Hey Oradakiler…

Yurdumun dört bir yanında sahnelere çıkan meslektaşlarım, sahne gerisinde alın teri döken yaratıcı dostlarım; Ankara, Adana, Antalya, Diyarbakır, İzmir, İstanbul, Trabzon, Erzurum, Tekirdağ’da el ele tutuşan kardeşlerim Dünya Tiyatro günümüz kutlu olsun.

Yer yüzünün  her köşe bucağında seyircilerini selamlayan yol arkadaşlarım Güney Afrika’da, Mozambik’de, Küba’da, Çin’de, Japonya’da, Almanya ve İngiltere’de, İran, Irak, Filistin’de amansız direnen kardeşlerim Dünya Tiyatro günümüz kutlu olsun.

Size bu kutlama metnini “2010 da Avrupa Kültür Başkenti” ilan edilmiş bir kentin tiyatro salonlarından yoksun bırakılmış, seyircisi ile oyuncusu ötekileştirilmiş, yoksullaştırılmış, kimsesizleştirilmiş, karmaşanın ve koca bir yalanın esiri haline getirilmiş İstanbul’dan yazıyorum.

Sevgili meslektaşlarım,

Benim ülkemde yalan, gündelik kandırmacanın, göz boyamanın, sıradanlaştırmanın, hiçe saymanın adıdır.

Benim ülkemde talan, ortak değerlerimizi emperyalist tekellere  ve yandaş cemaat örgütlerine pazarlamanın adıdır.

Benim ülkemde Barış-Eşitlik-Özgürlük, yalnızca kuşların kanatlarında gökyüzünde dolaşır.

Benim ülkemde hak, hukuk, bağımsız yargı  ve yasalar önünde aynılık ayaklar altındadır.

Benim ülkemde, son yedi yılda insanlarımın yüzde yirmisi yoksullaşmış, işsizlik aynı oranda çoğalmıştır.

Benim ülkemde Eğitim-Sağlık-iletişim ve onlarca kamu alanı özelleştirilmiş, sistemler teslim alınmıştır.

Benim ülkemde işçi ve çalışan hakları  gasp edilmiş, örgütlenme özgürlükleri yasalarla bastırılmıştır.

Benim ülkemde tarım emekçileri, köylüler hiçleştirilmiş, emperyalist dayatmalara kurban edilmiştir.

Benim ülkemde din, bezirganların elindedir ve aydınlığa, barışa ve eşitliğe karşı patlamaya hazır bir silah haline getirilmiştir.

Benim ülkemde, halklar arasına ayrılık tohumları ekiliyor, insanlarımın topluca ülke dışına sürgün edilmeleri konuşuluyor.

“Açılımlar” adı altında ne olduğu bile anlaşılmayan kampanyalar yürütülerek toplumumuz  suskunlaştırılıp, tek tip haline dönüştürülmeye çabalanıyor.

Ülkemde halen tiyatro salonları, kültür merkezleri yıkılıyor.

Ülkemde oyunlar, yazarlar, çizerler yasaklanıyor, davalar açılıyor.

Devlet Tiyatroları, Opera Bale ve Senfoni için, siyasi iktidarın kirli emelleri açığa çıkıyor. Bu köklü kurumların özelleştirilmesi için komisyonlar kuruluyor.

Müzelerimiz, kütüphanelerimiz aynı sona doğru iteleniyor.

Dünya insanlığının ortak mirası olduğuna inandığımız kültürel kalıtlar, paketlenerek

alınıp-satılabilinen metalar haline dönüştürülüyor.

Tüm sanat alanlarındaki yaratıcı dostlarımızın özlük hakları, gasp edilmiş durumdadır.

Özel, amatör, belediye tiyatroları; üniversite tiyatroları, tarihimizin en kötü yıllarını yaşıyor.

2010 da “Avrupa Kültür Başkenti” ilan edilmiş İstanbul’dan görülenler yalnızca bunlar değil elbet.

Ülkemin tüm sanatsal yaratılarına uygun tek mekanı Atatürk Kültür Merkezi, rant avcılarının kirli çıkarlarına kurban ediliyor.

Kentlerimizin kültürel dokuları üstünde, “dönüşüm” adıyla paylaşım hesapları yapıyorlar.

Bir arada yaşama geleneklerimiz, çıkar uğruna budanıyor.

Kimilerimiz yalan tıkınmak için padişah özentilerinin sofralarında bağdaş  kurarken, kimilerimiz yüreklerini işçilerin , emekçilerin verdikleri onurlu mücadelenin yanına katıyorlar.

Biliyoruz ki; ülkemizin üstünde çoğalan bu kara bulutlar bir gün yok olacak ve hepimiz insanlığın yaktığı büyük bir meydan ateşiyle birlikte ısınacağız.

Barış hepimizi için,

Eşitlik hepimiz için,

Özgürlük hepimiz için olduğunda, sahnelerimizden çoğalan alkışlar alkışlara karışacak.

Önümüzde uzun bir yol ve daha haykırmamız gereken binlerce sözcük var.

Yaşasın Dünya Tiyatro Günümüz.

oaydinoaydin@gmail.com

anlamakgideni.blogspot.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: