İsmail Yavuztekin
Ne değişti yüz yıldır? Takvimler, arabalar, giysiler, binalar, şehir silüetleri, haritalardaki kırmızı renkli sınır çizgileri… Yani yer kabuğu üzerinde dolaşan insanın ve yarattıklarının kabuğu sadece. Ya çekirdek? Daha insanca bir yaşam kurmak için çatlayıp yeni filizler verdi mi insan çekirdeği? Verecek mi? Verir mi dersiniz?

Nürnberg Devlet Tiyatrosu (Staatstheater Nürnberg) tarafından sahnelenen “Kleiner Mann, was nun?” (Küçük Adam, Şimdi Ne Olacak?) oyunu, yüz yıldır yanıtlanamamış soruları sormaya devam ediyor.
Yönetmen Marcel Kohler, Hans Fallada’nın 1932 tarihli romanını aynı adla sahneye uyarlamış. Roman, Lene Grösch’ün dramaturjisiyle, günümüzün ekonomik ve toplumsal krizlerinin altını, bugünün diliyle konuşarak çiziyor. 12 Aralık 2025’te prömiyeri yapılan oyun, başta Nürnberg olmak üzere Almanya’nın çeşitli kentlerinde kapalı gişe sahnelenmeye devam ediyor.
Fallada’nın romanı, büyük buhranın yarattığı sarsıntının da etkisiyle son demlerini yaşayan Weimar Cumhuriyeti’ndeki sosyal güvencesizlik, işsizlik, aşırı sağın yükselişi ve ekonomik kriz gibi ağır sorunlarla boğuşan küçük bir ailenin ayakta kalma çabasını anlatır.
Kohler uyarlamasında, Fallada’nın yaşamından önemli kesitleri güçlü bir yan öykü olarak işlerken, Fallada’yı da bir karakter olarak olay örgüsüne dahil ediyor. Sahnede yalnızca Pinneberg ve Lämmchen’in değil, Fallada’nın da hayatta kalma mücadelesini, bağımlılık, yalnızlık ve yazarlık sancılarını izliyoruz.

Fallada ile Pinneberg arasında kurulan paralellik, oyunun dramaturjik omurgasını oluşturuyor. İki küçük adam, farklı gibi görünse de birbirine sıkı sıkıya bağlı sebeplerden dolayı sıkıştıkları sistem çarklarının dişlileri arasında can çekişmektedir. Birinin hayatı ekonomik sistem, diğerinin hayatı ise hem bağımlılık sorunları hem de sanatçı olmanın yüküyle kuşatılmıştır.
Oyunda yazar, anlatının içinde bulunan bir oyun kişisidir. Oyun devam ederken, yarattığı karakterlerin kaderine müdahale eden, onlara umut veren, acı çektiren ya da onları ortadan kaldıran etkin bir işlev görür. Yazarı, yarattığı oyun kişileri karşısında tanrısal bir konuma yerleşirken, kendi hayatı karşısındaki çaresizliğini de açıkça ortaya koyuyor. Kohlerin bu yaklaşımı, oyunun üretim sürecini gösteren güçlü ve cesur bir metatiyatral tercih.
Oyunda kullanılan mizah trajik olanı daha görünür kılmış. Epik Tiyatro ögeleri de ustalıkla ve dengeli biçimde kullanılmış. Özellikle koreografik bölümlerde görülen grotesk oyunculuk, hızlı karakter değişimleri ve müzikal müdahaleler amaçlanan yabancılaştırmayı sağlıyor. Anlatılan dünyanın absürtlüğünü de vurgulayan bu efektler, yarattığı eğlence atmosferiyle, “güleriz ağlanacak halimize,” dedirtiyor.
Döngü
Torsten Köpf’, yaptığı sahne tasarımıyla üç katmanlı bir dünya oluşturmuş. İki katlı bir ev ve sokaktan oluşan dekor, oyunun tasarım dramaturgisini görünür hale getiriyor. Üst katta Pinneberg ve Lämmchen’in dairesi, alt katta ise Fallada’nın yaşam alanı bulunuyor. Böylece karakter ile yaratıcı aynı çatı altında alt alta, üst üste getiriliyor.

Birinci perdede saat yönünde, ikinci perdede ise ters yönde dönen mekân, hareket eden merdivenler ve katmanlı yapı, bireyin bir çıkış ararken sürekli aynı noktaya dönmesinin ve değişim yanılsamasının güçlü bir görsel metaforu. Sahne üzerinde fiziksel hareket ile sınıfsal hareket arasında sürekli bir ilişki kuruluyor.
Sokaktaki aksiyon çoğunlukla koreografik mizansenlerle yansıtılıyor. Yer yer akrobasi, dans ve müzikle yükselen tempo, bu alanı oyunun devinim merkezi haline getiriyor. Toplumsal ve ekonomik krizler sokakta gün yüzüne çıkıyor. Haykırarak, kavga ederek, çırılçıplak soyunarak, cansız mankenleri parçalayarak, üzerine umutlu dilekler yazılmış kâğıttan uçakları uçurarak… Küçük insanlar, büyük isyanlarını bir o yana bir bu yana dönen dünyaya karşı darmadağınık bir halde haykırıyor.
Oyun boyunca yapılan dekor değişimleri, oyuncuların sahnedeki konumları, ışık ve ses efektleri, farklı mizansenlerin eşzamanlılığı gibi hassas bir zamanlama ve uyum gerektiren aksiyonlar neredeyse kusursuzca yapılıyor.

Bazen Kelimeler Gereksizdir.
Linn Reusse’nin video ve animasyon çalışmaları oyunun görsel dramaturgisinin önemli bölümünü oluşturmuş. Özellikle Pinneberg ve Lämmchen’in bebeklerinin doğum sürecinde kullanılan çizgi animasyon, o anlarda kelimelerin gereksizliğinin estetik ve teknolojik kanıtı gibi. Döllenmeden doğuma uzanan tüm süreç, yaklaşık bir dakikada çizgi animasyonla aktarılıyor. Aynı yöntem, uzun monologların kısaltılmasında ve karakterlerin iç çatışmalarının aktarılmasında da etkili biçimde kullanılmış. Dolayısıyla teknolojik olanaklar yalnızca atmosfer yaratmakla sınırlı kalmayıp anlam üretimine doğrudan katılıyor.

Para, Para, Para
Joshua Kliefert’in oynadığı Pinneberg işini ve ekonomik güvenliğini kaybetme korkusuyla giderek daralan bir yaşam alanında sıkışırken baba olmanın sorumluluğuyla eziliyor. Sasha Weis’in oynadığı Lämmchen ise daha güçlü ve bağımsız bir karakter. “Geld, geld, geld (Para, para, para)” motifi, ekonomik koşulların özel hayat üzerindeki belirleyiciliğinin altını çizerken, Lämmchen’in “Der Wind weht allezeit (Rüzgâr her zaman eser)” şarkısı bu baskının karşısında anaç bir direniş gösteriyor. Aşk, genç çift için hayata karşı romantik bir sığınak değildir artık. Her şeye rağmen korunmaya çalışılan bir dayanışma biçimi, var oluş ve karşı duruş biçimidir.

“Hâlâ Buradayız”
Oyundaki önemli göstergelerden biri, dekorun oyun devam ederken sökülmesiydi. Toplumsal çöküş ve çözülmeyi simgeleyen koreografiyle eş zamanlı olarak gerçekleşen bu eylemin sonunda sahne bir anda boşalırken geride sadece her şeyi yıkayan yağmurun şıpırtısına karışan yüz yıllık soru kalıyordu: Küçük adam, şimdi ne olacak? Sırılsıklam olmuş Pinneberg ve Lämmchen birbirlerine sarılarak evlerine dönerken yanıtı Lämmchen veriyor: “Birlikteyiz. İkimiz.” Bebek annesinin kucağında uyuyor. Henüz hiçbir şey değişmiş değil ama Lämmchen dirençle ve umutla fısıldıyor: “Hâlâ buradayız.”
