Cüneyt Uzunlar
dün şöyle bir not düştüydüm “antik batı diyalektiği-diyaloğu, antik doğu yin yangı keşfetti. ikisi de aynı şey aslında. fakat devletler ve savaştığı devlete benzeyenler ikisini de yanlış anladı. uzlaşmaz çatışmaların galibi yoktur. burdan doğacak yeni bir dünya vardır. bugün avrupa’da neo-faşist küre ile sokak karşı karşıya geliyor. faşistler kazanmaya mecbur, sokak yenilse bile vazgeçmemeye. viva la commune.”
bu sabah fransadaki protestoları vandalizm, yağmacılık olarak gösteren, göçmen karşıtı, islamofobik haberler seyrettim; trump’ın fransa’ya, sınırlarını kapat. göçmen alma direktifini de. haberlerin arasına bir polonyalı sıkıştırılmıştı, beyaz-protestan amerikalı vaybı veren adam solculardan ve islamdan nefret ettiğini söylüyor, faturaları devlet dışındaki herkese kesiyor, sözü ülkemi komünistlere ve müslümünalara karşı koruyacağım diyerek bağlıyordu. neo-faşist batı’nın emrindeki tırnak içinde cihatçıları saymazsak, son iki üç yılda yaşananlar islamla solun yollarını, ironik biçimde, birleştirdi.
komünizme karşı kurulan yeşil kuşak batı’da kızıl-yeşil bir kuşağa dönüşmeye başladı. tarihin cilvesine bakınız ki müslüman ve demokratik sosyalist bir kimlikle sahneye yeni aktörler çıkıyor. bir yandan da işte! avrupa’da hak ve özgürlüklerin ifade edilebildiği tek sahnede, sokakta halkın tiyatrosu perdelerini açıyor. tiyatro, yanlış kullanımının aksine tam da böyle bişiy aslında: olmazsa olmazı çatışma yani diyalektik üzerine kurulan ve bu çatışmadan doğacak yeni bir dünyayı ilham eden çok katmanlı bir yapı. hiç değilse bir kez tiyatroyu doğru bişiye benzetmiş olalım bu vesileyle.
çok klasik bir deyiş var, güneş balçıkla sıvanmaz. daha da eskisi “körler yıldızları görmese de yıldızlar vardır” vecizesi. neo-faşistler kişisel gelişim kültüyle, bilgisayar ve ağ teknolojileriyle, gaslightinglerle, mansplainiglerle, lovebombinglerle olmadı ghsotinglerle, polis zoruyla, burjuva enternasyonalizminin tüm olanaklarını kullanarak gerçekleştirdikleri kıyım, soykırım ve işgallerle özneleri uyuşturup, umursamazlaştırıp ve dahi umarsızlaştırıp tümüyle vicdansızlaştırabileceklerini, böylece toplumsal taleplerin bastırılabileceğini sanıyor fakat yanılıyorlar ki herhalde halkın tiyatrosu bir türlü perdesini kapatmıyor.
halkın tiyatrosu merceklerden geçerek ağ ortamında yayılıyor. dünyanın bir yerinde gerçekleşen dramatik bir ân milyarlarca seyirciye ulaşıyor. bir elinde filistin bayrağı diğer elinde orak-çekiçli kızıl bayrakla boy gösteren bir genç görüyoruz. gencin anatomisi sovyetlerin ideal gençlik anıtlarını andırıyor. esasen görüntünün nerde çekildiğinin önemi yok. çünkü görüntü artık kendisini seyreden herkesin zihninde-bedeninde akıyor. zaten genç de bu görüntünün dünyaya yayılacağının bilinciyle yapmıştır eylemini di mi. bugün artık avrupa’da değil sade tüm dünyada bir hayalet dolaşıyor. yeşil-beyaz-kara-kızıl bir hayalet. yaşasın filistin! yaşasın komün!

