Farklı ve İlginç Bir Tiyatro Deneyimi: Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Erdoğan Mitrani

1981Tahran doğumlu sahne tasarımı eğitmeni, şair, öykü ve oyun yazarı Nassim Soleimanpour zorunlu askerlik hizmetini yapmayı reddettiği için ülkesi İran’ı terk etmesine, 2013 yılında pasaport verilene kadar izin verilmemiş muhalif bir sanatçı. Ülkesinden çıkış yasağı varken yazdığı, ilk kez 2011’de Edinburgh Fringe Festivali’nde prömiyer yapan, 25 ülkede 30’dan fazla dile çevrilen, 3 binden fazla kez sahnelenen oyunu Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, güvenli biçimlerin, denenmiş yolların dışına çıkan, hem yapımcı hem de seyirci için risk ve cesaret isteyen yenilikçi bir çalışma. Provasız, yönetmensiz, oyuncunun metin ile sahneye çıktığında izleyici ile aynı anda karşılaştığı, her gösterimde yeniden kurulan yapısıyla, bir oyundan çok, canlı ve geri dönülmez bir tiyatro deneyimi.

Nassim Soleimanpour, hem güldüren hem de insanın içini burkan, düşündüren, şaşırtan metninin içine kendi özgürlük arzusunu, kendi iç sesini, kendi kuşağının yaşadıklarını saklamış. Sirke girmek isteyen bir beyaz tavşanın, ayıların, kargaların, devekuşu taklidi yapan çıtaların ve olmazsa olmaz bir kırmızı başlığın masalsı öyküsünü, hem çok kişisel, hem de  herkese tanıdık gelebilecek bir hikâye olarak kurguluyor. Bu meselin içine yerleştirdiği, özgürlük, güç, baskılar, insanın yapmak zorunda olduğu seçimler gibi temalar, kimi zaman anlatıcıyı yönlendirecek direktiflere, kimi zaman da otobiyografik bir meditasyona dönüşüyor.

Yapımcılığını Nisan Ceren Özerten’in üstlendiği projede, oyuncunun da seyircinin de bilmediği metin, içinde az sayıda aksesuar olan sahnede, mühürlü bir zarfın içinde yorumcunun gelip onu canlandırmasını bekliyor. Oyun, farklı kuşak ve cinsiyetten, farklı oyunculuk disiplinlerinden 40 çok güçlü isim tarafından, matine suare olarak sahneleniyor.

20 akşam boyunca iki farklı oyuncu peş peşe sahne alarak oyunu sadece birer kez oynuyorlar.

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, tek ve hep aynı oyun ama, her yorumcu ilk kez o an gördüğü metni, onu ilk kez izleyen seyirciyle birlikte an be an gelişen tek ve biricik bir tiyatro deneyimi olarak yaşıyor ve yaşatıyor.

Olayı “ticari” olarak küçümseyenlere katılmıyorum. 40 gösteriyle yaklaşık 600 kişi alan iki mekânı tamamen doldurmak 24.000 bilet satmak demek ki, bu gerçekten büyük bir ticari başarı. Masrafların boyutu ve yapımcıya net ne kalacağı benim ilgi alanımın dışında ama, bağımsız tiyatrolar ciddi bir krizde iken, hemen hepsi bu bağımsız yapımlarda yer alan oyuncuların her birinin 600 küsur seyirciyle karşılaşmasının tiyatro adına büyük bir kazanç olduğu kanısındayım.

“Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan”ı birkaç kez izlemek, metin her oyuncuyla yeniden yazıldığı, yeniden canlandığı, yeniden var olduğu için her defasında farklı bir serüven. Birkaçını izlemeyi tasarladığımda, gerek olayların akışının, gerekse Soleimanpour’un kolay anlaşılır metaforlarının giderek bildik hâl alacağından, ilkinden sonraki seyirlerin giderek sıkıcı olabileceğinden az da olsa endişelendiğimi itiraf etmem gerek. Yanılmışım! Tiyatro öylesine  bir büyü, oyunculuk öylesine bir yetenek ki, birkaç izlemeden sonra neredeyse yorumcuyla birlikte söyleyecek kadar belleğime yerleşen o metin her oyuncunun elinde gerçekten bambaşka bir olaya, her izleme yepyeni bir deneyime dönüşüyor. Burada tüm oyuncuların mesleklerine saygılı etik bir kararla kendi performans sıraları gelene kadar önceki hiçbir yorumu izlemediklerini ve metni gerçekten ilk kez zarfı açtıklarında gördüklerini belirttiklerini aktarayım.

Şahsen kırık bir diz kapağının nekahat dönemini yaşadığımdan ne yazık ki Demet Akbağ’ın açılış oyununu ve Onur Ünsal’ın her izleyenin anlata anlata bitiremediği müthiş “Show”unu kaçırdım. Sonunda çok sevdiğim ve çok özlediğim üç muhteşem kadının yorumlarıyla yetindim ve tabii ki her biriyle, tiyatronun ne biçim bir mucize olduğunu bir kez daha keşfettim.

Açılışı yaptığım, anneliğin daha da güzelleştirdiği, genç kız bedenine dönmüş olan Funda Eryiğit, olayın show tarafını tamamen geriye çekip izleyiciyle benzersiz bir interaktif iletişim kurmayı yeğledi. ParibuArt’ın büyük salonunu tamamen dolduran 630 kişinin her biri oyunu Funda sadece ona anlatıyormuş duygusuna kapılarak izledi.

Aynı gece izlediğim Sezin Akbaşoğulları sahneye ve seyirciye anında hâkim oldu ve oyunu müthiş bir inandırıcılıkla doğaçlama yaparmış izlenimi bırakarak götürdü. Beden kullanımı ve deve kuşu taklidi de çok başarılıydı.

Finali yaklaşık 3 hafta sonra Tilbe Saran’la yaptım. Yükseltideki minimal dekoru arkaya alıp önüne inen Tilbe seyirciyle burun buruna, yabancısı olduğu her sözcüğü kendine mal ederek, metni benzersiz bir biçimde sahiplendi. Finalde uyması gereken talimat için “özgür iradesini” kullanarak oyuncunun metni her gece tekrarlamakla yetinmediğini, her gece kişisini ve yorumunu yeniden var eden bir yaratıcı olduğunu kanıtladı.

Bu son gecenin çok keyifli bir sürprizi Nassim Soleimanpour’un canlı katılımıydı. Keyifli bir soru cevap öncesinde hem kendisini hem tiyatroda sürdürdüğü deneysel çalışmaları anlattı.

Dört aylık bir sürede gerçekleşen projenin ilk üç ay programı sona erdi ama DasDas’ta Nisan ayı boyunca sürecek.

İzlemek isteyenler için oyun gün ve saatleri şöyle

04 Nisan Cumartesi  18.30  Ayşenil Şamlıoğlu

04 Nisan Cumartesi  20.30  Nergis Öztürk

05 Nisan Pazar         18.30   Helin Kandemir

05 Nisan Pazar         20.30   Aslı İnandık

11 Nisan Cumartesi  18.30  Cihan Talay

11 Nisan Cumartesi  20.30  Esra Ruşan

12 Nisan Pazar         18.30   Büşra Develi

12 Nisan Pazar         20.30   Yiğit Özşener

18 Nisan Cumartesi  18.30  Onur BerkAarslanoğlu

18 Nisan Cumartesi  20.30  Dolunay Soysert

19 Nisan Pazar         18.30  Ceyda Düvenci

19 Nisan Pazar         20.30  Tolga İskit

İyi seyirler dilerim.

.

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Erdoğan Mitrani

Yanıtla