Bugün tiyatroya dinmeyen bir rüzgârın uğultusu gelecek, savaşın büyütmediği çocuklarla, yarım kalmış bir ağıdın içinde taşlaşmış annelerini getirecek.
Sessizce duracaklar sahnenin önünde.
Bugün tiyatroya sönmeyen bir yangının dumanı gelecek, Gazze’de yıkılmış bir sahnenin toza dönmüş hatırasıyla, rollerinden az yaşamış oyuncuları getirecek. Durup, özlemle bakacaklar sahneye.
Bugün tiyatroya yokluğun ve kötülüğün kararttığı semtlerden, gökyüzünü mazgallardan seyreden işçi çocuklar gelecek, sırtlarında taşıyacaklar ölmüş kardeşlerini.
Dünya nüfusunun atık haline getirilen göçmenleriyle, parayı ve silahı güç sanan canavarların yediği insanlar gelecek.
Düş kurmanın yasak olduğu ülkenin geleceksiz gençleri, erkeklerin her gün öldürdüğü kadınlar kefenleriyle gelecek.
Evsiz yaşlılar, hapiste unutulmuş insanlardan mektup taşıyan kuşlar, dünyaya zehirler yağarken dilsizleşmiş hayvanlar gelecek.
Bugün tiyatroya, eskiden acı çekmiş insanların replikleri gelecek.Yine “hayat çok kaba Kostya” diye seslenecek biri, Treplev’in kederini üstlenmiş yazarlar, aradığını hiçbir yerde bulamayan hüzünlü oyuncular, ışık yüzünde olursa, hikayeler kararacak diye korkan o kırılgan çocuk gelecek.
Bugün tiyatroya, heba edilmiş ömürler, yarıda kalmış hayaller gelecek, Şirazi’nin dizesi yankılacak boşlukta, bize bir ömür daha lazım diyen.
Hepsi dizilecek sahnenin karşısına. Oyun başlayacak, rüzgarın, yangının ve ölü çocukların huzurunda.
Oyun başlayacak birazdan.
Onlara bir şey söyle!
SÜREYYA KARACABEY
