[Tuğçe Çelik’in Birgün’de yayımlanan haberini okurlarımızla paylaşıyoruz.]
Antikapitalist eser Satıcının Ölümü’ne Rönesans Holding’in sponsor olması ve Zorlu PSM’nin repertuvarına alınması kamuoyunda tartışma yarattı. Tiyatro emekçileri, ezilenlerin hikâyesini anlatan eserin içinin boşaltıp eğlencelik bir şova dönüştürülmesine tepki gösterdi.
Arthur Miller’ın kapitalist sistemin insanı nasıl öğüttüğünü anlattığı 1949 tarihli klasik oyunu Satıcının Ölümü, İstanbul’da Zorlu Center’daki Zorlu PSM’de 26 Mart’ta seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor. Halit Ergenç ve Zerrin Tekindor’un başrollerinde yer aldığı oyunun sponsorları arasında Saray’a yakınlığıyla bilinen Rönesans Holding’in de yer alması, tiyatro çevrelerinde tartışma yarattı. Kapitalizmin yıkımını anlatan ve biletleri de 5.500 TL ile 1.250 TL arasında satışa sunulan oyunun kentsel dönüşüm ve mega projelerle özdeşleşen sermaye yapılarıyla aynı sahnede buluşması tiyatro emekçilerinin tepkisini çekti.
Miller’ın iflas eden “Amerikan rüyası”nı anlatan oyununun İstanbul’un en pahalı kültür komplekslerinden birinde holding destekli bir prodüksiyonla sahnelenmesini bağımsız tiyatrolara ve eleştirmenlere sorduk.
• Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi – Nevzat Süs:
Sanatın toplumsal bilinç üretme işlevi vardır. Bu nedenle sanatçı, kaçınılmaz biçimde bir aydın sorumluluğu taşır. Günümüzde kültür alanının giderek sermaye ilişkileri içinde konumlanması, sanat kurumlarının ve üreticilerin etik sınırlarını yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor. Sanatın itibarı, kimi zaman ekonomik gücü olan öznelerin meşruiyet üretme aracına dönüşebiliyor. Tam da bu noktada bağımsız sanat üreticilerinin varlığı kritik bir önem taşıyor. Sermayenin doğrudan egemenliği altına girmeden üretmeye çalışan sanatçılar ve kolektifler, sanatın yalnızca bir vitrin değil eleştirel düşüncenin alanı olduğunu hatırlatır. Çünkü sanat, gücün yanında hizalanmak için değil, gerektiğinde onu sorgulayabilmek için vardır.
Bu nedenle sanatçı, üretim koşulları ne kadar zor olursa olsun, etik ve toplumsal sorumlulukla da hareket etmek durumundadır. Sanatın gerçek değeri, kurduğu sahnenin büyüklüğünde değil; o sahneden hakikate ne kadar yaklaşabildiğinde saklıdır.
• Moda Sahnesi – Kemal Aydoğan:
Burada temel sorun antikapitalist bir eseri, bununla ün kazanmış ve dolayısıyla ezilenlerin tarafında olan bir oyunu ve yazarı sermaye ait bir tiyatroda, birtakım kent ve çevre suçları işlemiş bir sermayenin etiketiyle piyasaya çıkıyor olması. Dolayısıyla aslında ezilenlere, emekçilere, işçilere ait bir oyun onların elinden alınıyor ve bir tür gösteriye, şova, eğlenceye dönüştürülüyor. Eser anlamından, maksadından, kimliğinden soyuluyor. Buradaki asıl tartışmalı mevzu bu. Bilet fiyatları yüksek ama domates fiyatları, kira bedelleri de çok yüksek. Herkes kafasına göre kahveye de fiyat koyuyor. Bu nedenle bu kıyaslamalar doğru mu değil mi başka bir şey. Asıl mesele antikapitalist bir oyunun sermayeye ait, aslında bir tiyatro da değil bir buluşma yerinde ele geçirilmesi, oynanması, repertuvara alınması ve ezilenlerin derdini anlatan bir oyunun içinin boşaltılmasıdır.
• Tiyatro… Tiyatro… Dergisi – Yavuz Pak:
Son yıllarda prodüksiyon tiyatrosu adıyla giderek yaygınlaşan burjuva imalâtı tiyatro oyunlarının son örneği olan Zorlu PSM yapımı Satıcının Ölümü oyunu, henüz ilk gösterimini gerçekleştirmeden tiyatro camiasında biriken bir öfkenin hedefi oldu. Ünlü oyuncuları kadrosunda barındıran oyunun ana sponsorunun işçi düşmanlığını kanıtlamış olan Rönesans Gayrimenkul olması da hem tiyatrocuların hem seyircilerin üzerinde düşünmeleri gereken bir konu. Kapitalist düzeni eleştiren oyunun kapitalist sermaye tarafından sahneye taşınmasındaki ironi ise sanatın ve tiyatronun etik, politik ve estetik sefaletini yansıtıyor.
Ekonomik krizle birlikte pek çok tiyatronun oyunlarını sahneleyemez hale geldiği, sahnelerin birbiri ardına kapandığı ve tiyatrocuların açlık sınırının altında bir yaşama mahkûm olduğu koşullarda sermaye gruplarının tiyatroyu eğlencelik bir ticari metaya dönüştürme gayretleri, burjuvazinin krizleri fırsata çevirme geleneğini yaşatırken, halkın yüzde 60’ından fazlasının açlık sınırı altında yaşadığı Türkiye’de oyunun 5.500 TL’ye varan biletleri, derin bir yoksullukla mücadele eden geleneksel tiyatro izleyicisinin tiyatrodan uzaklaştırılmasının işaret fişeğini çakıyor. Mark Ravenhil, “Burjuva ideolojisi gibi burjuva sanatı da, politik bilincin öldüğü yere konan bir akbabadır” der. Egemen sınıfın sanatı serbest piyasayla kol kola hücum ederek, önce politik tiyatroyu ardından tiyatronun politikliğini elinden alıp tiyatroyu kârlı bir sektöre, tiyatroları ticari şirketlere, tiyatrocuları girişimcilere, seyircileri de olan bitenin edilgen dikizcilerine dönüştürüyor. Bugün tiyatronun çıkışı, varoluşuna yönelik tehditlere karşı cesur bir politik mücadele hattı inşa ederek toplumla güçlü bağlar kurmasında yatıyor.
