Hafızanın Saklı Labirentinde Gezinen Bir Oyun: Önceleri Senden Hiçbir İz Yoktu

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Fuldem Özkan

Özlem Erben’in yazıp yönettiği, Aleyna Bozan, Pırıl Sesli ve Gamze Aygün’ün rol aldığı Önceleri Senden Hiçbir İz Yoktu, çağdaş tiyatronun giderek daha fazla yöneldiği bir alanda konumlanırken, anlatı tiyatrosunu kendine has üslubuyla yorumluyor. Erben, anlatı tiyatrosunun tipik doğrudan bir olay örgüsü sunmayan niteliğini, geçmişte kalamayan” bir ilişkinin “benlikteki silinmeyen izleri” üzerinden sorguluyor. Üstelik bu takip, içsel bir yolculuğa muzip bir davet niteliğinde.

Oyunun merkezinde “kaybolmuş” bir kardeşin yarattığı kaygı ve endişe kadar, bu kaybın geride bıraktığı boşlukla baş etmeye çalışan iki ayrı bilinç var. Ancak bu bilinç de tutarlı bir anlatıcıyı simgelemediği gibi, hatırladıkça dağılan, düşündükçe çelişen bir yapıda oluşuyla toplumsal bir katman kazanıyor. Oyun, adıyla daha en başından seyirciyi bir yokluk hâline davet ediyor aslında; var olanı değil, silinmiş olanı, söylenmemişi, eksik kalanı merkezine alıyor. Üç kız kardeşin yaşadıkları üzerinden toplumsal belleğe doğrudan atıf yapıyor.

Sekizde Tiyatro’nun sahnelediği bu prodüksiyon, Erben’in metnini psikolojik gerçekçiliğe yaslanmıyor, gerek de yok. Belleksizliğin getirisi olan kendine yabancılaşmayı bir reji yorumu olarak uyguluyor; tekinsizliğin içinde hem müzik hem de dans, kaotik bir şölen hâlini alıyor.

Metin, klâsik anlamda dramatik çatışma üretmekten bilinçli biçimde kaçınıyor. Niteliğini karakterler arasındaki çatışmadan değil, onların kendi belleğiyle ve geride bırakamadıkları geçmişleri ile yaşayamadıkları şimdileri arasında kurduğu problemli ilişkide buluyor. Bu yönüyle oyun, seyircide net cevaplar yerine, giderek derinleşen bir belirsizlik alanına çekiliyor.

Özlem Erben’in metni, çağdaş tiyatro yazımında sıkça karşılaştığımız parçalı yapı anlayışını benimsiyor. Epizodik sahnelemenin dışında, zaman zaman kesilen cümleler ve tekrarlar bilinçli olarak tercih edilen anlamlı sessizliklerle travma ve bastırılmış duyguları dile getirir, yüzleşilemeyenin kırılganlığını yansıtır.

Sekizde Tiyatro’nun sahneleme anlayışı, metnin bu boşluklu yapısını doldurmaya değil, aksine derinleştirmeye yönelik olması açısından oldukça önemli. Reji, sahneleme dilinde yalınlığa yaslanıyor: Fiziksel aksiyonlar sınırlı; beden çoğu zaman düşüncenin ve hafızanın taşıyıcısı olarak konumlanıyor. Hem dışa dönük, çocuksu bir enerjiyle devingen hem de yılgın, bazen de asi, çığırtkan. Başlı başına bir zihinsel dalgalanma işlevini görür gibi. Bu açıdan her üç oyuncunun performansı ve sahne uyumu oldukça başarılı.

Dekor tasarımında Atilla Erben’in tercih ettiği yalınlık, karakterlerin iç dünyasındaki ıssızlığı simgeliyor. Özlem Erben’in metninde geçen “iz bırakmama” teması, sahnede fiziksel bir boşlukla karşılık buluyor. Bu boşluk, seyircinin hayal gücünü tetikleyerek anlatılan geçmişi kendi zihninde inşa etmesine olanak tanıyor. Kostümde ise karakterlerin kişisel özelliklerini ön plana çıkaran detaylar nispeten daha gösterişli. Büyük ablanın tavşan şeklindeki pabuçları hınzırca bir detay olarak göze çarpıyor. Tıpkı nereye kaybolduğu, nereden geldiği bir türlü kestirilemeyen küçük kardeşin adının “erdem” oluşunun ardındaki vurgu gibi.

Önceleri Senden Hiçbir İz Yoktu çağdaş tiyatronun “anlatma”dan çok “düşündürme” gücüne yaslanan bir örneği olarak değerlendirilebilir. Oyun, izlerin bile isteye niçin kaybolduğunu sorgulatarak iz bırakan düşünsel bir tiyatro deneyimi sunuyor, “iz”lemekte fayda var.

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Fuldem Özkan

Yanıtla