Yabancı – Bir Alımlama Örneği

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Zehra İpşiroğlu

Oradan oraya savrulmak

François Ozon’un Camus’nün Yabancı romanından sinemaya uyarladığı Yabancı filmindeyiz: Otuzlu yılların Cezayir’i: Fransız kökenli Meursault genç bir adam. Ne geçmişi var ne de geleceği. Anda yaşıyor ve rüzgâr ne yana eserse o yana savruluyor. Kumsalda Marie ile karşılaşıyor. Onunla denize giriyor, sinemaya gidiyor, sevişiyor. Marie’yi seviyor mu? Bilmiyor. Onunla evlenir mi? Bilmiyor, Marie çok istiyorsa belki. Evlense de olur evlenmese de. Annesi öldüğünde de hiçbir duygu göstermiyor. Yaşamış ya da ölmüş ne fark eder? Yanı başında Arap bir kadın şiddet yaşadığında kılını bile kıpırdatmıyor. Başkalarından ona ne? Kadını döven Fransız komşusunun davetini kabul edip Marie ile birlikte sahildeki bir lokantaya gidiyor. Kadının Arap kardeşlerinin saldırısına uğradıklarında durup dururken bir kavganın içine düşüyor. Sonra da olay yerine geri dönerek saldırganlardan birine hiç nedensiz tabancayla ateş ediyor, ama bununla da yetinmeyip üst üste dört beş kere kurşun sıkıyor. Öfke mi, ırkçılık mı? Hayır sadece empati yoksunluğu, duyarsızlık, soğukluk…

Koparılıp atılması gereken bir ayrık otu

Tutuklandığında kimse bunu pek ciddiye almıyor. Sonuçta Arap bir gariban ölmüş ya da ölmemiş kimin umurunda? Avukatı hemen kurtulacağından emin, pişman olduğunu söylemesi ve çok üzüldüğünü belli etmesi yeterli. Ama Meursault pişman değil ki neden pişman olduğunu söylesin? Üzülmüyor ki neden üzülmüş gibi yapsın?

Evet Meursault ne kendisine ne de başkalarına yalan söylemiyor… Arab’ı öldürdü, çünkü o an güneş ışınları gözüne girmişti, başka bir neden mi, hayır yok, sadece güneş. Pişman mı? Neden pişman olsun olay boş bir refleks, bir rastlantıydı sadece. Ya annesinin ölümüne üzülmedi mi? Bilmiyor, sonuçta bir gün herkes ölmeyecek mi?

Tam bu noktada da mahkeme onu sımsıkı kıskaç altına alıyor. Bu kadar duyarsız, bu kadar empati yoksunu bir insan toplum için büyük bir tehlike oluşturmuyor mu? O zararlı bir ayrık otu gibi anında yok edilmesi gereken bir yabancı değil mi?

Öfke patlaması

Filmin doruk noktasını ölüme mahkum edilmiş olan Meursault’la Papazın karşılaşma sahnesi oluşturuyor. Bu sahnede Tanrı aracılığıyla Meursault’un kalbine seslenmek isteyen papaza genç adam çok büyük bir tepki gösteriyor. Papaz üsteleyince de ona saldırıyor. Gardiyanlar papazı güçlükle kurtarıyorlar onun elinden. Bu sahne Meursault’ın umursamazlığının ardındaki öfkeyi gösteriyor, her şeyi işlerine geldiği gibi yorumlayan topluma ve dinsel değerlere karşı sınırsız öfkeyi… Belki de onu en çok öfkelendiren anlamsızlığın içindeki anlam arayışları.

Yabancı kim?

François Ozon’un Yabancı filminde umursamazlığı ve kayıtsızlığıyla Meursault bize hem yabancı hem de tanıdık. Yabancı , çünkü yaşadığımız dünyada insanların kaybedenlere değil de kazananlara ait olmak için harcadıkları çaba sınırsız. Kendini en iyi yanından gösterme, görünüş ve davranış biçimiyle insanları etkileme, içten ve özgün davranma bugünün dünyasında olmazsa olmaz değerler. Öte yandan duyarsızlık, umursamazlık, kayıtsızlık da gereğinde gündeme gelebilecek roller sadece. Yabancı ise duyarsızlığı ve kayıtsızlığıyla rol oynamıyor, gerçeğin ta kendisini sergiliyor. Yabancının bu radikal duruşunun o dönemde olduğu gibi bugün de çok yadırgatan tedirgin edici bir yanı var.

Öte yandan Yabancı bize tanıdık geliyor. Yaşamına anlam verememe, rüzgâr ne yönden eserse o yöne savrulma, hiçbir şeye bağlanmama, hiçbir şeyi sevmeme, her şeyi anlamsızlığı içinde yaşama, boşluk duygusu, kimlik yitimi günümüz gençliğine de ışık tutuyor. Böylesi bir duruş şiddeti tetiklediği için tehlikeli bir gizil güç oluşturuyor.

Anlamsızlık ve anlam arayışı

Filmin siyah beyaz olması belli bir mesafe yaratıyor. Ne yaşamın anlamsızlığı içinde yitip giden Yabancı’yla özdeşleşiyoruz, ne onun için gözyaşı döken, onu anlayamadığı halde seven sevgilisiyle. Anlatılanlar bir hayal gibi gözümüzün önünden kayıp gidiyor. Güneş, ışık ve deniz, insanı rahatlatmıyor, tam tersine ışık cinayetin işlenmesini tetikliyor. Doğa, deniz, güneş ışık sadece yaşamın anlamsızlığına gönderme yapıyor. Yabancı ise doğanın içinde oradan oraya savrulan bir obje sadece, hiçbir şeyi anlamlandırmıyor, hiçbir şeyi yorumlamıyor, sadece o anı yaşıyor. Öte yandan mahkemede yorumlama ve anlamlandırma çabasını görüyoruz. Bu başarılamadığı anda da Yabancı ölüm cezasına çaptırılıyor. Filmin ilk yarısı Meursault’un kişiliğinde odaklaştığı için daha çok sessizlik ve suskunluk ağırlıkta, çünkü anlamsızlığın dili yok. Sonraki mahkeme sahneleri ise konuşmalara dayanıyor. Yaşama anlam verme, yaşamı yorumlama, adaleti aramayla birlikte dil de ister istemez ağırlık kazanıyor. B.Voisin içe dönük, durgun, ifadesiz oyunculuğu, sakin düz sesi, ağır hareketleri ve mimiksiz yüzüyle çok inandırıcı bir Yabancı karakteri çiziyor… Duygularını ifade edemeyen, duygusuz birini bu kadar inandırıcı bir biçimde oynamak kolay olmamalı. Yabancı siyah beyaz çarpıcı sahneleriyle kolay kolay unutamayacağımız bir film.

www.zehraipsiroglu.com

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Zehra İpşiroğlu

Yanıtla