıp verme.

6 Tam Türkçe karşılığı olmayan bu kavram, karnavalın içerdiği toplumsal normları alaşağı eden şenlik ve eğlence özü taşıyan, bazı kaynaklarca karnavallaşma, karnavalımsı gibi sözcüklerle tanımlanan, karnaval özellikleri taşıyan anlamına gelmektedir.

KAYNAKÇA 

 

  • Akgül, T. Y. (2012). Antik Yunandan Modern Sonrasına “Myth” Kavramının Evrimi. İzmir, Türkiye: Dokuz Eylül Üniversitesi  Güzel Sanatlar Enstitüsü.

  • And, M. (2014). M. And içinde, Başlangıcından 1983’e Türk Tiyatro Tarihi. İletişim Yayınları.

  • Artun, E. (2008). Halk Kültürü Tiyatrosu Sempozyumu. İstanbul: Yeditepe Üniversitesi.

  • Birkiye, S. K. (2016). Kendi Kültürünü Dönüştürmek: Japon No Tiyatrosu. Aydın Sanat, 45-61.

  • Bon, G. L. (1997). Kitleler Psikolojisi. İstanbul: Hayat Yayıncılık.

  • Candan, A. (2010). Oyun Tören Gösterim. İstanbul: Norgunk.

  • Çelikçapa, E. (2014). Richard Schechner’in Performans Anlayışı. İstanbul: Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

  • Gaster, T. H. (2000). Thespis – Eski Yakındoğu’da Ritüel, Mit ve Drama. İstanbul: Kabalcı.

  • Huizinga, J. (2018). Homo Ludens. içinde Ayrıntı Yayınları.7

  • Karaman, K. (2016). Ritüellerin Toplumsal Etkileri. Şehir ve Düşünce, 80-89.

  • Nutku, Ö. (1993). Dünya Tiyatrosu Tarihi 2. İstanbul: Remzi Kitabevi.

  • Peacock, J. L. (2006). Ritüellerin Sosyal Evrimi Teorisi Üzerine Notlar. Milli Folklor, 141-148.

  • Salihoğlu, B. (2019). Türk Tiyatrosunda Karnavalesk ve Grotesk Sahneleme İncelemeleri. İstanbul: İstanbul Aydın  Üniversitesi.

  • https://sozluk.gov.tr/ (21.10.2020)
Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Ezel Çağlayan

Yanıtla