Cihangir Atölye Sahnesi: Tiyatro Biraz İnat İşi

Pinterest LinkedIn Tumblr +

2026-27 tiyatro sezonu başlıyor. Bazı tiyatrolar perdelerini açtı, bazı gruplar ise şu günlerde sezonun ilk oyunlarına hazırlanıyor. Çeşitli tiyatro gruplarına hem yeni sezon hazırlıklarını hem de ulaşılan seyirci sayıları, seyirci profili, ekonomik koşullar gibi yönlerden geçmiş sezona dair değerlendirmelerini sorduk. Cihangir Atölye Sahnesi de bunlardan biri. Sorularımızı topluluk adına Boran Özsaygı yanıtladı.

Cihangir Atölye Sahnesi (CAS), 2025-26 sezonunda yedi profesyonel oyunun yanı sıra bir dayanışma oyunuyla seyirci karşısına çıktı: Filler ve Karıncalar, Ayak Bacak Fabrikası, Ödenmeyecek Ödemiyoruz, Saloz’un Mavalı, Neredeyse Eşittir, İki Efendinin Uşağı Alaturka ve sendikalar ve STK’larla ücretsiz buluşan dayanışma oyunu 7 Dakika. Oyunlar uluslararası festivallerde, farklı bölgelerdeki sahnelerde ve CAS’ın kendi sahnesinde oynandı.

Absürtten gerçekçiye, politik masaldan sahne uyarlamasına uzanan bu repertuvar seyirci profiline de yansıyor: Genç seyirciler ve tiyatro öğrencilerinin yanı sıra uzun yıllardır tiyatro izleyenler, eleştirmenler ve akademisyenler de oyunları takip ediyor. Topluluk geçen sezon yaklaşık 10.000 seyirciye ulaştı. Bu sayının yirmi milyonluk İstanbul için çok düşük olduğunu kabul eden CAS, bilet fiyatlarını, ulaşım zorluğunu ve ünlülerle yapılan büyük prodüksiyonları etkenler arasında sayıyor:

“Buluşabildiğimiz seyircimiz ise tiyatroyu seven, bir oyunun peşine takılıp diğer oyunları da takip eden, düşündüğünü, sevdiğini, sevmediğini bizimle paylaşan, sıcaklığını sahneden hissettiğimiz bir seyirci oldu çoğunlukla.”

CAS, dayanışma ve fırsat eşitliği anlayışıyla sahnesini bağımsız tiyatrolara da açıyor; geçen sezon 46 bağımsız topluluk CAS sahnesinde 50’den fazla temsil verdi. Eğitim projeleri de sezon boyunca sahnedeydi: Sekiz ay süren oyun atölyeleri 10 oyunun prömiyerini yaptı, her oyun en az üç kez seyirciyle buluştu, konservatuvarın oyunu da sahnelendi. “Sezon boyunca sahnede gerçekleştirdiğimiz her üretim, aynı zamanda tiyatro okulu olma iddiamızın da parçasıydı.”

CAS yeni sezonu Roland Topor’un Joko’nun Doğum Günü oyunuyla açtı. Muhammet Uzuner’in yönettiği oyun, bir atık su deposu işçisi olan Joko’nun başkalarını sırtında taşımayı kabullenmesiyle başlayan dönüşümü üzerinden iktidarın şiddeti, baskıyı ve eşitsizliği rıza yoluyla nasıl sıradanlaştırdığını gösteriyor:

“Bu dönüşüm ansızın gerçekleşmiyor; tam tersine son derece düzenli, mantıklı ve ‘makul’ gerekçelerle sinsice ilerliyor. Joko’nun maruz kaldığı şey, istisnai bir zulüm değil, düzenin ta kendisi olarak karşımızda boy gösteriyor.”

Ekonomik koşulların planlamanın dışında tutulamayacağını söyleyen CAS, bir oyunu hayal ederken bile önce “Bunu nasıl üretebiliriz, nasıl sürdürebiliriz?” sorusunu sormak zorunda kaldıklarını belirtiyor. Artan yalnızca dekorun, kostümün ya da teknik ekipmanın değil, doğrudan insan emeğinin maliyeti:

“Bir tarafta üretim maliyetleri yükseliyor, diğer tarafta seyircinin tiyatroya ayırabileceği bütçe daha da sınırlı hale geliyor. Bilet fiyatlarını artırdığınızda seyirciye ulaşmak zorlaşıyor, artırmadığınızda ise oyunun maliyetini karşılamak giderek güçleşiyor.”

Yine de koşullar ne kadar ağırlaşırsa ağırlaşsın tiyatronun niteliğini ve tiyatro emekçisinin hakkını korumak topluluk için yaşamsal önemde. Kendi salonuna sahip olmayı ise hem özgürlük hem sorumluluk olarak tanımlıyorlar: Takvimi kendileri belirleyebiliyor, zamanla mekânı ve tiyatronun ne yapmaya çalıştığını bilen bir seyirci oluşturabiliyorlar; ama kira, faturalar, bakım, personel ve tanıtım ciddi bir yük. Belediye salonlarında ise ya yüksek kiralarla ya da “programımız dolu” yanıtıyla karşılaşıyorlar. İBB’nin salonlarını bağımsız tiyatrolara düşük bir ücretle açmasını olumlu bulan CAS, Kadıköy Belediyesi’ni eleştiriyor:

“Daha merkezi salonları elinde bulunduran Kadıköy Belediyesi, mekânlarını özel bir işletme gibi işlettiği için bağımsız tiyatroların gişe tiyatrolarından yer bulması zorlaşıyor. Oysa belediyelerin kamusal sorumluluk gereği gişe kaygısı olmayan, kamusal alana sanat yoluyla hizmet veren bağımsız tiyatrolara da yer vermesi gerekir. Bu nedenle de bütün zorluklarına rağmen iyi ki mekânımız var diyoruz.”

Yeni sezondaki ilk hedefleri oynamaya devam etmek. Yalnızca ayakta kalmayı değil, sanatsal olarak ne yapmak istediklerini de konuşabilecekleri, biraz nefes alabilecekleri bir sezon dileyen topluluk, devletin bağımsız tiyatrolara bakışının değişmesini ve ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını da bekliyor. CAS sözlerini şöyle tamamlıyor:

“Tiyatro biraz inat işi. Koşullar zorlaştığında ilk vazgeçilecek şeylerden biri gibi görünebilir ama aslında tam da o zaman tiyatroya daha fazla ihtiyaç duyuluyor. Biz kendi payımıza bu inadı sürdürmeye çalışacağız.”

Paylaş.

Yanıtla