Bugün 27 Mart

Pinterest LinkedIn Tumblr +

EDİTÖRDEN

Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI), 2. Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde, soğuk savaşın başlangıcında kurulmuş. Dünya genelinde sahne sanatları alanında çalışanları bir araya getirme ve geliştirmenin yanı sıra sahne sanatları yoluyla barışı yaşatmayı ve sürdürmeyi hedeflemişler. Sahne sanatlarının, çatışma bölgelerinde ve dünyanın her yerinde barışı inşa etmek için kullanıldığı bir dünya hayal etmişler. 1961 yılında 27 Mart’ı Dünya Tiyatro Günü ilan ettikten sonra yazılan ilk bildiride, tiyatro günü sayesinde ulusların tiyatro yoluyla barış için birlikte çalışabilecekleri temennisinde bulunulmuş.

27 Mart Dünya Tiyatro Günü bu yıl 65 yıl öncesinden oldukça farklı, ama bir o kadar da benzer bir dünyada kutlanıyor. ITI’nin uluslararası bildirisini kaleme alan Willem Dafoe, giderek daha şiddet dolu bir hâle gelen dünyamızda tiyatrocuların görevinin tiyatronun sadece eğlendirmeyi amaçlayan ticari bir girişim olarak yozlaşmasını önlemek ve insanları, toplulukları, kültürleri birbirine bağlayan gücünü beslemek olduğunu belirtiyor. Yeni teknolojilerin ve sosyal ağların, bağlantı kurma vaatlerine rağmen insanları izole ederek birbirinden uzaklaştırdığını, buna karşılık tiyatronun insanları bir araya getirerek gerçek bir etkileşim ve ortaklık kurulmasını sağlama gücü olduğunu vurguluyor. Tiyatronun seyirciyle kurulan canlı ilişkide anlam bulduğunu da ifade ederek, düşünme biçimimizi sorgulatan ve hayal gücümüzü harekete geçiren yönünü vurguluyor.

Bu yıl ulusal bildiriyi kaleme alan ve 66 yıldır bu alanda çalışan sahne tasarımcısı ve yönetmen Metin Deniz ise “insan” olmanın ne demek olduğunu anlatıyor. Hem insanın hem de sanatın savaş karşıtı yönüne vurgu yapıyor ve sanatın insanla var olduğunu, toplumların birbirleriyle sanat aracılığıyla ilişki kurduğunu, tiyatronun da bu ilişkiyi sürdürdüğünü belirtiyor. Tiyatronun insanı sorguladığını, yaratıcılığı güçlendirdiğini, geçmişi hatırlatıp geleceği şekillendirdiğini ve hatta değiştirebileceğini söylüyor. Ve sanatın savaşa üstün geleceğini dile getiriyor.

Alternatif bildiriyi yazan Süreyya Karacabey ise şiirsel diliyle savaşın, yoksulluğun, şiddetin ve adaletsizliğin mağdur ettiği çocuklar, kadınlar, gençler, göçmenler, işçileri anıyor; yarım kalmış hayatlar ve hayalleri, susturulanları, yok sayılanları vurgulayarak tiyatronun tüm bu yıkım ve acılar karşısında bir sözü olması gerektiğini ima ediyor.

27 Mart’ın 65 yıllık barış vurgusu bugün de baki. Dünya şu anda belki daha iyi bir yere gitmiyor; insanlığımız savaşlarla, hak ihlalleri ve adaletsizliklerle sınanıyor. Ama insan var olduğu sürece umudun var olduğunu; tiyatronun karanlığa karşı bir duruş olduğunu, bir nefes alma alanı olduğunu, insan var olduğu sürece tiyatronun da var olacağını ve umutla birlikte yaşatılacağını biliyoruz.

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: EDİTÖR

Yanıtla