Ama Bazen Çok İstiyorum Üzerine…

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Zeynep Günsür Yüceil

“…kelimelerden önce hatırlayan bedenin peşine düşüyor.”

Seyir yeri güvenli sanıyoruz. Belirli bir mesafeden karşımızda gerçekleşenlere seyirci kalarak korunaklı bir alandan oraları görüp, duygularımızı içimize gömerek -ya da nereye koyacağımızı bilemeyerek- duymaya devam ediyoruz. Dört beden anlam vermekte zorluk çektiğimiz eylem(e)ler içindeler sahne alanında. Sahne alanı beyaz. Alan içindeki bir kaç nesne- sandalye, boşlukta duran bir kapı, yine boşlukta duran bir tuvalet, vantilatör, çamaşır asacağı, sürahi- beyaz. Küçük bir kum yığını var, üzerinde beyaz bir kap.

Dört beden kadın.

Birbirinden farklı oluşları var ama birkaç anda hepsi aynı şekilde hareket edecekler. Başta bunu bilmiyoruz. Hepsi genelde çok yavaş hareket ediyor- bazen hızlı da olacaklar-. Eylem(e)leri birbirlerinden bağımsız. Birkaç yerde temas olacak, biz bilmiyoruz. Kendi dünyalarında bir bekleme, ya da vazgeçiş, belki bir kabulleniş ya da isyan hali içindeler, bil(e)miyoruz. Bu bedenlerin şefkatli bir sarılış yaşayıp yaşamadığını merak ediyoruz. Sanki geçmişte kalmış bir şeyi hatırlamaya ya da unutmaya çalışır gibiler, kesik eylem(e)ler tekrarlanıyor bazen. Hani salondan mutfağa bir şey almaya giderken ne alacağını unutup geri dönerken tekrar ne alacağını hatırlayıp yoluna devam ederken yine unutmak gibi.

Bazı anlar genleşiyor.

Beden unutmaya çalıştığı şeyi unuturken elleri, olmayan bir örgüyü örermiş gibi. -Bir arkadaşımın annesi yaşamının son yıllarında artık somut olarak ellerinde tutmadığı dikiş iğnesini olmayan kumaşa saplayıp çıkarmaya devam etmişti. Bütün hayatı boyunca yaptığı bir eylemi hatırlamaya devam eden beden- Geçmişte atılamayan bir kahkahanın -geçmişten gelip bedeni işgal etmesi gibi bir kahkahanın- zamanın içinde genleşerek eylenmesine tanıklık ediyoruz. Sadece pabuçlar renkli, iki kişi renkli pabuçlar giyiyorlar.

Kırmızı olan düğünlerde giyilen cinsten.

Bir düğünde giyilmiş ve bir daha hiç giyilmemiş gibi. Ayaklar birbirinin üzerinde bekliyor, kahkahasını bekliyor, kahkahanın hatırası ayakları da işgal ediyor, üst üste getiriyor, ayakları sandalyeden kalkılamaz bir biçime sokuyor, kahkahanın gölgesi devam ediyor. Aynen ağlamanın boğazda yankıladığı hıçkırık-haykırış- gibi. O da devam ediyor. Başka bir beden yerde oturmuş sırt çantasının içine bakarken devam ediyor. Çocukluğa dair bir hıçkırık-ağlayış, haykırış- gibi. Devam ediyor. Ol(a)mayan, beklenmeyen haller içine giren bedenler ara  ara sahne alanından- beyaz boşluktan- çıkıp gidiyorlar, içerde kalan(lar) devam ediyor. Sonra çıkanlar bazen ellerinde bir nesneyle geri geliyorlar, bir sürahi, bir ilaç şişesi. Bir el feneri vardı başta, bazen onun ışığı geri geliyor, bedenin parçalarını aydınlatıyor. Arada duyulan bir ses var. Metronomun bir tıklaması gibi. Zamanın kesintiye uğratılıp anların tekrar edilmesi gibi. Mekanın sınırlarını çizer gibi.

Beyazın üzerine düşen beyaz ışık.

Yere yüzüstü yatan iki farklı beden var, farklı zamanlarda farklı açılarda yere yüzüstü yatıp bir kollarını bedenlerinin altına sokmuş halde kalıyorlar. Bazen belli belirsiz bir gülümseme. En sonda- sona yaklaştığımızı içimizde nereye koyacağımızı bilemediğimiz duyguların yoğunlaşmasından, sıkışmasından anlıyoruz- hıçkırık, atılamayan bir kahkaha, ya da bir arzulama ya da bir tür boşalmayı anımsatan bir sesle titreyen bir beden kalıyor önde, yerde. Biraz arkasında tuvaletin üzerine yüzüstü yatmış, onun gibi sesler çıkaran -ama bazen de hiç ona benzemeyen- bir başka beden var. İkisi kalıyor beyazlığın içinde. Nesnelerle birlikte. Sonra nesneler gidiyor.

Sonra beyaz mekan soyuluyor gibi. Bedenler gidiyor. Vantilatör sağa sola dönerek çalışıyor hala. Ara ara çalışmış ve durmuştu. Mekanda bir serinlik hali.

Arkadan-sahne dışından- Hümeyra’nın Dönülmez Bir Yoldayım şarkısının soluk bir hali duyuluyor. Vantilatör çalışmaya devam ediyor. Artık orada olmayan bedenlerin tüm eylem(e)leri bizim bedenimizde. Nereye koyacağımızı bilemiyoruz.

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Zeynep Günsür Yüceil

Yanıtla