Metin Boran
Haldun Taner’in ilk dönem epik oyunlarından olan Eşeğin Gölgesi, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda ilk sahnelendiği 1965 yılında komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yasaklanır ve ardından yazarı ile yönetmeni Çetin İpekkaya hakkında dava açılır.
Ve oyun gösterimden kaldırılır. Uzun yargılama sürecinden sonra sahnelenmesine izin verilir. Fakat tekrar sahnelenmez.
Oyun aynı yıllarda Ankara Meydan Sahnesi tarafından provaya alınır, burada da oyun hakkında dava açılır, yargı sürecinden sonra sahnelenmesine izin çıkar fakat topluluk, suç oluşturma endişesiyle birkaç gösterimden sonra oyun gösterimden kaldırılır. Oyun daha sonra 1977-78 tiyatro sezonunda İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda Engin Uludağ’ın yönetiminde sorunsuz bir şekilde sahneleniyor.
Eşeğin Gölgesi bu defa Genel Sanat Yönetmenliğini Ragıp Savaş’ın üstlendiği Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun repertuvarında ve Murat Karasu’nun rejisiyle tiyatro seyircisinin beğenisine sunuluyor.

Haldun Taner, ülkemizde Geleneksel Tiyatro ile modern epik üslubu yetkince kurgulayan usta bir yazar olarak Eşeğin Gölgesi’nin konusunu Samsatlı filozof Lukianos’un bir masalından alıyor ve toplumsal hayatımıza uyarlıyor.
Yazar Lukianos’un masalının geçtiği hayali Abdera’yı “Abdalya” olarak değiştiriyor ve oyun kişilerini ve konusunu daha da beliginleştirerek sömürü, kar hırsı, adalet, eşitlik gibi olguları sahnede tartışmaya açıyor.
Oyunun konusu kısaca şöyle; Berber çırağı Şaban, müşteri bulmak umuduyla panayıra gitmek üzere eşekçi çırağı Mestan’dan bir eşek kiralar. Birlikte yol çıkarlar mevsim yazdır ve hava sıcaktır Şaban eşeğin gölgesinde dinlenmek üzere yanına uzanır. Mestan ise eşeğin gölgesinin kirasını ister. Şaban zaten eşeği kiraladığını ayrıca gölgesine para istenmesini kabul etmez ve aralarında tartışma başlar. Sonunda bu kısır tartışamda haklı haksız ortaya çıksın diye mahkemeye başvururlar. Her iki taraf da avukat tutup davayı takip etmeye başlarlar. Mahkeme uzadıkça uzar, dava bir anda Abdalya’nın gündemine oturmuştur. Mesele toplumsallaşmış, ulusal çapta tartışmaya yol açmıştır.
“HALK BU GERÇEKLİĞİ FARKEDEMEZ”
Şaban ve Mestan’ı destekleyenler olarak ülke iki cepheye ayrılmış, kutuplaşma başlamış ve mesele bir anda siyasallaşmış, siyasal partilerin gündemine girmiş hatta taraflar parti bile kurmuşlardır. Artık Abdalya ikiye bölünmüştür. Ülke suni bir gündemle bu absurd meseleyi tartışırken oyunda tek mantıklı ve rasyonel düşünen Ozan taraflara durumun saçmalığını anlatmaya çalışır fakat idareciler ve halk onu da hain ve bölücü olarak nitelemekten geri durmazlar. Bu saçma ve akıl dışı tartışamada kazan ise zaten varlıklı iki aile olan Abid ve Zahid’dir. Aymazlık içinde bu kısır döngü sarmalında düşünce yetisini yitiren halk bu gerçekliği fark etmez.
Yönetmen Murat Karasu, sahne yorumunda oyunun geleneksel özelliklerine uygun bir sahneleme tercih etmiş. Metin çözümlemesini Irmak Bahçeci’nin üstlendiği oyun genç bir kadro ile hazırlanmış. Oyunun dekor tasarımı Ali Yenel’e müzikleri ise Tolga Çebi’ye, şarkı sözleri ise Faruk Üstün’e ait. Cem Yılmazer’in ışık tasarımını yaptığı oyunun kostümleri ise Ayçin Tar’a ait. Hareket düzeninde ise Cihan Yöntem imzası var. Orkestra ile birlikte kalabalık bir kadro ile sahnelen oyunda bütün sahne unsurları birbirleriyle uyumlu görsel anlatım ortaya konuluyor.
“SEYİRCİYİ TOPLUMSAL OLGULARDA UYARIYOR”
Masal ile gerçeğin iç içe geçtiği Eşeğin Gölgesi’nin Karasu yorumunda oyun un epik tarzı göz ardı edilmeden, kurgusal özeliklerine uygun olarak gösteri eleştirel dil üzerine ilerliyor. Yanı sıra epik tiyatronun işlevine uygun olarak seyirciyi kapitlazm, sömürü çarkı, kazanç hırsı, rüşvet, iltimas, adalet, ezen ve ezilen gibi toplumsal olgularda uyarıyor. Gösteride müzik, dekor ve kostüm masal ve gerçeğin sahici anlatımında özel bir işlev yükleniyor. Oyunda “zaman” ve “hikaye” hem geçmiş hem bugün. Oyun bu özelliğini anlattığı hikayenin gerçekliğinden alıyor. Karasu bu gerçekliği özenle ve sade bir dille seyirciyle buluşturarak izleyini hem gülümsetiyor hem de şaşırtıyor. Fakat en çok da hikayeyi güncelle buluşturarak içinde yaşadığımız sömürü düzeninin çarkına prizma tutuyor.
Genç bir kadro ile sahnelen oyunda görev alan oyuncular anlatımın başat unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Genç kadro, hareket, dil, duygu ve tavır olarak metnin ve hikayenin özelliklerine uygun abartısız, ölçülü ve sahici bir oyunculuk ortaya koyuyorlar. Oyuncular, absurdu, akıldışılığı, eleştiriyi, masalı ve gerçeği, komedi ve mizahı tadında bir dil ve tavırla içselleştirmiş olarak çıkıyor seyirci karşısına.
Yazan:
Haldun Taner, Yöneten Murat Karasu, Dramaturg Irmak Bahçeci
Yönetmen Yardımcısı:
Ercan Koçak/ Özge Çatak
Dekor Tasarımı:
Ali Yenel, Kostüm Tasarımı Ayçin Tar Müzik: Tolga Çebi Söz Yazarı
Faruk Üstün
Hareket Düzeni:
Cihan Yöntem, Yardımcı Hareket Düzeni Utku Demirkaya
Işık Tasarım:
Cem Yılmazer
Reji Asistanı:
Arda Güleryüz
Oyuncular
Zeyno Eracar, Emre Koç, Nazan Koçak, Alper Altuner,Kadir Hasman, Bulut Akkale,
Eda Özdemir, Ercan Koçak, Ali Kil, Özge Çatak, Arda Akyüz, Gözde Ayar, Doğuş Can Uzun,
Can Esmeray, Sevda Karabulut, Murat Şenol, Ayşe Demirel
Orkestra:
Uğur Çerkezoğlu, Melih Yüzer, Aykut Yıldırım, Ersin Toz, Adem Elkaya, Ebru Mine Sonakın
Teknik Ekip:
Sahne Amiri: Seval Özdemir, Sahne Tekniği: İsmail Hakkı Alev/ Faruk Sayın/ Bekir Çakıcı
Aksesuar:
Orhan Yıldız/ Muhammed Ali Alışkan, Kostüm: Filiz Kaplan/ Burak Kayık
Işık:
Güner Şen/ Bahadır Veznedar/ Hüsamettin Özdemir
Ses Efekt: Erdal Tok/ Hakan Gületınmaz/ Hakan Barut/ Fahri Karaca
